Ürdün’ün mistik atmosferin ve gizem dolu kum taşlarının arasında kaybolup giden bir medeniyetin izlerini takip etmek, kayalara oyulan yapıları yakından keşfetmek ve eşsiz hikâyelere kulak vermek adına Petra Antik Kenti’ni gezi programına alabilirsin. Büyük bir kültürel hazine olarak tanımlayabileceğimiz Petra, macera tutkunları ve tarih meraklıları için muazzam bir fırsat sunuyor.
Binlerce yıllık sırlarla dolu geçmişi, eşine az rastlanır atmosferi, kaya mezarları, tapınakları, antik tiyatroları, sütunlu caddeleri ve manastırlarıyla Petra Antik Kenti, dünyanın en çok ziyaret edilen antik kentleri içerisinde yer alıyor. Petra ziyaretinden önce pek çok soruya yanıt bulabileceğin, rehber niteliğindeki bu içeriğimize göz atmanı tavsiye ediyoruz.

Ürdün’ün Wadi Musa bölgesindeki Hor Dağı’nın hemen eteklerinde konumlanan Petra Antik Kenti, dünyanın 7 harikasından biri. Geçmişi 2 bin yıldan eski olan antik kent, aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası’nda da kendine yer buluyor. Antik kent için “Kayıp Cennet” tanımlaması yapılıyor. Buraya geldiğinde çok sayıda mezar, rölyef, merdiven, tapınak ya da amfi tiyatro ile karşılaşman mümkün. Bu yapıların pek çoğu kireç yaşının oyulması ile oluşturulmuş.
Petra Antik Kenti’nin inşa sürecinde Nebatilerin imzası bulunuyor. M.Ö. 400 ile M.S. 106 yılları arasında Nebatilere başkentlik yaptığı biliniyor. Ürdün’ün turizm yükünü büyük ölçüde sırtlanan Petra, sadece tarihî önemiyle değil, aynı zamanda etkileyici mimarisiyle de ziyaret etmeye fazlasıyla değer. Özel stratejik konumundan kaynaklı olarak tütsü, baharat ve ipek benzeri ürünlerin ticaret yollarında aktif şekilde rol oynayan Petra Antik Kenti, Roma Dönemi içerisinde tam anlamıyla altın çağını yaşamış diyebiliriz. 1800’lerin başlarında Johann Ludwig Burckhardt isimli İsviçreli bir kaşif tarafından yıllar sonra tekrar keşfedilen bu çok özel bölge, hem Nebati hem de Roma mimarisinin kusursuz mimarisini yansıtıyor.
Lut Gölü ile Akabe Körfezi arasındaki antik kentin kökenleri M.Ö. 4’üncü yüzyıla dek uzanıyor. Günümüzün en önemli turistik cazibe yerleri arasında olan Petra’ya girişler oldukça dar bir kanyon üzerinden yapılıyor. Burası tarih ve kültür kadar doğa meraklıları için de cazibesini koruyor. Zira Petra ve çevresinde yer alan trekking rotaları, ziyaretçilere kanyonlar ve sarp kayalıkların hemen arasında unutulması güç bir macera deneyimi vadediyor. Pek çok yazara, sinemacıya ya da fotoğraf sanatçısına ilham olabilecek bir estetiğe sahip olan Petra, geçmişle gelecek arasında sağlam bir köprü kurmayı başarıyor.
Yapım dönemine bakılırsa şaşırtıcı bir şekilde iyi korunmuş olan antik kent, toplamda 100 kilometrekarelik bir alana yayılıyor. Tarihi kaynaklarda Petra’nın “Tauna” ismiyle de anıldığı görülüyor. Ürdün’ün güney bölümündeki bu etkileyici yapıyı her sene bir milyona yakın yabancı turist ziyaret ediyor.

Ülkemizdeki Ürdün seferleri, genellikle başkent Amman’a ve Aqabe’ye yapılıyor. Amman şehrinde Queen Alia Havalimanı, Akabe şehrinde ise King Hussein Uluslararası Havalimanı, Petra Antik Kenti’ne gelmek adına iki temel opsiyon. King Hussein Uluslararası Havalimanı’nın Petra’ya daha yakın olduğunu belirtelim.
Havalimanı sonrasında taksi aracılığıyla Petra’ya ulaşım yaklaşık 2 saat sürüyor. Eğer bütçene daha uygun bir ulaşım seçeneği arıyorsan, Amman Abdali İstasyonu’ndan hareket eden otobüsleri takip edebilirsin. Bu otobüsler hem daha yavaş gittikleri hem de çok dolaştıkları için genellikle 4 saat içinde antik kente ulaşıyor. Eğer özel aracınla ya da kiraladığın araçla Petra’ya gidecksen, Wadi Musa Köyü’ne doğru yönelmen gerekiyor. Buraya ulaşım yalnızca Amman’daki Çöl Otobanı üzerinden yapılıyor.

Petra Antik Kenti yılın her döneminde yoğun kalabalıklarla karşılaşabiliyor. Bu nedenle biletlere genel olarak yoğun bir talep olabiliyor. Giriş saatleri ya da ücretleri özel durumlara ve sezonlara göre değişiklik gösterebiliyor. Bu nedenle ziyaret öncesinde antik kentin resmi sitesinden saatleri teyit etmende yarar var. Bu arada Petra giriş biletlerini ücretsiz şekilde de alabilirsin. Petra Antik Kenti güncel giriş ücretleri ve ziyaret saatleri şu şekilde:
Tek günlük kişi başı 50 JOD
İki günlük kişi başı 55 JOD
Üç günlük kişi başı 60 JOD
Gece giriş ücreti ekstra 17 JOD
12 yaş altı ücretsiz
Açık olduğu saatler
Her gün 06.00 ile 18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Petra by Night zamanı ise 20.30-22.30 şeklinde.

Petra Antik Kenti’ni ziyaret edenler için günlerini dolu dolu geçirebilecekleri pek çok aktivite olanağı bulunuyor. Bu nedenle biletler hem günlük hem de iki ya da üç günlük olarak da alınabiliyor. Zaten burayı tek bir günde tam anlamıyla keşfetmek çok kolay değil. Turistlerin büyük çoğunluğu labirentler ve görülmeye değer noktalar için epey uzunca zaman ayırmayı tercih ediyor.
Petra’da yapılacak en cazip aktivite, manzara eşliğindeki trekking turları. Buradaki yürüyüş aktiviteleri hem bireysel hem de rehberli turlar eşliğinde gerçekleşiyor. Petra Antik Kenti’nde toplamda 8 ayrı yürüyüş rotası mevcut. Zorluk seviyelerine göre dilediğin parkura yönelmeni öneriyoruz. Trekking için elverişli giysilerin ve ayakkabıların tercih edilmesi oldukça önemli.
Petra’da özellikle de Manastır’a doğru gitmek istediğinde çok sayıda çay evi ile karşılaşabilirsin. Bu noktalar aynı zamanda dinlenmek ve sohbet etmek için de iyi bir fırsat sunuyor. Otantik Bedevi çaylarını yudumlarken manzaranın keyfini çıkarabilirsin. Çay evlerinin olduğu alanlarda aynı zamanda hediyelik eşya dükkanları da mevcut. Ayrıca Bedevilerin meşhur sürme sanatını öğrenebileceğin dükkanlar da bulunuyor. Bedevi kabile üyeleri de bu geleneksel sanatı ziyaretçilere içtenlikle gösteriyor. Petra için bir diğer eğlenceli aktivite ise deveye binip şehri turlamak. Çöl atmosferinde deve gezileri sayesinde El Hazne’den başlayıp Cepheler Sokağı’na dek gidebilirsin.

Petra Antik Kenti, dünyanın her tarafından gelen ziyaretçilerden dolayı yılın her döneminde önemli bir kalabalığa ev sahipliği yapıyor. Fakat bu etkileyici antik şehri ziyaret etmek adına yine de en ideal dönemin bahar ayları olduğunu ifade edebiliriz. Sıcaklığın görece daha ılıman olmasından dolayı konforlu bir ziyaret deneyimi yaşayabilirsin. Kış aylarında ise genel itibarıyla burada turist sayısında az da olsa bir düşüş yaşanıyor.
Petra’yı görmek ve daha verimli bir şekilde keşfetmek adına en uygun saatler sabah saatleri. Diğer yandan Petra’da düzenli şekilde organize edilen ve saatler öncesinden heyecanla beklenen Petra by Night etkinliğini de kaçırmamalısın. Bu etkinlik, gece saatlerinde ışık şovlarının da etkisiyle antik kentin büründüğü güzelliği gözler önüne seriyor.
Dünyanın Yeni Yedi Harikası arasında yer alan Petra Antik Kenti’ne geldiğinde tabiatın ve tarihin kusursuz birleşimi ile karşılaşabilirsin. Tam bir gün ayırman gereken Petra’da özellikle gezmen gereken noktaları aşağıda sıraladık:

Petra’nın en ikonik yapılarından biri olan El-Hazne ya da bir başka deyişle The Treasury, Nebatiler tarafından inşa edilmiş. İnşa süreci M.Ö. 1’inci yüzyılda gerçekleşen El-Hazne, yaklaşık 40 metre yüksekliğe ve 25 metrelik bir genişliğe sahip. İçerisinde gizli bir hazine olduğuna dair efsaneler tarih boyunca aktarıldığı için böyle bir isme sahip. Özellikle de giriş alanındaki sütunları, oyma heykelleri ve detaylı süslemeleri, Nebatilerin benimsediği mimariyi ortaya koyuyor. “Firavun’un Hazinesi” olarak da adlandırılan bu yerin türbe olarak inşa edildiği tahmin ediliyor. El-Hazne, kumtaşı kaya yüzeyinden oyulduğu için oldukça ilginç bir görünüme sahip.

Buraya geldiğinde Petra’ya erişmek için mutlaka Siq adı verilen görkemli bir konyondan geçmek zorundasın. Ülkemizdeki kanyonlara kıyasla çok daha dar bir kanyon olan Siq, 1.2 km’lik bir hatta sahip. Kanyonun her iki yanında da yüksek kayalıklar bulunuyor. Bu ilginç yerden yürüyüp Petra’ya doğru yol aldığında adete zamanda ufak bir yolculuğa çıkmış olacaksın. Özellikle bu süreçte Nebatiler tarafından inşa edilen su kanallarına ya da oyma heykellere daha yakından bakma şansı bulabilirsin. Yukarıda söz ettiğimiz El-Hazne, bu kanyon yolculuğunun tam olarak sonunda seni karşılıyor. Pek çok kabartma ve yazıtın yer aldığı Siq Yürüyüş Yolu’nda pek çok ışık ve gölge oyunu oluşturulmuş. Bu nedenle fotoğraf makineni de yanına almanda yarar var.

Petra’ya gelen ziyaretçiler antik kenti ve çevresindeki doğal güzellikleri farklı açılardan görme şansı buluyor. Fakat belirlenmiş bazı özel noktalar, manzara konusunda gerçek anlamda fark yaratıyor. Petra Manzara Yeri olarak adlandırılan kısımda antik kent adeta ayakların altında olacak. Panoramik şekilde Petra Antik Kenti’ni gözlemlemek istersen Al-Khubtha Trail gibi rotaların izini sürebilirsin. Buradaki manzara noktaları, özellikle El-Hazne’yi tepeden görme şansını sana sunacak. Manzara yerleri aynı zamanda Petra’nın devasa büyüklüğünü ve ihtişamını daha iyi anlamana yardımcı olacak.

Petra’nın ihtişamlı amfi tiyatrosu, tümüyle kayalara oyulmuş orijinal bir yapı olarak öne çıkıyor. Tiyatronun halihazırda 4 bin kişilik bir kapasitesi bulunuyor. Nebatiler tarafından inşa edilen Amfi Tiyatro, tarih boyunca kültürel etkinlikler ve toplantılar için de kullanılmış. Tiyatronun basamaklarında oturarak geçmişin heyecan uyandıran izlerini hissedebilirsin. Nebati uygarlığının sanata ve mimariye bakış açısını yansıtan Amfi Tiyatro’nun Roma zamanında genişletildiği aktarılıyor. Yarım daire şeklinde bir oturma düzenine sahip olan tiyatro, görkemli sütunlar ve heykellerle süsleniyor. Bu arada Roma Dönemi içerisinde burada gladyatör dövüşlerinin yapıldığı biliniyor.

Petra’nın doğu kısmında konumlanan Kraliyet Mezarları, Nebati Krallığı’nın elit kesimi için oyulmuş mezarları ifade ediyor. Bu etkileyici anıtsal mezarlar, taş işçiliğinin en etkileyici örneklerini sunuyor. Kraliyet mezarları arasında; Urn Mezarı, Korint Mezarı, İpek Mezarı, Saray Mezarı biraz daha öne çıkıyor. Kraliyet mezarlarının hepsinde özel süslemeler, yüksek tavanlar ve geniş odalar dikkat çekiyor. İç mekanların zaman zaman törenler ya da çeşitli ritüeller için kullanıldığı tahmin ediliyor. Tam kesinlik kazanmasa da buradaki mezarların Nebati krallarına ve çeşitli soylulara ait olduğu düşünülüyor. Bu arada mezarlarına yaklaşık bir saatlik yürüyüşün sonunda ulaşılıyor. Bu yolu ziyaretçiler deveyle de aşabiliyor.

Sütunlu Cadde ve Büyük Tapınak’ın olduğu alan, Petra’nın ticaret merkezi olarak biliniyor. Cadde boyunca karşılaşacağın sütünlar, Nebati ve Roma mimarisinin ne denli özenli olduğunu yansıtıyor. Altın zamanlarında şehrin en hareketli pazarlarına ev sahipliği yapan caddenin en ikonik yapısı elbette Büyük Tapınak. Petra Antik Kenti’nin en büyük yapıları arasında olan bu tapınak, özellikle ihtişamlı giriş kapısı ziyaretçilerden tam not almayı başarıyor. Dini, ticari ve sosyal yaşamın odak noktası olan Sütunlu Cadde ve Büyük Tapınak, aynı zamanda Petra’yı kuşbakışı görme fırsatını da sunuyor. Bu alana özel olarak zaman ayırmanı öneriyoruz.

M.S. 5. yüzyılda Bizanslılar tarafından oluşturulan Petra Kilisesi, özellikle de antik mozaikleri ile hayranlık uyandırıyor. Mozaiklerde genel olarak hayvan figürlerine ve bitki motiflerine rastlanılıyor. Farklı medeniyetlerin kültürel bir mirası olarak bilinen bu kilise, hem tarih hem de sanatsal açıdan müthiş bir değere sahip. Petra Kilisesi, klasik bir bazilika planına sahip. Mozaiklerde mitolojik sahnelere yer verilmesi, bu yapılara orijinal bir boyut kazandırıyor. Mozaikleri ve mimari detayları, restorasyon çalışmaları sayesinde yıllar boyunca korunabiliyor. Bu arada kiliseyi dolaşırken eski papirüs parşömenlerine de rastlayabilirsin.

Ad-Deir ya da Petra Manastırı, Petra Antik Kenti’nin dev yapılarından biri. Buraya ulaşmak adına toplamda 850 basamağı aşman gerekiyor. Petra Manastırı’nın genişliği yaklaşık 47 metre, yüksekliği ise 48 metre olarak ölçülüyor. El-Hazne’den de büyük olan manastırın bir dini merkez olduğu tahmin ediliyor. Yüksek bir dağın tepesinde olmasından dolayı harika bir manzaraya sahip olan Petra Manastırı’nın anıtsal cephesi El Hazne’ye benzetiliyor. Taş işçiliğiyle büyüleyen manastırın ön tarafında çok geniş bir düzlük alan bulunuyor. Ziyaretçiler bu alanda hem manastırı hem de arkadaki panoramik manzaranın fotoğrafını çekiyor.

Petra Antik Kenti’ndeki çalışmalardan ortaya çıkarılan pek çok eser, Petra Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Özellikle antik kentin tarihini daha iyi analiz etmek adına mutlaka ziyaret edilmesi gereken müze, Nebati mağaralarının birinin içerisinde yer alıyor. Doğal kaya alanlarının içerisine kurulan Petra Arkeoloji Müzesi, 1963 senesinden bu yana hizmet veriyor. Müzenin toplamda üç ayrı salonu bulunuyor. İlk salonda Nebatilerin tarihine, ikinci salonda ise Petra’nın arkeolojik zenginliklerine ayna tutuluyor. Üçüncü salonda kandillerden paralara, çömleklerden takılara kadar pek çok karma esere yer veriliyor.
Yetişkinler için kişi başı 50 JOD
Öğrenciler için kişi başı 25 JOD
Açık olduğu saatler
Her gün 08.30 ile 20.30 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Petra Antik Kenti’nde görmeye değer yerlerden biri de Kanatlı Aslanlar Tapınağı. Kentin dini ve kültürel kimliğinden izler sunan bu tapınağın M.S. 1’inci yüzyılda inşa edildiği düşünülüyor. Tapınak ismini tahmin edileceği üzere giriş alanında yer alan kanatlı aslan figürlerinden alıyor. Burada hem ibadet hem de çeşitli toplumsal törenlerin yapıldığı aktarılıyor. Aslan figürleri, Nebatilerin inanç dünyasında ilahi otoritenin bir sembolü olarak görülüyor. Sütunlu caddenin kuzey kısmında olan tapınakta çok sayıda detaylı taş oymaya rastlayabilirsin.
Petra Antik Kenti dışında ülkeyi baştan aşağı keşfetmek istersen Ürdün’de gezilecek yerler rehberin linkte.