Doğu Akdeniz’in biricik şehri Adana havası, insanı, yemekleri ve tarihi ile bambaşka bir yer. Yalnızca kebabın kalbinin attığı yer olmakla kalmayan Adana insanlık tarihinin de kalbi olabilecek bir şehir. Efes gibi görkemli, Side kadar eski ve Kommagene gibi gizemli kalabilmiş antik kentleri; Hitit İmparatorluğu’nun ayak izleri ile bir tarih kitabı gibi. Adana’nın tarihi dokusunu tatmak, öğrenmek istiyorsan bizimle birlikte bu güzel şehri keşfe katılmanın tam sırası!

Şehrin en önemli tarihi yapılarından biri ve Ramazanoğulları Beyliği’nin başyapıtı olan cami Adana'nın en büyük 2. camisi. Selçuklu, Osmanlı ve Memluk mimarisinin özelliklerini taşıyan Ulu Camii; medrese, türbe, imaret, sıbyan mektebi gibi yapıları da içeren Ramazanoğlu Külliyesinin bir parçası. 16. yüzyılda yapılmış caminin mihrap duvarında İznik ve Kütahya çinileri süslüyor. Caminin bitişiğinde, bitki motifleri ve çiniler ile süslenmiş türbeyi görebilirsin.

Türkiye’nin en eski on müzesinden olan Adana Müzesi, insanlık tarihinin kalıntılarını prehistorik dönemden günümüze getiriyor. Müzede prehistorik dönem, Hitit, Asur, Arkaik, Hellenistik, Roma, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait heykeller, lahitler, sunaklar, büstler gibi arkeolojik buluntular yer alıyor. Eserler içerisinde özellikle Hitit Fırtına Tanrısı Tarhunda’nın heykeli, Anadolu Hiyeroglif Yazıtlı Stel, Babil Steli, bronz Erkek Heykeli ile Roma dönemine ait mermer “Antropoid Lahit” ve “Akhilleus Lahti” oldukça dikkat çekici. Bunların yanı sıra müzedeki dioramalar, görseller ve canlandırmalar ile insanlığın geçmiş dönemlerini öğrenebilirsin. Ayrıca Adana Mozaik Müzesi’ndeki eserler de bu müzeye taşındığından Nuh’un gemisine aldığı hayvanların tasvir edildiği zemin mozaiğini de görebilmen mümkün.
MüzeKart geçerli.
18 yaş altı ve 65 yaş üstü ücretsiz.
30 TL.
Açık olduğu saatler
Pazartesi günleri kapalı.
09.00- 18.30

Söylentiye göre Hasanağa Camii, Ramazanoğlu Pîrî Paşa Adana dışındayken, Ulu Cami'nin inşaatından arttırılan malzeme ile yaptırılmış. Bu söylentilere göre caminin 16. yüzyılda yapıldığı düşünülüyor. Caminin oluklu kiremitleri, çinileri ve mihraplarla minberlerdeki renkli taş işçiliğinin Ulu Camii ile benzerliği söylentisi ilgi çekici kılıyor.

İbrahim Paşa Tabyası, Osmanlı Döneminden kalma ve Adana’nın en önemli eserlerinden. Dönemin önemli isimlerinden İbrahim Paşa tarafından yaptırıldığı için adı İbrahim Paşa Tabyası olmuş olan yapının bulunduğu bölgede, Kızıl Tabya ve Ak Tabya adında iki farklı tabya da bulunuyor. Toplam 3 yapının bir arada bulunduğu bölge, Tekir Yaylası üzerinde. Oval yapısı ve ilginç mimarisi ile dikkat çeken İbrahim Paşa Tabyası, Adana’ya geldiğinizde mutlaka ziyaret etmen gereken yerlerden.

1880’li yıllarda yapıldığı düşünülen kilise, bir İtalyan Katolik kilisesi. Hem Protestan hem de Katolik cemaati tarafından kullanılan kilisenin ismi, kilisenin tepesindeki Meryem Ana’nın tunç heykelinin halk tarafından bebeğe benzetilmesinden geliyor. Kilise, Hristiyanlığa kutsal üçlüyü getiren Aziz Pavlus adına yaptırılmış.
Ücretsiz.
Açık olduğu saatleri
Pazar ve Cuma günleri hariç 09.00- 12.00, 14.00- 17.00
Cuma günleri 09.00- 12.00
Pazar günleri 11’de ayin olduğundan turistik ziyaretlere izin verilmiyor.

Geçmişi ve şimdiyi aynı anda yaşatan Tepebağ evleri, Adana’nın en eski yerleşim yeri olan Tepebağ Höyüğünde bulunuyor. Ramazanoğlu Halit Bey tarafından 15. yüzyılda bölgeye yaptırılan konak bu evlerin en güzel örneklerinden biri.
Osmanlı dönemi halkının yaptığı bu evlerin yanı sıra bölgede bulunan Mısır Orta Krallık Dönemi 12. Hanedanlığına ait Hemşire Sitsnefru heykelciği de Tepebağın insanlık tarihindeki izlerinden.

Büyük Saat Kulesi, 32 metrelik uzunluğu ile Türkiye’deki en uzun saat kulelerinden. Ziya Paşa ile inşasına başlanan ve 1882 yılında Abidin Paşa ile tamamlanan kule modernleşmenin simgesi olarak görülüyor. Tuğla ile inşa edilmiş olan kule Osmanlı döneminin en uzun saat kulesi olarak bilinirken, Dolmabahçe Saat Kulesinden daha uzun olduğu karşımıza çıkıyor. Kulenin bir bu kadar da derinliği olduğu söyleniyor.

Müze Kuruköprü Anıt Müzesi ve Geleneksel Adana Evi olmak üzere aynı bahçe içerisinde bulunan iki farklı yapıda hizmet vermekte. Kuruköprü Anıt Müzesi’nin bulunduğu yapı, Rum cemiyetinin 1845 yılında yaptığı bir Rum Kilisesi ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapan anıtsal bir yapı olarak hizmet veriyor. Kuruköprü Anıt Müzesi İle birlikte ziyarete açılan Geleneksel Adana Evi kısmı ise aynı bahçede yer alan iki katlı bir yapı. Adana’nın geleneksel yaşamını aktarabilmek için tasarlanmış. Ahşap merdivenlerle çıkılan Adana evinde günlük yaşamın anlatıldığı Başoda ve Gelin Odası, yemek kültürünün anlatıldığı Mutfak ve bölge için önemli olan dokumacılığın anlatıldığı Günlük Oda’da Adana’nın kültürünü keşfedebilirsin.
Ücretsiz.
Açık olduğu saatler
Her gün açık.
08.30- 17.00

Büyük Saat Kulesinin karşısında bulunan Çarşı Hamamı, Ramazanoğulları’ndan Piri Paşa tarafından 1529'da yaptırılmış. Tek hamam halindeki eserin ilk bölümünü oluşturan soyunmalık kalın kesme taştan. İçeriyi aydınlatmak için ise büyük kubbenin ortasında aydınlık feneri bulunuyor. Soyunmalık kısmındaki büyük kemer bir eyvan gibi yapılmış. Soyunmalığın duvarının ortasındaki bir dar kapıyla soğukluk kısmına geçiliyor. Ilıklığı takiben batı uçta yer alan sıcaklık ve sıcak su deposu ile hamam planı tamamlanmakta. Adana’nın en büyük hamamı olma özelliğine de sahip Çarşı Hamamı günümüzde hala faaliyette. Ayrıca giriş kapısı üzerindeki özenli taş işçiliği oldukça dikkat çekici.

‘’İpek Yolu’nun İzinden’’ projesi kapsamında turizme katılan Kurtkulağı Kervansarayı, 1700’lü yıllarda Hüseyin Paşa tarafından inşa edilmiş. Kervansarayın Osmanlı Dönemi'nde "menzil hanı" olarak kullanıldığı biliniyor. Menzil hanı; haberleşmenin yapıldığı, at ve görevlilerin bulunduğu konaklama yerleri için kullanılan bir tür postahane. Yani aslında bu kervansaray Osmanlı için önemli bir haberleşme merkeziymiş.

Evliya Çelebi’nin Şahmeran Kalesi olarak bahsettiği kalenin efsanesi de Şahmeran’la ilgili. Efsanelere göre, Şahmeran bu kalede yaşarmış. Seyahatnamesinde de Evliya Çelebi kalede çok fazla yılan olduğundan bahsediyor. Kaleyle ilgili bir diğer efsane ise, kalede yaşayan yılanların sütle beslendiği ve bir gün sütü biten yılanların Misis kentine inerek insanları öldüreceği yönünde. Yılan Kalesi, İpek Yolunda yer alıyor. Çukurova'nın Haçlı işgali döneminde Bizanslılar tarafından yapılmış. Sarp kayaların üzerine konumlandırılmış kalenin tasarımı, surları, burçları, kale meydanına üç kapıdan sonra ulaşılabilmesi ve kapıları birbirine bağlayan portatif merdivenleri ile fethedilmesi oldukça zor bir kale olmuş. Kale üzerinde Bizans, Haçlı ve Ermeni onarımlarını ve kalenin burçlarından Anavarza, Tumlu ve Kozan kalelerini görebilirsin.

Misis Köprüsü, Anadolu’nun ilk Roma Köprüsü olarak biliniyor. İnanca göre ölümsüzlük ilacını bulan Lokman Hekimin ilacı yazdığı kağıt, Misis Köprüsünde elinden uçmuş. 1. yüzyılda İmparator Vespasianus döneminde inşa edilmiş olabileceği öne sürülen köprünün günümüze ulaşamayan 2 adet sütunu olduğu da söyleniyor. Birinde 16. lejyondan bir askere ait bir kitabe, diğerinde ise bir öküz başının olduğu söylenen sütunların yeri bilinmiyor. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde de Köprülü Mehmed Paşa tarafından onarım gördüğü yazan köprü daha başka birçok onarım görmüş.

Kaleler zincirinin ilk noktası olan Dumlu Kalesi, orta çağdan kalma bir kale. Asur, Pers, ve Romalılar tarafından kullanılmış olan Dumlu Kalesi Çukurova’da “dağ kaleleri” olarak da biliniyor. Kalkerli bir tepe üzerine inşa edilmiş kalenin at nalı şeklinde bir burcu var. Ovaya bakan yönünde bir gözetleme kulesi ve savunma için yapılmış hendekler bulunuyor. Kalenin 25 kilometre kuzeyinde Anavarza Kalesi, 20 kilometre güneyinde ise Yılan Kale yer alıyor.

Etrafı surlarla çevrili yaklaşık 1300 hektarlık alanda kurulu Anavarza, Efes’in yaklaşık beş katı olan büyüklüğü ile Anadolu’nun en büyük antik kenti. Arkeolojik çalışmalarda ortaya çıkan taş baltalar, Anavarza'nın yerleşim tarihinin MÖ. 5000 yılında başladığına işaret ediyor. Şehirleşme tarihi ise MÖ 1. yüzyılda Romalıların Ceyhan havzasını ele geçirmesi ile başlıyor. MS 2. yüzyılda da antik dünyanın büyük güçlerinden Tarsus ile Kilikya Birliğinin liderliği için rekabet eden Anavarza, bu noktada Anadolu'nun en önemli yerleşimlerinden biri haline gelmiş. 408 yılında ise II.Klikya Bölgesinin başkenti olmuş.
Ücretsiz.
Açık olduğu saatler
08.00- 17.00

Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki projelerden olan Bağdat Demiryolu kapsamında 1907-1912 yılları arasında Alman Philipp Holzman firması tarafından inşa edilmiş köprü, 4 ana ayak üzerine yer almakta. Köprünün ilginç özelliklerinden biri ayaklardan birinin diğerlerinden 1 metre önde yer alması. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2019’da belirlenen Türkiye’nin en önemli 13 köprüsünden biri olma özelliğine de sahip.
Mondros sonrasında Adana’yı işgal eden Fransızlar'ın İç Anadolu’ya malzeme ve asker sevkiyatını engellemek için Varda Köprüsü havaya uçurulmak istenmiş fakat işgal sırasında anlaşma üzerine bu bölgede görevde bırakılan Mühendis Mösyö Deduval, böyle bir sanat eserinin yıkılmasını önlemek için saatlerce yalvarmış, Varda Köprüsü yerine Yaramış Köprüsü dinamitlenerek Fransızların ikmali engellenmiş.

Sarp bir tepe üzerinde yer alan Feke Kalesi, buradan geçen kervan yolunu kontrol etmek amacıyla 12. yüzyılda Bizanslılar tarafından yaptırılmış. Daha sonrasında Selçuklular tarafından da kullanılmış olan kalenin, sekiz burcu ve bir gözetleme kulesi var. Fakat günümüzde bu burçların yarıdan fazları toprağa gömülmüş durumdaymış. Kale içerisinde yapı kalıntılarının izleri bulunuyor. Tek giriş kapısı ise güney yönünde.

Kalenin ne zaman ve kimler tarafından inşa edildiği kesin olarak bilinmiyor, bazı kaynaklar kalenin mimarı olarak Asurluları göstermekte, 700 yıla yakın bir süre bölgede hüküm süren Hititlerin de bu kaleyi yapmış olabileceği düşünülüyor. Kalenin, 44 kule ve burcunun büyük çoğunluğu hala ayakta. Ahmedek adından bir iç kalesi de bulunan Kozan Kalesinin mahzenleri ve gizli yolları da bulunuyor.
Kuzey ve güney olmak üzere iki ayrı kale grubundan oluşan bölümler birbirlerine bir sur ile bağlı. Dışından bulunan ikinci sur ise Ermeni Katolikosluğu’na merkezlik yapan kiliseyi, kiliseye ait kütüphaneyi, misafirhaneyi ve keşiş odalarını çevrelemekte.

1501 yılında Surp Hagop Ermeni Kilisesi, Ramazanoğlu Halil Bey’in emri ile camiye çevrilmiş; cami yörenin ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalınca da Piri Mehmet Paşa yanı başına Ulu Cami tipinde yeni bir cami yaptırmış ve iki yapı birleştirilmiş. Minaresi 1525’te yapılan caminin bir medrese ile bir külliyesi de mevcut. Caminin eski minaresi günümüze gelememiş, günümüzdeki minaresi 1941 yılında yapılmış. 19. yüzyılda önünde yağ satışı yapılan bir pazar kurulduğundan halk arasında Yağ Cami olarak adlandırılmış.

Camii bir Memlük tarihi eseri. Ulu camiler kategorisinde değerlendirilen eser, dikdörtgen plan üzerine kurulmuş. Eser birçok kez tekrarlanan onarım çalışmaları sonucunda Memlûk mimari özelliğini ciddi ölçüde yitirse de başlıca ölçülerini koruduğu görülebiliyor. Yapımında demir ve çimento kullanılmamasına rağmen yaklaşık 600 yıldır ayakta ve günümüzde cami olarak hizmet vermeye devam etmekte.
Hoşkadem Camii, sadece ibadet açısından değil aynı zamanda kurtuluş törenleri için de önemli bir yere sahip. 1920 yılında Fransız işgalinden kurtulan Kozan’ın düşman işgalinden kurtuluş törenleri bu camiden başlatılmış ve özgürlüğü simgeleyen, gelinlik giydirilen özgürlük kızı törenler eşliğinde bu mabetten çıkarılmış.

Adana’nın simgesi niteliğindeki köprü, Seyhan ve Yüreğir yakalarını birleştiriyor. Aslında bir Roma eseri olan köprü, Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırılmış ve Roma İmparatoru I. Justinianus zamanında ciddi şekilde onarım görmüş. İmparatorluğun geniş topraklarındaki hakimiyetin zorlaştığı ve dolayısıyla ulaşımın önem kazandığı 4. yüzyılda inşa edilmiş olan Taş Köprü hala kullanımda olan en eski köprülerden biri. Ayrıca Türkiye’nin en önemli 13 köprüsü arasında yer alıyor.

Adana’nın tarihi çarşılarından olan Kazancılar Çarşısı, hem tarihi hem de ticari bir öneme sahip olmasıyla Adana'nın önemli noktalarından biri. Geleneksel zanaatkarları ve esnafı ile tarihi dokusunu korumaya devam eden çarşı, geçmişte yalnızca bakırcıların ve kalaycıların bulunduğu bir çarşı iken günümüzde el yapımı deri ürünleri, bakır işlemeler, gümüş takılar, el dokuması halılar, yöresel elbiseler ve diğer el işi ürünlerin bulunduğu bir merkez.

Kadeş Antlaşması’nın imzalanmasını sağlayan, Hitit İmparatoru 3. Hattuşil’in karısı Puduhepa’nın bu kente geldiği söyleniyor ki Şar Comana Hitit İmparatorluğuna bağlı Kiznuwatna Krallığının önemli bir merkeziymiş. Adanalı Pduhupe’nın kral ile olan evliliği bu bölgeye ayrı bir önem de kazandırmış. 3-4 yüzyıl önce Şar Comana dünyanın önemli kentlerinden biri olarak varlığını sürdürmüş, Hitit’ten sonra Roma’ya ve Bizans’a ev sahipliği yapmış. Günümüze gelebilmiş kalıntıların çoğu da Roma döneminden kalma. Kentin "Kilise Mahallesi" diye anılan bölgesinde kilisenin ayakta kalan tek bölümü apsis kısmına ait 5 metre yükseklikteki duvar. Bu binaya ait yerdeki taş blokların üzerinde geometrik motifleri ve biri üzerinde bir haç şekli görebilirsin. Ana Tanrıça Tapınağı’nın kapısı olduğu düşünülen ‘’Alakapı’’yı, bina kalıntılarını, rölyefler ve kitabeler ile sütun, sütun başlığı, arşitrav ve kemer gibi çeşit çeşit kalıntıyı da kentte görmen mümkün.

Tarihi boyunca Aigeai, Lajazzo, Ayaş ve Ayas olarak anılmış olan kent 1. yüzyılda en parlak dönemini yaşamış. Roma devrinde büyüyüp gelişen kent ticaret limanlarına açılan önemli bir liman kenti olmuş. Marco Polo kentin limanını 2 kere ziyaret etmiş. Limanın adı da günümüzde Marco Polo. Kentte savunma amaçlı inşa edilmiş iki kale bulunuyor. Karada bulunan kale Ayas Kalesi, Orta Çağ döneminde yapılmış ve bir dönem piskoposluk merkezi olmuş. Denizde ada üzerinde bulunan kale ise Kız Kalesi olarak anılıyor. Mersin’deki Kızkalesi ve İstanbul’daki Kızkulesi için anlatılan efsane burası için de anlatılmakta. Kalenin bir tür gümrük kontrol noktası olduğu düşünülüyor. Kentte bulunan bir diğer eser ise Asklepieion. Antik dünyanın 3 büyük Asklepios Tapınağından biri bu kentte bulunuyor ve M.S. 215 yazında kenti ziyaret eden İmparator Caracalla’nın bu Asklepion’da dertlerinden kurtulduğu söyleniyor.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmış olan Süleymaniye Kulesi de bu kentte bulunan bir diğer eser. Savunma amaçlı yapılmış olan kule askeri özelliği sebebiyle ‘’silahlı ayas kulesi’’ olarak anılıyor. Ayrıca antik kentte sur kalıntıları, hamam kalıntıları, sütunlu cadde, kaya mezarları ve lahitler, adak taşları, yuvarlak sunaklar, künkler, heykel parçaları, değirmen taşları, yazıtlar ve mimari yapıların kalıntılarını görebilirsin. Yapılan kazı çalışmalarında çıkarılan Eros (aşk tanrısı), hippokampos (denizatı) ve balıkların betimlendiği mozaikler günümüzde Adana Müzesi’nde sergileniyor.

Bizans dönemlerine ait yazıtlar ile sikkeler de ismi Mallos olarak geçen antik kent M.Ö.7. yüzyılda kurulmuş. Truva Savaşı’ndan sonra bölgeye gelen Kilikyalı Mopsos ile Yunanlı Amphilokhos kenti kurmuşlar. Antik Kilikya’nın önemli kentlerinden Mallos’un dini merkezi olan Magarsus, tapınaklarıyla tanınan bir kentmiş. Büyük İskender’in dua ettiği Athena Tapınağı ile de ün kazanmış. Etrafı surlarla çevrili, ızgara planlı bir kent tasarımına sahip olan Magarsus’ta, kalıntıları Antik Çağ’dan günümüze ulaşan; kent suru, Orta Çağ Kalesi, Athena Magarsia Tapınağı, tiyatro, stadion, sarnıç, Bizans ve Osmanlı hamamlarını görebilirsin. Antik Yunan, Roma ve Bizans Dönemlerinde önemli bir yerleşim yeri olan kentin özellikle Antik Tiyatrosu görülmeye değer.
Eski Halep yolu üzerinde bulunan Kurtkulağı Camii, Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden.. Kurtkulağı Kervansarayının güneyinde yaklaşık 100 metre uzağında yer alan cami Haydar Ağa tarafından 1601 yılında yaptırılmış. Avlu giriş kapısı üzerinde, çok küçük fakat o derecede iddialı bir sanat anlayışı ile yapılmış olan eski minare, bugünkü yeni minare ile büyük zıtlık içinde. Orijinal minare o kadar kısa yapılmış ki, şerefe çıkıntısı caminin ancak beden duvarları hizasında kalıyor.
İpek Yolu üzerine kurulu bir antik şehir olan Mopsuhestia Neolitik Çağ’a tarihlenen bir höyükte bulunuyor. Neolitik ve kalkolitik dönemde merkezi bir yerleşim yeri olarak kullanıldığı bilinmesine karşın, geleneksel Eski Yunan inanışına göre M.Ö 1200’lü yıllarda Truva Savaşına katıldıktan sonra Çukurova’ya gelen ve Külek Boğazı'ndaki Mopsukhrene kentinin de kurucusu olan Mopsos isimli efsanevi kahraman bu kenti kurmuş. "Mopsos’un Evi" anlamına gelen Mopsuhestia adını bu şekilde almış.
Misis, tarih boyunca Hitit, Asur, Makedonya ve Selevkosların eline geçmiş, Roma ve Bizans devirlerinde de Kilikya bölgesinin önemli bir merkezi olmuş; Roma ve Bizans dönemlerinde İpek Yolu üzerinde önemli bir ulaşım ve ticaret merkezi haline gelmiş. 1516-1517 yıllarındaki Mısır Seferi sırasında ise Osmanlı Devleti'nin egemenliğine girip Ramazanoğulları tarafından Osmanlı’ya bağlı olarak yönetilmiş.
Karasis Kalesi, milattan önce 3. yüzyılda Seleukos İmparatorluğunu kuzeyden gelecek tehlikelere karşı korumak amacıyla Kapadokya’dan Kilikya’ya uzanan yol üzerine inşa edilmiş. Başka bir görüşe göre kalenin aslında tahkimli bir saray veya rezidans olduğu düşünülüyor. Kale içerisinde kayalara oyulmuş evler bulunduğundan, kalenin bir yerleşim yeri olarak kullanıldığı söylenmekte. Kalenin en ünlü özelliği ise kulelerinde bulunan Herakles ve fil kabartmaları.
Akören ve çevresi, yazılı tarihten önceki dönemlere dayanan zengin bir geçmişe sahip. Akören'in de Çatalhöyük’e yakınlığı göz önüne alındığında, tarihi çok eskilere dayandığı düşünülüyor. Bölgede yapılan epigrafik araştırmalar ve temel kazılarında ortaya çıkan cam, gözyaşı şişeleri ve pişmiş toprak kap kırıkları, Akören’in Roma dönemi için önemli bir belge niteliği taşımaktaymış.
Kent, Akören 1 ve Akören 2 olarak isimlendirilen iki farklı noktada yer alıyor. Akören 1 yöre halkı tarafından Göveren olarak anılıyor ve köyün üst tarafında güneybatı yamacında yer alıyor. 30’dan fazla ev bulunan alanın Bizans döneminde inşa edildiği düşünülen kalıntıları günümüzde hala önemini korumakta. Kentin merkezinde bulunan üç kubbeli kilise, bölgenin dini mimarisinin bir örneği olarak kabul ediliyor. Kilisenin güney kapısındaki kalker taşlar üzerinde 572 tarihi yazılı. Ayrıca bölgede günlük yaşamda yağ yapımında kullanılan taşlar bulunmuş. Akören 2 yerleşim yerinin giriş kısmı Kayabaşı olarak isimlendirilmiş. Yerleşim yerinin doğusunda ve batısında yan yana sıralanmış 50’ye yakın ev bulunuyor. Kentin güney batısında kiliseye ait olan bir haç simgesi yer alıyor
Adana’nın tarihi yerleri ile birlikte sana önerimiz şehri de keşfetmen. Adana’da görmen gereken tüm yerler için Adana’da gezilecek yerler yazısına tıkla!