Yüzyıllar boyunca birçok milletten, ırktan, dinden insanın bir arada yaşadığı; taşı toprağı tarih kokan Mardin. Alışık olmadığımız mimarisi, tarihi dokusu ve sadece fotoğraflarına bakarak bile insanın içinde bir tür gezme isteği uyandıran bu kentin tarihi yapılarını hiç merak ettin mi? Eğer cevabın evet ise efsaneleri ve kültürü ile Mardin’i keşfetmeye başla.

Şehre tepeden bakan, kayalıklara yapılmış neredeyse doğal bir kale Mardin Kalesi. Evliya Çelebi’nin ‘’Dara’nın Tahtı’’ dediği kale bir efsanenin de konusu. Efsaneye göre bir zamanlar adı ‘’Şahika Dağı’’ olan bu yere, kaleyi bizzat Yunus peygamber yaptırmış ve burada bir ejderha ile savaşmış. Kalenin ne zaman yapıldığı bilinmemekte ama ziyaret eden seyyahların hepsi yapılışının çok eski tarihlere dayandığını düşünüyorlar. Sümer, Asur, Babil, Roma, Bizans, Artuklu, Selçuklu ve Osmanlı’ya tanıklık etmiş olan kale günümüzde askeri amaçla kullanılıyor.

Mardin Müzesi, Mardin’in arkeolojik ve etnografik eserlerine ev sahipliği yapıyor. Etnografya salonunda Mardin ve çevresine ait gümüş işlemeciliği örnekleri, geleneksel giysiler, hamam eşyaları ve kahve takımları gibi unsurlar sergileniyor. Arkeoloji salonunda ise M.Ö. 400’den M.Ö. 7. yüzyıla kadarki döneme ait eserler var. Eski Tunç, Asur, Urartu, Grek, Pers, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserleri görebilirsin. Ayrıca müzenin atölye kısmında kendi paranı da basabilirsin.
MüzeKart geçerli.
Öğretmenlere ücretsiz.
90 TL.
Açık olduğu saatler
08.30- 17.30
Pazartesi günleri hariç her gün açık.

1385 yılında, Mardin’de hüküm süren son Artuklu Sultanı tarafından yaptırılmış İsa Bey Medresesi halk arasında Zinciriye Medresesi olarak da biliniyor. Timur ve ordusu Mardin’e ilk defa geldiğinde onlarla savaşan sultan buraya hapsedilmiş. Geniş bir alanda iki kat halinde bulunan medrese cami, türbe, avlu gibi alanlardan meydana geliyor. Dilimli kubbeleri ve anıtsal portali ile uzaklardan bile dikkatini çekecek güzellikte bir yapı.
20 TL
Açık olduğu saatler
08.00- 18.00
Her gün açık.

17. ve 18. yüzyıllarda yapıldığı düşünülen han 10 dükkandan oluşuyor. Günümüzde artık mevcut olmayan kuzey kanatta yedi tane oda bulunduğu biliniyor. Zamanla asıl planı üzerinde birçok değişiklik yapılarak günümüzdeki son haline gelmiş olan han bir dönem otel olarak kullanılmış. Hanın avlusunda restoran ve kafeler bulunuyor.

Kasımiye Medresesi, Artuklular döneminde yapımına başlanmış, Timur döneminde yarım kalmış, Kasım ibn Cihangir döneminde tamamlanmış ve 1. Dünya Savaşı sırasında kapatılmış bir medrese. Eğitim verdiği dönemlerde bölgenin en önemli medresesi olan Kasımiye aynı zamanda en fazla kaynağa da sahip medresesi olarak karşımıza çıkıyor. Medrese Türk kültüründe sıklıkla görebileceğin gizemli anlatılara da ev sahipliği yapan bir mekan. Medresenin havuzu ise hayatı sembolize eden bir yapıt olarak yorumlanıyor.
30 TL.
Açık olduğu saatler
08.30- 19.00
Her gün açık.

Süryani Kilisesi’nin önemli dini merkezlerinden biri olan Deyrulzafaran Manastırı 5. yüzyıldan beri insanlık için önemli noktalardan. İlk olarak Güneş Tapınağı sonrasında Roma kalesi daha sonrasında ise bir manastır görevi gördü. Aziz Şleymun’un bazı azizlerin kemiklerini yapıya getirmesi ile manastır olan Deyrulzafaran o zamanlar Mor Şleymun Manastırı olarak anılmış. Aziz Hananyo’nun büyük bir tadilat yapması ile Mor Hananyo Manastırı olarak bilinen manastır günümüzdeki ismi Deyrulzafaran’ı etrafındaki safranlardan almış. Bölgeye matbaanın getirilişi de bu manastırda görev yapan 4. Petrus tarafından sağlanmış.
100 TL.
Açık olduğu saatler
08.30- 12.00, 13.00- 16.30
Her gün açık.

Cami, Artuklu dönemi mimarisinin örneklerinden. Anadolu’nun en eski camilerinden olan Mardin Ulu Camii Selçuklu, Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerine ait on altı adet kitabeyi de bulunduruyor. Ulu Cami’nin kubbesi, ilk olarak bu yapıda kullanılmış sonrasında Mardin’de bir gelenek halini almış ve Artuklu yapılarının karakteristik bir özelliği olan bir tekniği de barındırıyor. Camiinin mimari şemasının taklidini, çevresindeki yapılarda görebilmekte mümkün.

15. yüzyıldan günümüze gelebilmiş olan çarşı, Mardin’in en uğrak alışveriş noktalarından biri. Pek çok restorasyon çalışması geçiren pasaj günümüzdeki halini geçtiğimiz yüzyılda almış. İçerisinde 51 dükkan bulunan alanın dışında da dükkanlar yer alıyor. Hediyelik eşya için mutlaka uğranması gereken bir tarihi nokta olan pasajın esnafı da oldukça cana yakın. Ayrıca Ulu Cami’ye yakınlığı ile de Mardin gezinde kolayca uğrayabileceğin bir yer.

Dara Antik Kenti, Yukarı Mezopotamya'nın en önemli yerleşim yerlerinden biri. İmparator Anastasius tarafından, Doğu Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırını Sasanilere karşı korumak için askeri amaçlı bir garnizon kenti olarak kurulmuş. Kent, birçok antik kentin aksine, kurucusunun adı ile anılmıyor. Orta çağ tarihçileri ise bunu ‘’Hellen Kralı Büyük İskender ve Pers Kralı Darius burada savaşmıştır. Bu nedenle de buranın ismi Dara’dır’’ olarak açıklıyor.
Kaya içine oyulan yapılardan oluşan ve geniş bir alana yayılan Dara Antik Kenti’nin çevresi surla korunmuş olup iç kale kentin kuzeyinde bir tepenin üst düzlüğüne kurulu. Antik kentteki önemli eserlerden olan kaya mezarlarda pagan kültüründen esintileri sezebilirsin. Ayrıca kentte çok katlı mezar yapısını, kent agorasını, kapılarını, köprüleri, sarnıçları, kiliseyi ve İslami döneme ait mezarlığı görebilirsin.

Bir diğer adı da Sitti Radviyye Medresesi olan yapıda Artuklu döneminin zengin taş işçiliğine rastlamak mümkün. 1176-1184 yılları arasında yapılmış olan medrese eyvanlı medreselerin ilksel örneklerinden. Yapı zamanla büyük değişiklikler geçirmiş, ilk hali oldukça bozulmuş, avlu yapısını da kaybetmiş. Günümüzde medresenin ana eyvanı olması gereken alana bir duvar çekili. Mihrabın yanındaki bir camekân içinde Hz. Muhammed’in ayak izini görebilirsin. Kutbettin İlgazi, annesi Sitti Raziye’nin yaptırdığı bu medreseye defnedilmiş.
Ücretsiz.
Açık olduğu saatler
09.00- 23.00
Her gün açık.

Oldukça estetik bir yapı olan Kırklar Kilisesi, 1293’te Mardin Süryani Kadim Patriklik Merkezi olmuş ve 1928 yılında kadar da eğitim vermeye devam etmiş. Mor Behnam ve kız kardeşi Saro adına inşa edilen kiliseyi de seyahat rotana mutlaka dahil etmelisin.
Ücretsiz.
Açık olduğu saatler
09.99-12, 13.30-18.00
Her gün açık.

Taç kapısı ile kendine hayran bırakan, Mardin’in en güzel camilerinden Latifiye Camii 1371’de Abdüllatif Bey tarafından yaptırılmış. Artuklu döneminin son mimari eserlerinden olan cami, Artuklu mimarisinin en güzel ve en korunagelmiş örneklerinden. Hem sade hem de oldukça süslü bir cami olan Latifiye Camii Mardin’de görülmesi gereken eserlerden.

Geniş iki tepe üzerine, bölgeye hakim bir konumda inşa edilen Aznavur Kalesi, Mardin'in etkileyici kalelerinden. 1970 yılında inşa edilen 14 tane burcu ve 2 gözetleme kulesini bulunan kale, ticaret yollarını gözetlemek ve saldırılara korunmak için inşa edilmiş. Kaleye çıktıktan sonra güzel mi güzel panoramik bir manzaraya şahit olacaksın.

Metropolit Mor Yakup, içinde dua ettiği kilisenin küçük olduğunu düşünüp yeni bir kilise inşa etmek ister. Yukarı Mezopotamya’nın en eski kilisesini 313 yılında, efsaneye göre bir meleğin yardımı ile, inşa eder. Daha sonrasında Mor Yakup ile öğrencisi Efraim dünyanın ilk üniversitelerinden olan Nusaybin okulunu da buraya yapar. Kilisenin alt katında Mor Yakub’un mezarı, kilise içerisinde ise 1700 yıllık bir vaftiz masası bulunuyor. Ayrıca UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde bulunan iki yapı olarak Mor Yakup Kilisesi ve Zeynel Abidin Camii’nin yan yana oluşu Mardin’in kültürel zenginliğini göz önüne apaçık bir biçimde sunuyor.

1159 yılında Zengiler döneminde inşa edilen camii UNESCO Dünya Mirasları Geçici Listesi’nde bulunuyor. Zeynel Abidin Cami Külliyesi, cami, minare, şadırvan, medrese odaları, mezarlık alanı ve yeni abdesthane yapılarından oluşuyor. Ayrıca Hz. Muhammed’in 13. kuşaktan torunu olan Zeynel Abidin ve Siti Zeynep'in türbeleri de burada. Mor Yakup Kilisesi ve Zeynel Abidin Camii’ni art arda ziyaret ederek Mardin’in çokkültürlülüğünü hissedebilirsin.

Dunaysır Köprüsü, Zergan Çayı üzerinde yer alıyor. Kızıltepe’nin 13. yüzyılda önemli bir merkez olması ve köprünün konumu, kullanılan malzeme, inşa tekniğinin Artukoğulları dönemi köprüleri ile benzerliğinden, köprünün XIII. yüzyılın başlarında Artukoğulları tarafından yapıldığı kabul ediliyor. Kuzey-güney yönünde uzanan köprü, beş gözlü sivri kemerli. Beş gözlü köprünün ortasındaki gözü daha yüksek ve büyük yapılmış, yanlardaki ikişer göz ise daha küçük tutulmuş. Köprü hala kullanımda.

Semanin Medresesi olarak da bilinen Şehidiye Medresesi, vakfiyesine göre Necmeddin Gazi döneminde 1239-1260 yılları arasında, Katip Ferdi’ye göre ise Artuk Arslan döneminde 1201-1239 yılında yaptırılmış bir medrese. Yapıdaki birçok değişiklik, onarım ve eklemeler sebebiyle medresenin orijinal halinden çok az bir kısım kalmış. Medresede en çok onarım gören yapı olan camii, kısmi devamlı değişiklik görmüş. Yıkılmış olan minaresi Serkis Lole tarafından yeniden yapılmış. Buna karşın cami hala Mardin’in en güzel camilerinden. Medresenin içerisinde bulunan cami, türbe ve şadırvan gibi yapıları gezebilir, iki nefli mescidi ve taş oymalarını görebilirsin.

Tarihi 1800’lü yıllara kadar uzanan, Diyarbakır Protestan Kilisesi’ne bağlı fakat aslen herhangi bir mezhebe bağlı olmayan bir kilise. Mardin Protestan kilisesi, Kudüs’teki ve Ortadoğu’daki tüm Protestan kiliselerinden kadim bir kilise olarak özel bir yere de sahip. Uzun yıllar boyunca kapalı olan kilise inşa edildiği dönemdeki haline çevrilip, mimari yapısında hiçbir değişiklik yapılmamış bir şekilde 2015 yılında tekrardan açıldı. 1860 yılından kalan eşyalar özenle çıkarılıp temizlenmiş ki bunlardan bazıları kilisede sergilenirken bazıları da hala kullanılıyor. Protestan kiliselerinin spesifik bir mimari tekniği yok, bulundukları bölgenin estetiğine uygun inşa ediliyorlar. Daha öncesinde bir ev olan kilise de Mardin evlerinin mimari yapısına sahip.
Ücretsiz.
Açık olduğu saatler
Pazartesi günleri kapalı.
Pazar günleri 10.00-12.00, 14.00-17.00
Haftanın diğer günleri 10.00-17.00

Kent Müzesi, Midyat Belediyesi tarafından açılmış olup eski işlevinin han olduğu bilinen müze mağaranın içinde kurulmuş. Eski bir han olduğu için içinde çok sayıda dükkan yer alıyor. İçerisinde Sümer, Akad, Mitanni, Hitit, Asur, İskit, Babil, Pers, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı Dönemine ait parçalar sergilenen müzede; yöreye özgü tekniklerle işlenmiş kilim ve takı gibi eşyaları görebilir ve dilersen satın alabilirsin.
25 TL.

Mezopotamya'nın en eski en büyük şehirlerinden biri olan Marin, günümüzde harabe durumunda olduğu için ‘Marin Harabeleri’ adıyla anılıyor. Asurlular döneminde inşa edilen kent daha birçok imparatorluğun da himayesine girmiş. Harabeler arasında Roma, Bizans ve Süryani Kadim cemaatine ait birçok kilise kalıntısı bulunması da bunu kanıtlar nitelikte. Şehrin kalesi, sarayları, kiliseler, kayaların üzerinde ve mağara girişindeki çivi ve strangila yazıları ve kabartma yazıları oldukça dikkat çekici. Şehrin üst kısmında ise mağaralar ve mezarlardan var. Kentin neden terk edildiğine dair ise Timur’un Cizre'yi almaya giderken, burayı işgal ettiği ve böylece Marin bir daha şenlenmediği söyleniyor.

Yapımı 397-430 yılları arasında tamamlanmış kilise, katolik cemaatine ait olup, 11. yüzyılda Süryani Nesturi Metropolitik Merkezi’ne dönüştürülmüş ve 1552 yılına kadar Nesturiler tarafından kullanılmış. Kilisenin en eski bölümü 9. yüzyıldan kalma iki kısımdan oluşan kubbesi. Kilisenin içerisinde yüzleri doğuya bakacak şekilde sandalyeye oturur pozisyonda defnedilmiş olan iki Metropolit'in mezarı bulunuyor. Kilisenin sonradan eklenen divanhanesinin içerisinde 1902 yılında yapıldığı bilinen ve üstünde Osmanlı tuğrası bulunan güzel nakışlı şömine de oldukça dikkat çekici.
Çok fazla mucizesi olduğuna inanılan Mar Hirmiz adına Mardin dahil olmak üzere daha pek çok yerde kilise ve manastırlara rastlanıyor.
10 TL.

Eski Mardin'de bulunan hamam, Diyarbakır ve Bayburt'taki Roma dönemi hamam yapıları ile büyük benzerlikler gösteriyor. Bu sebeple de hamamın Artuklu döneminden önce yapıldığı düşünülüyor. Yan yana iki büyük kubbeli alana dayanan hamamın soyunmalık kısmında duvar kenarlarına üç de eyvan açılmakta. Sıcaklık kısmına geçit veren dar bir kapı geçiş ortada geniş kubbeli, eyvanlar ve aralarda kalan odalarla yıldız biçimi açılma gösteriyor. Hamam hala faaliyette.
07.30.12.00 erkekler, 12.00- 17.00 kadınlar, 17.00-22.00 erkekler.
Her gün açık.
Çarşambaları kadınlar günü değil.

14. yüzyıla tarihlenen ve Savur kapısına doğru uzanan yolun kuzeyinde bulunan cami, Artuklu Hükümdarı Melik Salih tarafından 1312 yılında yaptırılmış. Mimarisi yatık dikdörtgen şeklinde olup, ana girişi taş işlemeli cami, Melik Mahmud’un 1367-1368 yılında buraya defnedilmesinden ötürü Melik Mahmut ismiyle anılıyor. Avluda minareye çıkışı sağlayan merdivenlerin yanında küçük bir oda, yine eyvanlı çeşmenin iki yanında birer oda yer alıyor.

Midyat’ın Ulu Camii olarak da bilinen Cevatpaşa Camii, Midyat’taki ilk cami olma unvanına sahip bir eser. Söylentiye göre, Cevat Paşa, Midyat’a geldiğinde halk arasında “Kalo” (dede) olarak tanınan yaşlı adam için hem bir mezarlık hem de bir cami yaptırıyor. Cevat Paşa, o yıllarda askerliği geldiği halde askere gitmemiş olan herkesin cami inşaatında çalıştığı taktirde askerliğini yapmış olarak kabul edileceğini duyurup çevre köylerden de yardım almış. İnşaatında Hristiyan ustaların da çalıştığı cami için her bir köyden belli miktarda ağaç gövdesi isteyip caminin kavisli bölümleri bu ağaç gövdeleri ile desteklenerek inşa edilmiş. Caminin minaresi ise daha sonraki yıllarda inşa ediliyor.

Midyat’ın tarihi dokusunu buram buram hissedebileceğiniz yerlerden olan konak aynı zamanda Sıla dizisinin çekildiği yer olarak da biliniyor. Midyat Konukevi üç katlı bir ev. Alt kat ana kayanın oyulması ile elde edilmiş bir oda ve onun ön-bitişiğine eklenmiş bir bölümden oluşurken, ikinci katta geniş bir teras ile üç oda bulunuyor. Üçüncü katta ise yine geniş bir teras ve iki oda var. Dama çıktığında ise binanın yapıldığı tepenin yüksekliği ve binanın üç katlı oluşu nedeniyle tüm Midyat’ı görebilirsin. Bu alanda çayını kahveni yudumlayarak tarihi dokuyu yaşayabilirsin.
Manzarayı izleyebileceğiniz terasa çıkış ücreti 50 TL.

Çeşmeler, bazen önünde oturup soluklanabileceğiniz küçük meydancıklara dönüşür. Ceviz Çeşmesi 1213 tarihinde tek yüzlü ve sivri kemerli olarak tasarlanıp, Kesme taştan yapılmış tarihi bir çeşme. Ayn Ceviz Çeşmesi ya da Bab-ı Sor adlarıyla da biliniyor. Çeşmeler, akan suyun cinsine göre tatlı, tuzlu ve acı çeşmeler olarak sınıflandırılmakta, eyvanlı Ceviz Çeşmesi tatlı suyu olan çeşmelerden. Artuklu döneminden kalma eser, kemerin üzerinde üzüm salkımı kabartmalarıyla süslü. İki musluklu ve hala işlevini koruyor.

Kazancılar Çarşısı da olarak bilinen çarşı, bir dönem Mardin’in mutfak eşyalarının üretimi için oldukça önemli bir yermiş. Günümüzde hala Anadolu’nun bakırcılık geleneğinin ve bu işteki ustalığının yaşatılmaya çalışıldığı bu çarşıyı dar ve gizli sokaklar arasındaki değerli bir hazine olarak görebilirsin. Mardin’e özgü, geleneksel ve kültürel bir deneyim yaşamak istersen bu çarşıyı ziyaret etmelisin.

Sipahiler ya da Tellallar Çarşısı olarak da bilinen Revaklı Çarşı 17. yüzyılda yapılmış bir çarşı. Kesme taştan yapılmış çarşının iki yanında revaklar ve revakların arkasında birer sıra derin dükkanlar bulunuyor. Bakırcıları, ressamları ve hattatları ile Mardin’in sanatçı ruhunu hissedebileceğin çarşıda uygun fiyata hediyelik eşyalar bulabileceğin gibi kendine özel takılar da yaptırabilirsin.

Artuklu hamam mimarisinin örneklerin olan Savurkapı Hamamı, 1776 yıllarında yapılmış. Onarımlar nedeniyle orijinal özelliğini neredeyse kaybeden hamamın ılıklığa giriş kapısı olan kapının sol tarafında iki aslan figürü ve ocak kısmında iki taş üzerinde iki tavus kuşu yer alıyor. Figür taşlı bu plastik süs eşyaları, bölgedeki Artuklu dönemine ait figürlü taşlı diğer plastik süslemelerle kompozisyon ve üslup bütünlüğü içinde olan eserler, estetik görünümlerin yanı sıra sembolik anlamlarıyla da zengin ve gizemli bir dünya sergiliyor. Hamam günümüzde hala faaliyette.
07.00-23.00

Söylentiye göre Meryem Ana Kilisesi'nin kuruluşu Hz. İsa'nın doğumuna bağlanır. 1. yüzyılda yapılmış zafer takı biçimli bir Roma yapısının 5-6. yüzyılda bu kiliseye dönüştürüldüğü düşünülürken, kubbenin dıştan üst yapısı ve Çan kulesi ise 20. yüzyılda eklenmiş. Kilise, Mardin civarında az rastlanan planı ve merkezi kubbesiyle Deyrulzafaran manastırının mimari yapısıyla benzerlik gösteriyor.

Mazıdağı’nın güney yamacında bulunan tarihi Mardin evleri, sarı kalker taşlarıyla inşa edilmiş egzotik denebilecek bir atmosfere sahip. Taş süslemeleri ile de oldukça ilgi çekici olan evler, yaz döneminde sıcaklardan korunmak için güneş ışınlarının vurduğu yerin tersine inşa edilmiş. Anadolu’daki diğer tarihi evler gibi Mardin evlerinin çoğu da haremlik ve selamlık olarak iki bölümden oluşuyor ve bu tarihi evlerin bazıları gezilebilir durumda.

Günümüzde neredeyse terk edilmiş eski bir Süryani köyü olan Dereiçi, taş yapılarıyla dikkat çekiyor. Eskiden önemli bir Süryani yerleşimi olan köy Ortodoks, Protestan ve Katolik cemaatine ait kiliseleri, manastırları ve bir tane de camiyi barındırıyor. Mor Yuhanon Kilisesi, Dereiçi Köyü Protestan Kilisesi, Mor Mete Kilisesi, Mor Abay Manastırı, Mor Theoduto Manastırı, Mor Abay ve Mor Dimet Manastırı, Mor Abay Şapeli Hristiyan mezheplerin köydeki yapıları. Bu yapılardan bazıları migren ve romatizmaya iyi geldiği düşünülen kutsal alanlar olduğundan bu isimlerle de anılıyorlar. Geçmişte Süryani, Türk, Arap, Müslüman, Kürt ve Ermeni gibi çok kimlikli yapıya sahip köy, Mardin’in çokkültürlü yapısına tarihi bir ayna niteliğinde. Şaraplarıyla da ünlü olan köyün yakınlarında günümüzde hala üzüm üretiliyor ve bağbozumu geleneği devam ettiriliyor.
Yukarı Mezopotamya'da yer alan çeşitli yüksekliklere sahip bir kalker platosu olan Turabdin Platosu, "Tanrı Hizmetkarları Dağı" olarak da biliniyor, çünkü 4. yüzyıldan itibaren burada inşa edilen 80'den fazla manastırda keşişler yaşamış ve ibadet etmiş. Süryaniler için kutsal bir bölge olarak kabul edilen bölgenin arkasında Anadolu Dağları, önünde ise ucu bucağı bilinmeyen Mezopotamya Ovası uzanıyor.
Turabdin Platosu, 400'lü yıllardan bu yana inşa edilen birçok farklı manastırı barındırıyor. Bu manastırlar azizler ve keşişler için bir ibadet, eğitim ve yaşam yeri olmuş.Bölge, 6. yüzyılda sürgün hayatı yaşamak zorunda kalan Süryaniler için bir sığınak haline gelmiş ve zaman içinde kutsal bir bölge olarak kabul edilmiş. Dünyanın ilk Süryani manastırı olan Mor Gabriel Manastırı, Turabdin Platosu'nun en tanınmış manastırı.
Mor Gabriel Manastırı (Deyrulumur Manastırı), Süryani Kadim Cemaati'nin ünlü ve büyük yapıtlarından biri. Meşe ağaçları ile kaplı yüksekçe bir tepeye yapılan manastırın temelleri Mor Şmuel ile Mor Şemun tarafından 397 yılında atılmış. Değişik tarihlerde içine ve dışına ekler yapılan alan, 615 ve 1049'da Metropolitlik Merkezi olmuş. Kral Arcadius döneminde Mor Şemun tarafından barınma ve dua yerleri yapılan manastıra, Kral Theodosius döneminde lahitlerin konacağı abide evi, Meryem Ana Kilisesi, Resuller Kilisesi, Kırkşehit Kilisesi, Mor Şmuel Mabedi, kral kızı Theodora'nın Mor Şmuel tarafından iyileştirilmesi nedeniyle Theodora Kubbesi, Mor Şlemun Mabedi yapılmış.
100 TL.
Açık olduğu saatler
09.00-11.30, 13.00-16.30
Her gün açık.
1275'ten yana var olan Türkiye'nin en eski binalarından Artuklu Kervansarayı, Artuklulardan kalma bir konukseverlik anıtı. Cumhuriyetten önce okul olarak kullanılmış sonraki yıllarda Mungan ailesi ve daha sonra da çeşitli aileler tarafından sahiplenilmiş. Bir dönem Hisar Binası olarak hizmet vermiş ve en son ekmek fırını olarak kullanılmış olan bina 2005 yılından beri otel olarak hizmet veriyor.
Binlerce yıllık tarihe ve ev sahipliği yapan Mardin’de tarihi yerler ile birlikte görmen gereken bir sürü güzellik bulunuyor. Keşfe nereden başlayacağını bilmiyorsan Mardin’de gezilecek yerler yazısına tıkla!