İstanbul’un ünlü semtleri, hikayeleri ve gezilecek noktaları

setenay.gokdag
İçindekiler

İstanbul çağlar boyu, tarihin önemli devletlerine başkent oldu. Coğrafi konumu, doğal güzellikleri, kültürel çeşitliliği ile hep merak edilen ve sevilen bir şehir olmayı başardı. Eski İstanbul çok daha küçük bir alanda yer alsa da şehir son 70 yıldır önlenemez biçimde büyüyor ve gelişiyor. Bu da gezilip görülecek yerleri ve İstanbul semtlerinin hikayelerine olan merakı arttırıyor. Senin için İstanbul’un ünlü semtlerini, tarihlerini ve burada yapabileceklerini anlattım. Güzel İstanbul’u baştan sona gezmek istersen bu yazıdan yararlanabilirsin.

Anadolu Hisarı

Tarihi

1395 yılında Yıldırım Bayezıd tarafından İstanbul kuşatması için yaptırılan hisar, Boğaz’ın en dar noktasında bulunuyor. Güzelcehisar, Güzelhisar, Yenicehisar gibi isimlerle de anılan Anadolu Hisarı, tarihi önemini İstanbul’un fethinden sonra yitirse de Osmanlı döneminde bir süre Yeniçeri hapishanesi ve Karadeniz tarafından gelebilecek saldırılara karşı savunma noktası olarak kullanılmış. Fatih Sultan Mehmet tarafından buraya yaptırılan mescid ile birlikte bölge, yerleşim merkezi olarak kullanılmaya başlanmış.

Neler yapılır?

Beykoz ilçesinde, Göksu Deresi’nin Boğaz’a döküldüğü yerde konumlanan Anadolu Hisarı; özellikle hafta sonları kahvaltı yapıp şehir gürültüsünden uzaklaşmak için ziyaret ediliyor. Hisar ile birlikte Küçüksu Kasrı ve Otağtepe Fatih Korusu da bölgede gezebileceğin yerlerden. Göksu Deresi üzerinde bulunan teknelerden birini kiralayarak turlayabilir, dere kenarında veya Boğaz manzaralı noktalarda konuşlanan cafe ve restoranlarda keyifli vakit geçirebilirsin.

Balat

Tarihi

Haliç kıyısında konumlanan Fener ve Balat semtleri, tarihi dokusunu koruyan yerlerden. Adını Rumca saray anlamına gelen “palation” kelimesinden alıyor. 1950’li yıllara kadar dünyanın çeşitli yerinden gelip buraya yerleşen Yahudilere ve Rum kökenli vatandaşlara ev sahipliği yapan Balat’ta gezerken sık sık tarihi sinagog ve kiliselerle karşılaşacaksın.

Neler yapılır?

Kozmopolit yapısı ve rengarenk sokakları hep buradaydı ama popülerleşmesi son birkaç yıla denk geldi. Ünü arttıkça buradaki dükkanlar da çeşitlendi. Merdivenli yokuşu ve sokaklarında bulunan çeşitli konseptlere sahip kafeler sevdiklerinle zaman geçirmek için çok keyifli noktalar.

Ancak Balat sokaklarında uzun süredir var olan antikacılar ve mezat evleri yerlerini korumaya devam ediyor. Özellikle hafta sonları yapılan açık arttırmalar oldukça ilgi görüyor. Balat gezinde bir açık arttırmaya katılarak minik bir macera yaşamanı öneririm.

Balat’ın birbirinden güzel tarihi yapılarıysa gezilmesi gereken yerlerinin en başında geliyor. Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi, Cibalı Kapı, Küçük Mustafa Paşa Hamamı, Gül Camii, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, Kanlı Kilise (Moğolların Meryem’i Kilisesi) ve Kırmızı Mektep (Fener Rum Erkek Lisesi) bir günde gezilebilecek rota oluşturmanı sağlıyor.

Bebek

Tarihi

Beşiktaş’ın en çok bilinen semtlerinden olan Bebek’in ismini Bebek Çelebi isimli bir Osmanlı paşasının burada bulunan köşkünden aldığı düşünülüyor. Rumeli Hisarı’nın yapımından önce yerleşim alanı olarak pek kullanılmayan bölge, Osmanlı egemenliğinden sonra gelişmeye başladı. Şu anda İstanbul’un en lüks yerlerinden biri olarak bilinen Bebek’in bilinmeye başlaması 18. yüzyılın başlarına denk geliyor. Dönemin padişahı III. Ahmet ve sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın semte gösterdiği ilgi sayesinde burada konaklar, yalılar, köşkler ve bahçeler yapılmaya başlanmış. Uzun süre sayfiye yeri olarak kullanılan semtin kalıcı yerleşim yeri olarak kullanılmasında ise 19. yüzyılın ortalarında buraya vapur seferlerinin ve tramvay yolunun gelmesi etkili olmuş.

Neler yapılır?

İstanbul’un fethi sırasında Fatih Sultan Mehmet tarafından, Boğaz’dan Bizans’a gelecek yardımların engellenmesi amacıyla yaptırılan Rumeli Hisarı, Bebek’te uğramanız gereken ilk yerlerden. Açık hava müzesi olarak hizmet veren yapıda ayrıca zaman zaman gösteriler ve konserler de düzenleniyor.

Rumeli Hisarı ile Bebek merkezi arasında bulunan Aşiyan ise hem manzaranın tadını çıkarmak hem de tarihi yer gezmek isteyenlerin tercih ettiği bir nokta. Şair Tevfik Fikret’in köşküne ev sahipliği yapan Aşiyan’ın ismi “kuş yuvası” anlamına geliyor ve bu ismi ünlü şairin köşkünden alıyor. Müze olarak gezilebilen ve nefes kesici bir manzaraya sahip olan bu köşkün karşısındaysa İstanbul’un ünlü mezarlıklarından biri bulunuyor.

Bebek Parkı ve sahili özellikle güneşli günlerde yürüyüş yapmak için ideal bir yer. Parktan başlayan yol boyunca sağlı sollu lüks kafe restoranları ve ünlü markaların mağazalarını görebilirsin. Ayrıca yine bu yol üzerinde bulunan Mini Dondurma ve Baylan Pastanesi de Bebek’in lezzet olarak meşhur yerlerinden.

Beşiktaş

Tarihi

İstanbul’un en meşhur yerleri listesi yapılsa ilk üçe girebilecek ilçesi Beşiktaş, Bizans döneminde şehirleşmesi olmayan bir kıyı bölgesiydi. 16. yüzyılda şehrin sur dışı da denilen tarihi yarımada kısmını aşmasıyla birlikte Beşiktaş da önemli bir yer haline geldi. Osmanlı hükümdarlığının önce Dolmabahçe ardından Yıldız saraylarına taşınmasıysa bölgeyi değerli hale getiren gelişmeler oldu.

Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa döneminde önem kazanan denizcilik faaliyetlerinin merkezi o dönem liman olarak kullanılan Beşiktaş’tı. Şimdilerde de vapur iskelelerine sahip olan bu sahilde Barbaros Hayrettin Paşa’nın heykeli ve türbesi bulunuyor.

Osmanlı sultanları tarafından doldurtulan sahil şeridinde eğlence ve dinlenme amaçlı yapılar, köşkler ve saraylar inşa edildi. 1930 yılında ilçe ilan edilen Beşiktaş aynı zamanda Türkiye’nin ilk spor kulübünün de merkezi.

Neler yapılır?

Sınırları geniş bir alanı kapsayan Beşiktaş kelimenin tam anlamıyla bir yaşam merkezi. Güneşli bir günde dışarıda olmak istersen Maçka Parkı, Yıldız Korusu, Abbasağa Parkı, Halide Hanım Korusu, Kuruçeşme Parkı ve Fındıklı Parkı gibi yeşil alanlar seni bekliyor!

Özellikle yerli turistlerin severek gezdiği ilçede sahil yolunu takip edecek bir gezi rotası istersen Kabataş-Ortaköy şeridini tavsiye ederim. Bu yol üzerinde Ortaköy Camii, Çırağan Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Deniz Müzesi, Feriye Sarayı, İnönü Stadyumu ve Kabataş Erkek Lisesi’ni görebilir, deniz manzaralı restoran, kafe ve banklarda vakit geçirebilirsin.

Alışveriş yapmak ve arkadaşlarınla keyifli vakit geçirmek için Beşiktaş Çarşısı’na uğrayabilirsin. Burada bulunan çeşitli alkollü-alkolsüz restoranlar, kafeler ve çay evleri eğlenceli sohbetler için ideal. Çarşı içerisinde çeşitli markaların mağazalarını bulabileceğin gibi butikler ve uygun fiyatlı dükkanlar da mevcut.

İstanbul gece hayatının parladığı yerlerden olan Beşiktaş’ta herkese göre bir bar, pub, meyhane ve gece kulübü bulunuyor.

Cihangir

Tarihi

Semt adını Kanuni Sultan Süleyman’ın erken yaşta vefat eden şehzadesi Cihangir’den almış. Burada bulunan Cihangir Camii, Mimar Sinan’a yaptırılmış. Taksim’in hemen yanı başında konumlanan Cihangir, 19. yüzyıl boyunca pek çok yangın atlatmış, yangınlar sonucu buraya bir daha ahşap bina yapılmamış. 19. yüzyılın sonlarından yaklaşık 1930’lara kadar gayrimüslim azınlığın yerleşim yerlerinden olan semt, 1930’lardan 50’lere kadar şehrin üst kesiminin oturduğu ve çalıştığı bir yer oldu.

60’larda Beyoğlu ilçesiyle birlikte Cihangir’de de yaşam koşulları kötüleşti ve mimari bozulmalar başladı. Semt 80’lerden itibaren yeniden dönüşüme girdi. Şimdilerde dar sokakları, entelektüel sohbetlerin döndüğü mekanları, yokuşları ve sinemayla özdeşleşen adı ile İstanbul’un meşhur semtlerinden biri burası.

Neler yapılır?

Yanı başında İstanbul’un gözde gece eğlencesi mekanlarını barındıran Cihangir; sanat galerine, antikacılara, üçüncü nesil kahvecilere, restoran ve kahvaltıcılara ev sahipliği yapıyor. Sevdiklerinle güzel bir gün geçirmek için aradığın her şeyi bulabileceğin Cihangir’in hiç ummadığın sokakları enfes deniz manzaralarına açılabiliyor.

Semtte bulunan iki müze oldukça ilgi çekiyor. İlki Türk edebiyatının usta yazarı Orhan Kemal’in anısına kurulan Orhan Kemal Müzesi. Burada ünlü yazarın yüzlerce fotoğrafı, eserlerinin orijinal halleri, mektupları, kıyafetleri ve özel eşyaları sergileniyor. İkincisiyse Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un sevilen eseri Masumiyet Müzesi’nin müzesi. Kitapta geçen her detayı barındıran bu müze o kadar etkileyici ki tamamen kurmaca bir evrende geçen karakterlere ait olduğunu unutturuyor.

Cihangir’in kalbinde bulunan Asri Turşucu birbirinden enfes turşuları ile gönülleri fethediyor. Ancak asıl ününü Yeşilçam’ın meşhur filmi Neşeli Günler’in geçtiği turşucu olarak kazanmış. Dükkanın sokağındaysa lezzetli ev yemekleri tadabileceğiniz sevimli lokantalar mevcut.

Bu tarihi semte gelip bir tarih turu yapmadan olmaz dersen Aya Triada Kilisesi, Kadiriler Tekkesi, Kılıç Ali Paşa Hamamı ve Cihangir Camii’ni gezmeni şiddetle öneririm. Tabii gitmişken Cihangir merdivenlerine oturup İstanbul Boğazı’na bir de buradan bakmak isteyebilirsin.

Eminönü

Tarihi

1500 yıldan uzun süredir ticaret ve yaşam merkezi olan Eminönü’nün, Bzyantion’un ilk kurulduğu bölgenin hemen dışında kaldığı ve liman bölgesi olarak kullanıldığı düşünülüyor. 10. yüzyıldan sonra Eminönü-Sirkeci kıyı hattında Pisalılar ve Cenevizliler kendi ticari limanlarını kurmaya başladılar. İsmini Osmanlı döneminde, Gümrük Eminliği’nin (Deniz Gümrüğü) burada kurulması sebebiyle almış.

Topkapı Sarayı’na yakınlığı sebebiyle Osmanlı döneminde de önemini gittikçe arttıran semtte; Sirkeci Tren Garı’nın kurulması, Mısır Çarşısı ve Kapalı Çarşı’nın canlılığı, Haliç’in diğer yakasına bağlantı noktası olan Galata Köprüsü’nün bu bölgeye konumlandırılması da canlı bir semt olarak kalmasına sebep oldu. Günümüzde de ticari önemini koruyan Eminönü, 2008 yılından beri Fatih İlçe Belediyesi’ne bağlı.

Neler yapılır?

Eminönü turistik ve yerel ziyaretler için ayrı rotalar sunuyor. Turistik gezilerin vazgeçilmezi olan Yeni Camii ve Mısır Çarşısı, İstanbul’da yaşayanların elzem alışveriş ve dini ritüeller dışında uğramayı tercih etmedikleri yerler. Çarşılar bölgesi gün içerisinde çeşitli milletlerden oluşan bir kalabalığa sahip oluyor.

1597 yılında yapımına başlanıp 1665 yılında kullanıma açılan Yeni Camii, şehrin siluetinin önemli bir parçası. Uzun yapım süreci boyunca çeşitli zorluklara tanık olan Yeni Camii’ye uğradığında önündeki kuş yemi satanlara uğramanı ve güvercinleri beslemenin keyfini çıkarmanı öneririm.

1660 yılında, Yeni Camii’nin arastası olarak inşa edilen Mısır Çarşısı rengarenk lokumlar, mis kokulu baharatlar, çeşitli bitkiler ve hediyelik eşyalarla adeta turistik bir cennet. Yeni Camii’nin ve Eminönü Meydanı’nın hemen arkasında bulunan çarşıda yaklaşık 100 adet dükkân bulunuyor.

Özellikle yerli turist ve bölge insanı Eminönü’nde uygun fiyata alışveriş yapmak için Mahmutpaşa ve civarını ziyaret ediyor. Oyuncaktan zücaciyeye, pasta malzemecisinden kına/nişan/düğün paketçisine kadar çeşit çeşit dükkan barındıran semtte yalnızca alışveriş amaçlı gezmek bile yarım gününü alabiliyor. Uygun fiyatlı teknolojik ürünleri satın almak istersen yine burada bulunan Doğubank’a bir göz atmanı öneririm.

Emirgan

Tarihi

Sultan IV. Murad’ın Revan Seferi sırasında buradaki kaleyi savaşmadan teslim eden İran asıllı Emir Güne Han, semte adını vermiş. Bu hamlesi ile sultanın takdirini kazanan Emir Güne Han’a Yusuf Paşa adı verilip şu anda Emirgan Korusu olarak bildiğimiz 500.000 metrekarelik Feridun Bey Bahçeleri armağan edilmiş.

19. yüzyılda Sultan Abdülaziz tarafından Mısır Hıdivi İsmail Paşa’ya armağan edilen koruda paşa önce sahile gösterişli bir yalı inşa ettirmiş. Ardından koruluk alan içerisinde hala bulunan Pembe, Sarı ve Beyaz Köşkleri yaptırmış. 1943 yılında İstanbul Belediyesi tarafından satın alınan koru, halka açık bir mesire alanı haline gelmiş.

Neler yapılır?

Korusu ile bilinse de Emirgan, aslında yaşam alanı da olan bir semt. Boğaz kıyısından koruya uzanan alanı içerisinde sahil kahveleri, Emirgan Camii, Hamid Evvel Camii ve Hünkâr Kasrı, Panayia Evangelistra (Meryem Ana) Rum Kilisesi, Rum İlkokulu ve Şerifler Yalısı bulunuyor.

Huzurlu ve şehrin betonlaşmasından uzak bir gün için ideal yer olan Emirgan Korusu, özel gün fotoğraf çekimleri için de kullanılıyor. Koruda bulunan 3 köşk de restore edilmiş ve kullanıma açık. Burada ayrıca yürüyüş parkurları ve spor aletleri de var. Korudan aşağıya doğru indiğinde parktan çıkmadan evvel Lale Müzesi’ni ziyaret edebilirsin. Sahildeki kahvelerde Boğaz manzaralı bir dinlenme sonrası Sakıp Sabancı Müzesi’ni de görebilirsin.

Etiler

Tarihi

Beşiktaş’ın lüks semti Etiler, 1940’lara kadar şehir dışında kalan boş bir alandan ibaretti. İstanbul’un Anadolu’dan aldığı göçler arttıkça şehirde yaşayacak alan sıkıntısı başladı. Levent konut projesi de bu yüzden ortaya çıktı. Etiler’e yaşam alanları bu konut projesinin bir ayağı olarak 1954’te inşa edilmeye başlandı. İlk başlarda “şehirden uzak, dağ başında” olarak nitelendirilse de günümüzde bölgenin oldukça hareketli ve şehir içi olduğunu görebilirsin.

Lüks mağazaların, restoranların, İstanbul’un en ünlü alışveriş merkezlerinden birinin burada olması elbette burada yaşayan insanların sosyo-ekonomik durumlarını yüksek kılıyor. Ancak bundan yalnızca 70 yıl kadar önce şehir dışı sayılan ve Boğaz’a tepeden bakan konumuyla Etiler, her kesimin dikkatini çekmeyi başarıyor.

Neler yapılır?

Etiler, tarihi ve turistik geziler için uygun bir semt değil. Burada bolca alışveriş yapabilir, dünyaca ünlü markaları görebilir, arkadaşlarınla ilginç temalı restoran ve kafelerde takılabilir ve renkli gece hayatını deneyimleyebilirsin.

Florya

Tarihi

İlk Hristiyan şehidi olarak görülen Aziz Stefanos’un kemiklerini taşıyan gemi, yakalandığı fırtınadan kurtulmak için buraya sığınınca o zamanlar küçük bir balıkçı köyü olan yöreye Aya Stefanos denmeye başlanmış. Haçlı seferlerinde Latin ordusunun karaya çıktığı yer de olan Ayastefanos, İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı emrine girmiş.

19. yüzyılda bu köy yerleşimi Osmanlı padişahı tarafından Ermeni bir aile olan Dadyanlara hediye olarak verilmiş. Pek çok tarihi olaya tanık olan semt, Atatürk tarafından keşfedilip imara açılana kadar nefis bir denize sahip yeşillikler içinde çoğunluğu boş olan bir alanmış. Atatürk, 1935 yılının Haziran ayındaki bölge gezisi sırasında burayı çok beğenince sahile 43 günde ahşap bir deniz köşkü dikilmiş. Çoğunluğu ahşap evlerden oluşan yerleşimiyle yeşili bol ve huzurlu bir semt olan Florya, şu anda Bakırköy ilçesine bağlı.

Neler yapılır?

İstanbul’un ilk plajına ev sahipliği yapan semtin bir diğer ismi Şenlikköy. Florya’nın en çok sevilen mekanlarından biri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Sosyal Tesisleri. Burada nefis bir manzara karşısında uygun fiyatlı ve lezzetli yemekler yiyebilirsin.

Semtin en doğusunda bulunan Florya Atatürk Ormanı, özellikle çocuklu ailelerin tercih ettiği bir yer. Ayastefanos Manastırı’nın kalıntılarını da barındıran ormanlık alan şehrin içinde bol oksijene ulaşmak için ideal.

Sahilde bulunan Atatürk Deniz Köşkü 1988 yılından beri daimî bir Atatürk İstanbul’da sergisine ev sahipliği yapıyor. Fotoğrafları ve köşkü görmek istersen burayı 09:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsin.

Garipçe

Tarihi

İstanbul’a en yakın köy diyebileceğimiz Garipçe, Sarıyer ilçesine bağlı bir kıyı yerleşimi. Küçük, şirin ve sakin bir semt olan Garipçe, özellikle İstanbul’da yaşayan insanların hafta sonu kaçamakları için tercih ettiği yerlerden.

Ünlü tarihçi Homeros’un Kharybidis adıyla andığı Garipçe, mitolojide lanetlenmiş Kral Phines’ın yaşadığı yer olarak da geçiyor. Sarp ve yüksek kayalıklardan oluşan yapısı sebebiyle “Akbabalar Şehri” yani Gyropolis ismiyle de anılıyor. Köyde Bizans ve Osmanlı dönemlerinden tarihi kalıntılar bulunuyor. Sultan III. Mustafa tarafından yaptırılan Garipçe Kalesi bu eserlerin en büyüklerinden.

Neler yapılır?

Garipçe’de bulunan restoranlar sakin bir akşam eğlencesi ile uzun ve keyifli pazar kahvaltıları için uygun. Çevreyi keşfetmek istersen gözetleme kulesi, Garipçe Kalesi, Büyük Liman ve Rumeli Feneri oldukça yakın mesafelerde konumlanıyor.

Özel araç dışında yalnızca Hacıosman metro istasyonundan kalkan belediye otobüsü ile ulaşabileceğin Garipçe’de tekne kiralayıp yüzmek de seçenekler arasında.

Kadıköy

Tarihi

Tarihçesi İstanbul’un tarihinden daha eski olan Kadıköy’e ilk yerleşimin M.Ö. 675 yılında kurulduğu düşünülüyor. Ayrıca 1940’lı yıllarda Fikirtepe civarında yapılan arkeolojik kazılarda M.Ö. 3000 yılından iskeletler de bulunmuş. Moda Burnu civarında kurulan ikinci yerleşim yeri Khalkedon (Halkedon) ise burada yaptırdıkları Apollon Tapınağı ile biliniyor. M.Ö. 658 yılında Bizanslılar’ın Sarayburnu civarına yerleşip boğazın Avrupa yakasını çok beğenmeleri üzerine Kadıköy “Körler Ülkesi/Diyarı” olarak anılmaya başlandı.

1353 yılında Orhan Bey tarafından alınan Kadıköy bölgesi, fetih sonrası dönemde İstanbul Kadısı Hızır Bey Çelebi tarafından yönetilmeye başladı. Bu sebeple de bölgenin ismi Kadıköyü olarak anılmaya başladı. Özellikle Lale Devri olarak bilinen dönemde yükselişe geçen ilçe ve çevresi mesire alanı olarak kullanılıyordu. Hem Osmanlı hem de Cumhuriyet dönemlerinde gayrimüslimlerle Müslümanlar’ın bir arada yaşadığı yer olan Kadıköy, günümüzde de renkli nüfus yapısını ve önemini koruyor.

Neler yapılır?

Kadıköy hem yaşamak hem gezmek hem eğlenmek için sınırsız seçenekler sunan bir yer. Büyük bir ilçe olması sebebiyle ağırlıklı olarak merkezinden öneriler vermeye çalışacağım. Restoranlardan barlara, kafelerden çay bahçelerine sevdiklerinle günün her saati, arayabileceğin her türlü eğlenceyi burada bulabilirsin. Seçeneklerin arasında deniz manzaralı yerler, üniversitelilerin takıldığı mekanlar ya da vegan/organik opsiyonlar bulabileceğin kafeler de mevcut.

Alışveriş yapmak için Kadıköy Bahariye Caddesi, Çilek Sokak civarı ve Kadıköy Çarşı’yı tercih edebilirsin. Bahariye Caddesi başında bulunan Boğa Heykeli semtin en büyük simgesi. Burada fotoğraf çekilip cadde üzerindeki Süreyya Operası’nda büyüleyici bir gösteri izlemeye geçebilirsin. Kültür sanat aktiviteleri için hem merkezde hem de ilçenin çeşitli yerlerinde özel ve devlet tiyatroları sahneleri, konser mekanları ve gösteri merkezleri mevcut.

Kadıköy’de tarihi bir gezintiye çıkmak istersen Haydarpaşa Tren Garı, Ayia Efimia Rum Ortodoks Kilisesi, Selimiye Kışlası ve Ayia Triada Rum Ortodoks Kilisesi’ni görebilirsin. Müze gezmek istersen Moda’da bulunan Barış Manço Müzesi ile Göztepe’de bulunan Oyuncak Müzesi mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Kadıköy tek günde gezilmesi mümkün olmayan bir semt. Burayı rahatça gezmek istersen Kadıköy otelleri hem konum hem fiyat olarak çok uygun. Üstelik Kadıköy’ün merkezi bir ilçe olması da İstanbul’un geri kalan yerlerini kolaylıkla gezmeni sağlar.

Karaköy

Tarihi

Bizans döneminden beri sahip olduğu liman ile ticaret ve eğlence merkezleri ünvanlarını elinde tutan Karaköy, hala önemini koruyan yerlerden biri. Fetih dönemine kadar Cenevizli tüccarların ticaret yaptığı bölge fetih sonrasında Cenevizli, Venedikli, Katalan ve Osmanlı tüccarlarına, Rum, Ermeni, Gürcü ve Yahudi vatandaşlarına ev sahipliği yapmış.

19. yüzyılın sonlarına doğru Karaköy, bankacılığın merkezi olmaya başlamış. 20. yüzyılda artan ticari aktivitelerle birlikte buraya liman gümrükleri ve deniz iskeleleri kurulmuş. Bölgenin şaşırtıcı güzellikteki tarihi mimarisi, burada yaşayan milletlerin çeşitliliği ile mümkün olmuş. Birçoğu koruma altında olan bu binalar, büyük şehre göç ile çarpık kentleşmenin ortasında kaldılar.

Neler yapılır?

Popüler eğlence mekanları birkaç senede bir İstanbul’un semtleri arasında yer değiştirir. Örneğin bir sene en popüler gece eğlencesi Kuruçeşme’de yer alırken bir sonraki sene Kadıköy’de başka bir lokasyon en eğlenceli mekanları barındırabilir. Son yılların en gözde mekanlarıysa Karaköy’de yer alıyor. Çehresi tamamen değişen Karaköy sokaklarında lüks restoranlar, salaş publar, rengarenk kafeler görebilirsin.

Karaköy’ün tarihçesi düşünülünce buraya kadar gelip tarihi mekanları görmeden olmaz. Tophane Kasrı, Nusretiye Camii, Türk-Ortodoks Patrikhanesi, Ziraat Bankası, Yeraltı Camii, Aya Nikola Kilisesi ve St. Benoit Lisesi özellikle fotoğraflamak için önereceğim yerlerden. Ayrıca fotoğraf makinesi ile gidersen Galata’dan Karaköy’e inen yolda bulunan, 19. yüzyılda ünlü banker Abraham Salamon Kamondo tarafından yaptırılmış Kamondo Han’ı ve Kamondo Merdivenleri’ni mutlaka görmelisin.

İskele ve Galata Köprüsü altında bulunan balıkçılardan bütçene en uygun olanı seçerek leziz bir yemeği eski İstanbul ve deniz manzaraları ile yiyebilirsin. Eğer biraz yürüyüş yapmak istersen denize arkanı dönüp başını kaldırdığında görebileceğin Galata Kulesi de ziyaretçilerini bekliyor!

Kuzguncuk

Tarihi

Eski adı “Altın Kiremit” anlamına gelen Hrisokeramos olan semt, bu adı II. İustinos tarafından buraya yaptırılan altın yaldızlı kiremitlerle kaplı bir çatıya sahip kiliseden alıyor. Evliya Çelebi’nin notlarına göreyse Fatih döneminde buraya yerleşen Kuzgun Baba isimli bir ermişten ötürü şimdiki ismini almış.

Kuzguncuk, İstanbul’un ilk Musevi yerleşim yeri olarak biliniyor. Döneminde Avrupalı Museviler’in “Kutsal topraklardan önceki son durak” olarak adlandırdığı semt, zamanla kutsal topraklara gidemeyeceğini düşünenlerin yerleşim yeri olmuş. Sonraki dönemlerde de gayrimüslim nüfusa ev sahipliği yapan semt, geleneksel Boğaziçi köyü mimarisini bozmamaya özen gösteriyor.

Neler yapılır?

Sevimli bir eski İstanbul semti olan Kuzguncuk, mimari değerini korumaya devam eden yerlerden. Dizi ve film setleri için mahalle mekânı olarak sıklıkla kullanılan semt; Ekmek Teknesi ve Perihan Abla gibi ünlü dizilerdeki sevilen mahalleydi. Kuzguncuk güzel havalarda, keyifli bir Pazar günü geçirmek isteyenlerin akınına uğruyor.

Farklı dinlere mensup halkı sayesinde tüm dinlerin kutsal evlerine sahip olan mahallede rengarenk köşkler, tarihi evler ve dükkanlar bulunuyor. Nostaljik havasını sokaklarında gezinirken soluyabileceğiniz Kuzguncuk’ta sık sık özel günler için fotoğraf çekimleri de yapılıyor.

Gezinirken acıktığında tarihi fırınına, Çınaraltı çay bahçesine veya birbirinden özel tatlar barındıran restoranlarına oturabilirsin. Biraz deniz havası almak istersen mahalle girişindeki boğaza nazır banklara oturup seyyar satıcılardan sıcak-soğuk içecekler alman da mümkün.

Levent

Tarihi

Levent semti ve çevresi 1700’lü yıllara dek ormanlık araziymiş. 1780’lerde bu bölge, padişah I. Abdülhamid tarafından Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa’ya armağan edilmiş. Paşanın buraya kurduğu çiftlik, deniz askerlerine verilen isimden dolayı Levend Çiftliği olarak anılmaya başlanmış.

III. Selim’in Yeniçeri Ordusu’na alternatif olarak kurmaya çalıştığı düzenli ordu Nizam-ı Cedid’in ilk kışlası da burası olmuş. Kışla amacıyla kullanılmaya başlanınca çevre arazisine de silah ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla fabrikalar ve imalathaneler kurulmuş. Ancak 1807 yılındaki Kabakçı Mustafa İsyanı ile padişah tahttan indirilirken ordusu dağıtılmış, Levend Kışlası’ndaki tüm bahçeler, fabrikalar ve binalar talan edilmiş.

1940’lı yıllara kadar şehir merkezine uzaklığı sebebiyle boş arazi olarak kalan Levent, Anadolu’dan İstanbul’a göçün hızlanmasıyla birlikte genişleyen şehir sınırlarına dahil olmuş. Şu anda merkezi denilen konumunu kazandıran girişim ise 1947’de, Emlak Bankası’nın konut projesi olmuş. Buraya kurulan site, 400 konutla hizmet veriyormuş. Modern ve düzenli kentleşme istekleriyle temeli atılan konut projesi kapsamında okuldan camiye, sağlık ocağından eğlence alanlarına kadar detaylı düşünülmüştü. Levent Projesi o kadar beğenilmiş ki bölgede bu tarz sitelerin sayıları çoğalmış.

Neler yapılır?

Genel olarak konut ve iş merkezleri bulunan semtte, turistik bir gezi yapmak çok verimli değil. Yakından gökdelen görmek için ideal olan Büyükdere Caddesi üzerindeyse birbirinden popüler ve her daim kalabalık alışveriş merkezleri bulunuyor.

Türkiye’nin en yüksek yapısı olan Sapphire, Levent’in de en meşhur gökdelenlerinden biri. Alt katları alışveriş merkezi olan yapının en üst katında seyir terası bulunuyor. Yolun Levent civarına düşerse Sapphire Seyir Terası’na çıkıp İstanbul’a en tepeden bakmayı unutma.

Ortaköy

Tarihi

Yüz yıllardır yerleşim yeri olan Ortaköy’ün bilinen ilk ismi Arkheion (Argion). Bizans döneminde balıkçı köyü olan semt, Bizans imparatoru tarafından buraya kurulan Ayios Fokas Manastırı sebebiyle Ayios Fokas adıyla da anılıyormuş.

Osmanlı Dönemi’nde Kanuni Sultan Süleyman’a kadar yerleşilmeyen Ortaköy’e Hüsrev Kethüda’nın isteği üzerine, Mimar Sinan tarafından bir hamam yaptırılmış. Bu dönemde Ortaköy Vadisi’nin yamaçlarına Türklerin yerleşmeye başladığı görülür.

17. yüzyıla kadar dere içinde yaşayan Müslümanlar ve eski gayrimüslim mahalleleri bulunan semte, üst tabaka için yalılar ve hanedan için saraylar yaptırılmaya başlanmış. 1871 yılında semte yaptırılmaya başlanan Çırağan Sarayı’nın başlıca sebep olmasıyla dönem yalılarının hiçbiri günümüze ulaşamadı. Çırağan Sarayı ise harcanan yüksek miktara, uzun yıllara ve emeğe rağmen çok kısa süreli saray olarak kullanılmış.

1854 yılında ilk yapımı tamamlanan daha sonra çeşitli sebeplerle defalarca inşa ve restorasyon geçiren Büyük Mecidiye Camii (diğer adıyla Ortaköy Camii), İstanbul’un uluslararası simgelerinden biri.

Ortaköy’den başlayarak kuzeye doğru devam eden kıyı hattı boyunca pek çok Kadın Sultan Sarayı bulunuyor. Bunlardan bazıları restore edilerek otel, eğlence merkezi, okul gibi amaçlarla kullanılıyor. Cumhuriyet’in ilanı ile Beşiktaş’a bağlanan Ortaköy semti hala yerli ve yabancı turistlerin en merak ettiği yerlerden biri.

Neler yapılır?

Ortaköy denilince akla gelen ilk şey waffle ve kumpir satan seyyar araçlar. Ortaköy’ün deniz tarafında, bir kısmı tamamen kapatarak oluşturdukları bu yiyecek alanında rengarenk tezgahlardan yükselen mis gibi kokular karnını acıktıracak. İstersen civardaki restoran ve kafelerde oturarak istersen bu arabalardan alıp denize nazır banklara kurularak yemeğini yiyebilirsin.

Dolu dolu bir tarihe sahip Ortaköy’de restorasyonu yeni bitmiş Büyük Mecidiye Camii’yi gezmeni öneririm. Ayrıca semtte bulunan tarihi Ortaköy Hamamı, Feriye Sarayları, Çırağan Sarayı ve Esma Sultan Yalısı da görülmesi gereken mimari eserlerden.

Gece gündüz kalabalık olan Ortaköy Meydanı, caddeyi kıyıya bağlayan ara sokaklarındaki renkli dükkanlar ve semtin gece hayatı da en az diğer yerler kadar meşhur.

Polonezköy

Tarihi

Adından da anlaşılacağı üzere Polonezköy’ün ismi, buranın ilk başta bir Polonyalı köyü olmasından geliyor. Asıl adı Adampol olan semt, Polonya’nın kraliyet ailesi üyeleri tarafından kurulmuş. Polonya’nın bağımsızlığını kaybetmesinin ardından 1830 yılında çıkan ayaklanma sonucu ülkeden dünyanın çeşitli yerlerine göçler başlamış.

Prens Adam Czartoryski’nin girişimleri sonucu 1842 yılında, bu arazi süresiz olarak kiralanarak Polak göçmenler için bir yaşam alanı olmuş. 12 kişiyle başlayan köy yaşantısı zamanla 220 kişiye ulaşmış. Burası Polonya sınırlarından uzakta olup kurulan ilk Polonyalı köy.

Cumhuriyet’in ilanından sonra resmi olarak yeniden Türkiye topraklarına katılan Polonezköy’ün vatandaşlarına da Türk vatandaşlığı verilmiş. 60’lı yıllarda, ekonomik sebeplerle Avrupa’ya göç etmeye başlayan yerliler topraklarını Türkler’e satmış. 1994 yılında semt merkezi civarındaki ormanlık alanın tabiat parkı ilan edilmesiyle bölge turistik bir cazibe merkezi haline gelmiş.

Neler yapılır?

Hafta sonu kahvaltılarının, çocuklu aile gezilerinin ve betondan yeşil alana kaçmanın rotası Polonezköy. Özellikle güneşli günlerde oldukça kalabalık olabilen restoran ve kafelerine kahvaltı için erken gitmekte ya da rezervasyon yaptırmakta fayda var. Eğer şehir dışından buraya geleceksen ya da evden bir iki gecelik kaçmak istersen Polonezköy otelleri konaklama için yıl boyu açık. Üstelik bu konaklama tesislerinin çoğu günübirlikçilerin kahvaltı için geldiği restoranları barındırıyor.

Kahvaltı sonrası civarı gezmek için bisiklet kiralayabilirsin. Polonezköy Tabiat Parkı hem doğa yürüyüşleri hem de bisiklet turu için tercih ediliyor. Ayrıca semtte bulunan Czestochova Meryem Ana Kilisesi, Arıcılık Müzesi, Polonezköy Cam Sanat Merkezi ve Polonezköy Kültür Evi de önerebileceğim diğer noktalardan.

Taksim

Tarihi

İstanbul’un binlerce yıllık tarihine göre genç diyebileceğimiz bir semt Taksim. Genişlemekte olan her büyük şehir gibi İstanbul’un da su sorunları yaşadığı bir dönem olmuş. Bu sorunu çözmek isteyen I. Mahmut, 1732’de şimdinin Taksim Meydanı’na bir maksem binası yaptırmış. Belgrad Ormanları’ndaki su kaynaklarından Galata civarındaki yerleşim yerlerine su ulaştırmak için kurulan hattın su dağıtım noktası olan Taksim Meydanı, ismini de bu işlevden almış. Yapıyı hala İstiklal Caddesi girişinde görebilirsin.

1806 yılında, eskiden kırlık alan şimdiyse Gezi Parkı olan bölgede Taksim Kışlası inşa edilmiş. Askeri alan olmasının yanı sıra bölgenin gelişimine de katkısı olan kışla; çeşitli gösteriler, yarışlar ve konaklama amacıyla da kullanılıyormuş.

1930’ların sonunda Lütfi Kırdar İmar Operasyonu adı verilen bölge imarını düzenlenme çalışmaları kapsamında meydan yapısını tamamlayabilen Taksim, Beyoğlu’nun en canlı noktası olarak yaşamaya devam ediyor.

Neler yapılır?

İstanbul denince akla gelen ilk semt Taksim. Eğlence, alışveriş ve yaşam merkezi olan semt, adeta şehrin kalbi. Her saat kalabalık, her keyfe ve cebe uygun bir mekân bulunuyor ve dünyanın her yerinden insanlar burayı görmeye geliyor.

Semti ziyaret ettiğinde ilk önerim Gezi Parkı’ndaki çay bahçesine veya banklardan birine oturup şehrin kalbindeki yeşilliğin tadını çıkarman. Buradan çıkıp İstiklal Caddesi’ni bir baştan ötekine yürüyerek gezebilirsin. Ancak unutmamalısın ki Taksim, yalnızca bu caddeden ibaret değil. Özellikle Cihangir ile bağlantılı ara sokaklarında çok tatlı mekanlar bulabilirsin.

Taksim’e gelmişken tarihi bir tur atmak istersen Taksim Meydanı’nda bulunan Cumhuriyet Anıtı’nı incelemekle başlayabilirsin. Ardından Sıraselviler Caddesi’ne ilerleyerek sağ tarafındaki Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi’ni ziyaret edebilirsin. İstiklal Caddesi üzerinden yoluna devam edersen Galatasaray Lisesi, Çiçek Pasajı, St. Antuan Kilisesi, Galata Mevlevihanesi ve Galata Kulesi’ni de görebilirsin.

Üsküdar

Tarihi

Üsküdar’ın ilk ismi Yunanca “Altın Şehir” anlamına gelen Khyrsopolis imiş. Daha sonrasında Skutarion ismiyle anılmaya başlanan Üsküdar, İstanbul’un tarihi semtlerinden biri. Kadıköy ve Moda Burnu civarına şehir kuran Fenikeliler’in şimdiki Salacak Sahili tarafına mendirek ve ticaret limanı kurduğu düşünülüyor. Üsküdar, Konstantinapolis’in fethi için stratejik bir nokta olması sebebiyle uzun süre çeşitli devletlerce askeri üst olarak kullanılmış.

İstanbul’un fethinden sonra yerleşim yeri olarak kullanılmaya başlanan ilçe, zaman içerisinde gelişerek mahallelere ayrılmaya başlamış. Ayrıca Osmanlı saltanatı boyunca Üsküdar, Anadolu seferlerine çıkan padişahların Otağ Çadırı’nı kurdukları bölgeyi de kapsıyor.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra İstanbul’un işgal edilmesi sürecinde şehir halkı semt civarında toplanmalar, ayaklanmalar ve gösteriler yapmış. Cumhuriyet döneminde ilçe statüsü alan Üsküdar, bugün hala İstanbul’un en büyük ilçelerinden biri.

Neler yapılır?

Üsküdar’ın ve İstanbul’un en meşhur simgelerinden olan Kız Kulesi, semtte görülmesi gereken ilk yer. Salacak Sahili’nden deniz yolu ile ulaşılabilen yapının tarihi de oldukça ilginç. Sahilden yalnızca 200 metre kadar uzakta olan adacıkta ilk yapılanma M.Ö. 408 yılında, Pers akınını durdurmak için oluşturulan bir bina imiş. Sonrasında Bizans imparatoru I. Komneus tarafından buraya bir kale inşa edilmiş. Osmanlı döneminde inşa ve restorelerden geçen yapı, bir dönem hapishane olarak kullanılmış. Gümrük istasyonu, deniz feneri ve karantina hastanesi olarak da kullanılan Kız Kulesi şu anda romantik bir restoran olarak hizmet veriyor.,

Üsküdar’da konumlanan Mihrimah Sultan Külliyesi&Camii, III. Ahmet Çeşmesi, Yeni Valide Külliyesi&Cami, Beylerbeyi Sarayı, Adile Sultan Kasrı görülmesi gereken diğer tarihi güzelliklerden. Şehre güzel bir tepeden bakmak istersen Çamlıca Tepesi, Validebağ Korusu ve Fethi Paşa Korusu’na uğrayabilirsin.

setenay.gokdag
Setenay Gökdağ
55 Yazı
Antalya doğumlu yazar, Marmara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Lise yıllarından itibaren medyanın çeşitli alanlarında metin yazarı ve editör olarak çalıştı. Okuma, yazma ve seyahat etme tutkularını tek amaç altında birleştirmek adına, Enuygun’da seyahat yazıları yazmaya başladı. Şu anda da Turist Rehberliği bölümünde eğitim alarak seyahat yazılarına farklı bir gözle bakmayı hedefliyor. Boş bulduğu her an yollara çıkmayı, otostop çekerek seyahat etmeyi ve kamp yapmayı çok seviyor.
Uzman Yazarlar