Regnum The Crown’a ilk girişinizde dikkatinizi çeken detay, alışageldiğimiz o 'gösterişli' lüks anlayışının yerini çok daha oturaklı bir sükunetin almış olması. Belek'teki pek çok tesisin aksine burada ihtişam göze sokulmuyor; mimarinin arka planında ve mekanın genişliğinde usulca hissediliyor. Yüksek tavanlı lobiden içeri adım attığınızda, yapının bu devasa ölçeğine rağmen ortamın nasıl böyle sakin kalabildiğine gerçekten şaşırıyorsunuz.
Odalar ise standart bir otel çizgisinden epey uzak. İçeri girdiğiniz an özenle tasarlanmış özel bir rezidansta olduğunuzu hissediyorsunuz. Seçilen malzemelerin kalitesinden tutun da yatakların ergonomisine ve aydınlatmanın göz yormayan sıcaklığına kadar her şey, mekânın o rafine kimliğiyle tam bir uyum içinde.
Sabahları geniş pencerelerden sızan ışıkla uyanıp, dışarıdaki hayata karışmadan önce odanızdaki o sessiz konforun tadını çıkarmak oldukça keyifli bir detay.
Dış mekanlara geçtiğinizde peyzajın ve alan kullanımının ince bir işçilikle kurgulandığını hemen fark ediyorsunuz. İnce kumlu plajda ya da sonsuzluk hissi veren havuz kenarında dinlenirken servisin o görünmez hızı kesinlikle takdire şayan. Bir şeye ihtiyacınız olduğunda etrafınıza bakınmanıza pek gerek kalmıyor. Sınırları çok net çizilmiş, dikkatli ama kişisel alanınızı asla ihlal etmeyen profesyonel bir hizmet anlayışı hakim. Yeme-içme tarafı da bu standardı bozmadan devam ettiriyor. Kalabalık açık büfe karmaşasının yerini, restoranların menülerini ciddiyetle sunduğu ve tabakların masaya tam bir şef özeniyle geldiği daha butik bir sistem almış.
Böylesine izole ve kendi kurallarını koyan bir tesisin ulaşım açısından sunduğu pratiklik ise seyahati en başından kolaylaştırıyor. Antalya Havalimanı’ndan yola çıktıktan sadece 30-35 dakika sonra, o bilindik çam ağaçlarının arasından geçerek otele ulaşıyorsunuz. Standartları zorlayan, her anında ayrıcalıklı hissedeceğiniz ama mahremiyetten de ödün vermeyen elit bir konaklama arıyorsanız, burası beklentilerinizi tam anlamıyla karşılayacak bir adres.