Kirada oturan herkesin rüyasını süsler kendi evinde oturmak... Ama ev almak da cesaret istiyor, kolay değil çünkü yüklü miktarda borcun altına girmek. Bu düşüncelerle çoğumuz yıllarca ev alma rüyalarını erteleyip duruyoruz. Ama aslında boşuna bekliyor olabiliriz.

Geçenlerde bir arkadaşım şöyle dedi: “Son 5 yılda toplam 70 bin lira kira ödedim. Keşke 5 yıl önce ev alsaydım, çok daha karlı olurdum.” Düşününce, arkadaşım çok haklıydı. 8-10 yılda kiraya ödediğiniz parayla konut kredisinin faizini ödemiş olsaydık, çoktan ev sahibi olmuştuk. Bankaya konut kredisinin faizini ödemekten kaçarken, yıllarca aynı parayı kiraya, yani ev sahibine ödüyoruz.

Ödemeyi kime yapalım, bankaya mı ev sahibine mi?

Basit bir örnekle tezimi doğrulamaya çalışayım. 100 ile 120 bin TL civarında bir ev almayı planladınız ve 80 bin TL konut kredisi çekmeyi düşünüyorsunuz. Bu durumda 80 bin TL'lik konut kredisine 10 yılda düz toplamda 62 bin TL civarında kredi faizi ödersiniz.

500-600 TL civarında kira ödediğiniz bir eve de yine düz hesapla 10 yılda 70 bin TL'ye yakın kira ödersiniz. Yani bir yerde konut kredisi faizini bankaya değil, ev sahibine ödemiş olursunuz. Aslında ödediğiniz kira her yıl (bugünün enflasyon rakamlarıyla) yüzde 10 oranında artarken, kredi ödemeleri sabit kalır. Bu durumda yaklaşık 8-9 yılda ödeyeceğiniz kirayla konut kredisinin faizini ödemiş olursunuz. Üstelik size ait olan evinizin değeri de artacağından enflasyon oranında artan ev fiyatlarından da etkilenmemiş olursunuz.

Beklediğiniz her yıl ev fiyatları artıyor

Sizin almak istediğiniz eviniz prim yapmayacak durumda olsa bile ev fiyatları, en azından çimento demir fiyatlarındaki artışa bağlı olarak yükselecek, ve bu durumda istediğiniz evi almak giderek daha da zorlaşacaktır.

Konut kredisi faizine takılmak yerine kendi evinize bir an önce geçmenin planlarını yapın. Tabi arkadaşım gibi daha sonra pişman olmak istemiyorsanız.

Konut kredisiyle ev almak konusunda kafanızda oluşan diğer soruları gidermek için daha önce bu konuyla ilgili yazdığım yazıyı da okumanızı önereririm.

Yazar : Tuğba Hacıbayramoğlu