Para para para!

Varlığı bir dert yokluğu yara!

Bir nesil bu şarkılarla büyüdü ve para ile hayatın bir yerinde tanıştı. Para; aileleri, ilişkileri, iş hayatını yönlendiren ve bazen çıkmaza sokan bir meta. Global düzeyde para, savaş ve suçlar noktasında yine kolay hedef suçlulardan. Tüm bunlar bireyin günlük yaşamına stres kaynağı olarak yansıyor.

Türkiye'de bir bireyin ortalama hayatının özetini çıkaracak olsak; eğitim dönemi, iş hayatı, evlilik ve aile kurumu inşaası ile geçtiğini söyleyebiliriz. Bir zamanlar genel eğilim, erkek ve kadın ilişkisinde, kadının daha evle ilgili erkeğin ise çalışan ve para getiren olması yönündeydi. Aile ve sosyal çevrenin ilk göz gezdirdiği münasiplik kriterleri bunlardı. Bugünse eşler birlikte çalışıp birlikte kazanmak ve yaşam güçlerini çoğaltmak istiyorlar. Sanayileşme sonrası ekonomik hayatın canlanmasına da bağlı olarak toplumsal yapıya etkileri bu doğal seyri yarattı. Eğitim, iş imkanları, şehre göç yoğunluğu kadınların toplum içindeki yerlerini değiştirip evlerinden sokaklara, memuriyete, fabrikalara, plazalara, iş hayatının her kademesinde çeşitlilik gösteren bir noktaya taşıdı.

Peki evlilik ve buna bağlı olarak çiftlerin para ile olan ilişkileri nasıl değişti?

Yine evin mutfak idaresinin kadına, dış borçlar ve harcamalar idaresinin erkeğe ait olduğu hallerden; ortaklaşa alım kararlarına terfi edildi. Kadının söz hakkı alanları ekonomiyi ve dolayısıyla tüm kararları bağlayıcı hale geldi. Eş seçimleri genel olarak, benzer sosyal ortamları paylaşmış, benzer gelir ve iş imkanları ile donanmış ve ailelerin third party katılım gerçekleştirdiği bir aşamaya dönüştü. Bu değişimler kaçınılmazdı ve bundan sonra nereye gittiğimizi de yeni nesil belirleyecek.

Benim girmek istediğim asıl kılçıklı konu ise, para için evlenmek söylemi, özellikle paradan ya da dünya derdinden koruduğumuz son romantik kalemizi de yıkıyor. Hemen hemen kimse bunu dillendirmiyor ya da sahiden bunu düşünmeyecek koşullarda yaşıyor. Peki size zengin biriyle evlenmek istediğini söyleyen bir yakınınızı ya da iç sesinizi duyarsanız ne yaparsınız?

Burada sorumuz elbette, türk filmlerinin kötü kadın/adam tiplemeleri tadında eş adayınızı önceden belirleyip ağlarınızı örerek avınıza yaklaşmanız değil. Ya da kendinizi mücevherler, kürkler, lüks arabalar içinde hayal etmeniz de değil. Bahsetmek istediğimiz daha çok şu türden bir şey, eğitiminiz, sürdürdüğünüz yaşam, kariyeriniz ve hayata bakışınız düşünüldüğünde; hayatınızı birleştirmek istediğiniz kişi için baz beklentileriniz oluşur. Bu noktada karşınızdaki kişinin para sahibi ve paraya değer veren biri olmasını beklemek anlamsız olmaz. Hatta ilişkilerde pek çok dönüşsüz sorun paraya verilen değerin ortak müşterek de buluşmamasıdır desek yanılmış olmayız.

Sahip olduklarınızı paylaşarak daha azına razı gelmek bir seçim olabileceği gibi, aileniz; gelecekle ilgili beklentileriniz ile ilgili özellikle ilk gençlikten sonra yapılan evlilikler için ekonomik bağlamda daha yüksek beklentilere sahip olmak normal. Bunu "zengin biriyle evlenmeyi tercih ederim" biçiminde dillendirdiğinizde yanlış anlaşılmanız ise yüksek ihtimal.

Ancak; sevgili hanımlar-beyler, yalnız değilsiniz, evrim devam ediyor. Nasıl ki bir zamanlar eşlerini çalıştırmayı yakışıksız bulan beyefendiler bugün eşlerinin çalışmasını gerekli buluyorsa, bu söylem de kısa bir zaman sonra bu olumsuz etiketten sıyrılacak gibi görünüyor.