Fransa, tarihî, kültürel zenginlikleri ve doğal güzellikleriyle dünyanın en çok ziyaret edilen ülkelerinden biri. Her köşesi ayrı bir hikaye anlatan bu büyüleyici ülkede, her şehir kendine has bir atmosfere ve çekiciliğe sahip. Işıklar Şehri Paris'in romantik sokaklarından, Nice'in Akdeniz kıyılarına kadar Fransa'daki şehirler, ziyaretçilerine unutulmaz deneyimler sunuyor. Haydi, Fransa'nın en güzel ve keşfedilmeye değer şehirlerine yakından bakalım.

Paris, romantizmin ve sanatın başkenti olarak tanınıyor. Sen Nehri’nin iki yakasında uzanan bu büyüleyici şehir, sayısız tarihî ve kültürel zenginliğiyle ziyaretçilerini kendine hayran bırakıyor. Şehirdeki en ünlü yapı olan Eyfel Kulesi, hem gece hem gündüz büyüleyici bir manzara sunuyor.
Tarihî dokusuyla öne çıkan Notre Dame Katedrali, gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri olarak dikkat çekerken şehrin bir diğer simgesi olan Louvre Müzesi, Mona Lisa gibi dünya çapında ünlü sanat eserlerine ev sahipliği yapıyor. Bu özelliğiyle sanatseverler için mutlaka görülmesi gereken bir yer olarak kabul ediliyor.
Şanzelize Bulvarı (Champs-Elysees), alışveriş yapmak ve keyifli bir yürüyüş için ideal bir yer. Bulvarın sonunda yer alan Zafer Takı, Napolyon Dönemi’ne kadar uzanan bir tarihe sahip. Ayrıca Montmartre Tepesi, Sacre-Coeur Bazilikası ile şehri yukarıdan izlemek ve sanatçılarla dolu sokaklarında vakit geçirmek için mükemmel bir nokta.

Akdeniz'in büyüleyici atmosferiyle dolu, tarih ile kültürün iç içe geçtiği bir liman kenti olan Marsilya, Güney Fransa'nın köklü geçmişi ve renkli yaşam tarzıyla ziyaretçilerini ağırlayan bir kent. Marsilya'nın en ikonik noktalarından biri olan Vieux Port, yani Eski Liman, şehrin kalbinin attığı yer olarak biliniyor. Burada her sabah kurulan balık pazarında taze deniz ürünleri bulmak mümkün. Limandan kalkan teknelerle yakındaki Frioul Adaları ve ünlü Château d'If'i keşfetmek de oldukça keyifli bir deneyim olabiliyor.
Notre-Dame de la Garde Bazilikası, Marsilya'nın tepesinde görkemli bir şekilde yükseliyor ve kentin en güzel manzaralarını sunuyor. Bu kutsal yapı, hem yerel halk hem de turistler için önemli bir ziyaret noktalarından biri. Tarihî Le Panier Mahallesi de dar sokakları, renkli evleri ve sanat atölyeleriyle şehrin en eski yerleşim yerlerinden biri olarak Marsilya'nın otantik yüzünü gözler önüne seriyor.

Lyon, Fransa'nın en büyük şehirlerinden biri olmasının yanı sıra tarihî pek çok yeri ile de dikkat çeken bir kent. Rhone ve Saone nehirlerinin buluştuğu bir noktada bulunan bu kent, hem doğal güzellikleri hem de zengin geçmişi ile öne çıkıyor.
Lyon'un en önemli tarihî alanları arasında bulunan Vieux Lyon bölgesi UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer aldığı için birçok kişi tarafından ziyaret edilebiliyor. Orta Çağ ve Rönesans dönemlerinden kalma bu mahalle, dar sokakları, taş binaları ve gizli geçitleri ile gezginlere adeta zamanda yolculuğa şansı sunuyor. Burada yer alan St. Jean Katedrali, Gotik ve Romanesk mimarinin eşsiz bir örneği olarak öne çıkıyor. Bir diğer dikkat çeken yer ise Fourvière Tepesi. Roma İmparatorluğu'ndan kalma kalıntıları ve şehre hâkim manzarası ile burası birçok gezgin tarafından ziyaret edilen bir yer. Ayrıca tepedeki Notre-Dame de Fourvière Bazilikası da Lyon’un görülebilecek simgeleri arasında yer alıyor.
Bu arada Lyon Fransa’daki en sevdiğim şehirlerden biri. Buraya özellikle mutfağı ve entelektüel havası için gitmiştim. Deniz ürünleri ile aran iyiyse Lyon’da aç kalmayacağını garanti ederim. Sinemanın ünlü isimleri Auguste ve Louis Lumière kardeşler buralı ve harika bir müzeye dönüştürülmüş evleri var. Burada interaktif film çekimlerine dahil olabilirsin. Ve çok sevdiğim Küçük Prens’in yazarı Antoine de Saint-Exupery de Lyon'lu. Haliyle burada Küçük Prens heykelini görecek ve envai çeşit Küçük Prens temalı ürünler alacaksın.

Toulouse, Fransa’nın güneybatısında yer alan, hem tarihî dokusuyla hem de sıcak atmosferiyle ziyaretçilerini etkileyen bir şehir. Pembe Şehir olarak bilinen Toulouse, kendine özgü kırmızı tuğlalı binalarıyla benzersiz bir görünüm sunuyor. Şehrin kalbinde yer alan Capitole Meydanı, Toulouse’un en ünlü simgelerinden biri. Bu geniş meydan, hem belediyeye hem de tarihî opera binasına ev sahipliği yapıyor. Capitole'ün hemen yakınında, 11. yüzyıldan kalma Saint-Sernin Bazilikası yükseliyor. Bu etkileyici yapı, Avrupa'nın en büyük Romanesk kiliselerinden biri ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor.
Toulouse’da görülmesi gereken diğer tarihî alanlar arasında Augustins Müzesi de bulunuyor. Orta Çağ ve Rönesans Dönemi’ne ait sanat eserlerinin sergilendiği bu müzenin bir zamanlar manastır olarak kullanıldığı da biliniyor.

Akdeniz’in kıyısında yer alan Nice, Masmavi denizi, ılıman iklimi ve tarihî dokusuyla hem yerli hem de yabancı gezginlerin rotalarında yer alabilen bir kent. Antik çağlardan kalan yapılarıyla dikkat çeken kentte, özellikle Antik Roma Dönemi’ne ait Cimiez Amfitiyatrosu en fazla ilgi gören noktalardan biri.
Şehrin tarihî merkezi olan Vieille Ville (Eski şehir), dar sokakları ve pastel renkli binalarıyla Akdeniz’in tipik mimarisini yansıtıyor. Yüzyıllardır ayakta kalan Nice Katedrali, gotik ve barok stilin zarif bir örneği olarak dikkat çekiyor. Promenade des Anglais ise Nice’in en ünlü caddelerinden biri olup deniz kenarında yürüyüş yapmak isteyenler için ideal bir yer olabiliyor. Ayrıca, Nice şehrinde bulunan Castle Hill, ziyaretçilerine şehri kuş bakışı izleyebilme imkânı sunuyor.

Nantes, Fransa'nın batısında, Loire Nehri'nin kıyısında yer alan tarihî zenginlikleriyle öne çıkan bir şehir. Şehrin en ikonik yapılarından biri olan Château des Ducs de Bretagne (Bretanya Dükleri Şatosu), 15. yüzyılda inşa edilmiş ve bugün müze olarak hizmet veriyor. Bununla birlikte, şehre hem tarihî hem de dini anlamda değer katan ve en dikkat çekici yapılar arasında yer alan Cathédrale Saint-Pierre-et-Saint-Paul (Nantes Katedrali), 500 yılda tamamlanan etkileyici mimarisiyle öne çıkıyor. Gotik mimarinin bu güzel örneği, kentin tarihî merkezinde mutlaka görülmesi gereken bir yer.
Nantes ayrıca sanatı ve yaratıcılığıyla da ünlü. Les Machines de l’île (Adanın Makineleri), şehirdeki sanayi geçmişi ve Jules Verne’in hayal gücünden esinlenen bir mekan. Dev mekanik filler ve fantastik yaratıklarla ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim sunuyor.

Almanya-Fransa sınırında yer alan ve Avrupa’nın önemli kentleri arasında sayılan Strabourg, hem moderniteyi hem de tarihi yansıtan farklı bir şehir. Alsace bölgesinin başkenti olan bu şehir, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Grande İle de Strasbourg bölgesi ile ünlü. Tarih meraklıları için Strasbourg Katedrali de gezilebilecek yerler arasında bulunuyor. Gotik mimarisi ve detaylı süslemeleriyle bu katedral, Avrupa'nın en yüksek yapılarından biri olma özelliğine sahip. Bunun yanı sıra günümüzde hem otel hem de restoran olarak hizmet veren Kammerzell Evi de görülmeye değer alanlar arasında yer alıyor. Şehirde ayrıca, tarihî atmosferini koruyan La Petite France bölgesi de ziyaretçilerini bekliyor. Rengarenk ahşap evler ve dar sokaklarla dolu bu mahalle, hem romantik hem de fotoğraf tutkunları için ideal bir durak.

Montpellier, güney Fransa'da tarih ve modernliğin iç içe geçtiği bir kent. Zengin kültürel mirası olan şehrin canlı atmosferi de gezginleri etkileyebiliyor. Şehrin kalbi olarak bilinen Place de la Comédie, geniş meydanı ve çevresindeki kafeleriyle dinlenmek için ideal bir nokta.
Tarihî yapılarıyla da ön plana çıkan Montpellier, 13. yüzyıldan kalma Saint-Pierre Katedrali'ni barındırıyor. Gotik mimarisiyle göz dolduran bu katedral, şehrin dini ve mimari geçmişine ışık tutuyor. Kentin bir başka önemli yapısı ise Promenade du Peyrou. Bu geniş yürüyüş alanı, Louis XIV heykeli ve Roma Dönemi’nden kalma su kemeriyle geçmişin izlerini günümüze taşıyor. Montpellier ayrıca birçok müzeye ev sahipliği yapıyor. Fabre Müzesi, özellikle Avrupa resim sanatı koleksiyonlarıyla sanatseverleri kendine çekiyor.

Fransa’nın güneybatısında üzüm bağları ve onlardan üretilen dünyaca ünlü şarapları ile öne çıkan Bordeaux, aynı zamanda tarih meraklılarını da kendisine çekebiliyor.
Bordeaux, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan tarihî merkezi ile ünlü bir yer. Burada yer alan Place de la Bourse, kentin en çok ziyaretçi alan yerlerinden biri. 18. yüzyıldan kalma bu meydan, nehre yansıyan görüntüsü ile unutulmaz bir manzara sunabiliyor. Yine tarihî Pont de Pierre Köprüsü de Garonne Nehri üzerinden geçen ve Bordeaux’nun iki yakasını birleştiren simge yapıları arasında bulunuyor.
Şehrin kalbinde yer alan Saint-André Katedrali (Bordeaux Katedrali) ise gotik mimarinin örneklerinden biri. Tarihi 11. yüzyıla kadar uzanan bu katedral, aynı zamanda Fransa kralları için de önemli bir dini merkez olma özelliğine sahip. Ayrıca, şehrin en eski yapılarından biri olan Grosse Cloche çan kulesi, Orta Çağ'dan kalma ihtişamını günümüzde de korumaya devam ediyor.

Cannes, Fransız Rivierası'nın incisi olarak tanınan, büyüleyici bir sahil kenti. Muhteşem plajları, lüks yat limanı ve prestijli Cannes Film Festivali ile dünya çapında bilinen bu şehir, her köşesinde zarafeti barındırıyor.
Kent, yalnızca festival ve sahilleriyle değil, aynı zamanda tarihi zenginlikleriyle de dikkat çekiyor. Cannes’ın en yüksek noktasında yer alan Le Suquet bölgesi, dar sokakları ve eski taş evleriyle gezginler geçmişe yolculuk yapıyor. Burada yer alan Notre-Dame de l'Esperance Kilisesi, 17. yüzyıldan kalma yapısıyla hem dini hem de mimari açıdan büyük önem taşıyor. Eski Cannes’ın bu kalbi, şehrin geçmişine tanıklık etmek isteyenler için ideal bir nokta. Bunun yanı sıra, Iles de Lerins Adaları da şehre gelenlerin uğrak yerlerinden biri. Özellikle Fort Royal, ünlü demir maskeli adamın tutulduğu yer olarak biliniyor ve ziyaretçilerine tarihi bir yolculuk sunuyor.

Fransa'nın kuzeyinde yer alan Lille, tarihî ve kültürel zenginlikleriyle öne çıkan bir şehir. Kent, tarihin farklı dönemlerine ait birçok eseri günümüze taşımayı başardığı için pek çok kişinin ilgisini çekebiliyor. Şehrin merkezinde yer alan Grand Place, gezginler tarafından sıklıkla ziyaret ediliyor. 17. yüzyıldan kalma binaların süslediği bu meydan, Lille’in kalbinin attığı yer olarak da biliniyor. Yine yakınlarda bulunan Eski Borsa (Vieille Bourse), etkileyici işlemeleriyle dikkat çeken bir başka tarihî yapı. Burada yer alan kitap ve antika pazarları da turistlerin dikkatini çekiyor.
Notre-Dame de la Treille (Lille Katedrali), neo-gotik tarzı ile şehrin önemli dini yapıları arasında bulunuyor. Modern tasarımıyla da dikkat çeken katedral, hem eski hem de yeni dönemleri bir araya getirebiliyor. Şehrin bir diğer önemli yapısı 17. yüzyılda inşa edilen Lille Kalesi. Vauban tarafından tasarlanan bu askeri yapı, Lille’in savunma tarihini anlatıyor.

Fransa’nın kuzeybatısında konumlanan Rennes, tarihin hemen her döneminde Avrupa’nın önemli kentlerinden birisi olmayı başardı. Şehrin ilk olarak görülmesi gereken noktaları arasında bulunan ve 15. yüzyıldan kalma Parlement de Bretagne binası, mimari zarafetiyle görenleri etkileyebiliyor. Bununla birlikte kentin dini anlamda önemli bir yeri olan Cathedrale Saint-Pierre de Rennes (Rennes Katedrali), görüntüsü ile ziyaretçileri inşa edildiği döneme götürüyor.
Kentin canlılığını görebilmek için ise Marche des Lices Meydanı’na gidilebilir. Şehrin sanat dolu atmosferini hissetmek isteyenler için Rennes Güzel Sanatlar Müzesi de kesinlikle ziyaret edilmeye değer.

Fransa'nın kuzeydoğusunda yer alan ve şaraplarıyla ünlü olan tarihî bir şehir olan Reims, başkent Paris’e de oldukça yakın. Reims, özellikle Gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri olan Reims Katedrali ile tanınıyor. Katedral, 13. yüzyılda inşa edildi ve uzun yıllar boyunca Fransız krallarının taç giyme törenlerine ev sahipliği yaptı. Şehrin tam kalbinde yer alan bu yapı süslemeleri ile göz kamaştırıyor.
Reims'teki bir diğer önemli tarihî mekan ise Tau Sarayı. Eskiden piskoposların yaşadığı bu saray, bugün müze olarak hizmet veriyor ve katedralde gerçekleşen taç giyme törenleri ile ilgili zengin bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Saint-Remi Bazilikası da ziyaretçilerin ilgisini çeken bir başka tarihî yapı. 11. yüzyılda inşa edilen bu bazilika, hem mimarisi hem de şehrin dini tarihindeki önemli yeri ile dikkat çekiyor.

Saint-Etienne, doğal güzellikleri ve kültürel yapısıyla ziyaretçilerine pek çok keşif fırsatı sunuyor. Özellikle 19. yüzyılda sanayi kenti olarak ün kazanan Saint-Etienne, bugün ise hem geçmişin izlerini taşıyan hem de modern bir şehir atmosferiyle dikkat çeken bir destinasyon.
Kentteki tarihî alanlardan biri olan Saint-Charles Borromeo’ya adanan Saint-Etienne Katedrali, muhteşem mimarisiyle görenleri etkileyebiliyor. Gotik ve neoklasik tarzda inşa edilmiş bu yapı çok eski dönemlere dayanmasa da görüntüsü ile birçok kişiyi kendisine hayran bırakabiliyor. Bir diğer önemli nokta ise Saint-Etienne Maden Müzesi, burada kentin maden geçmişi ve sanayi tarihi sergileniyor. Şehirde yürürken, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Le Corbusier'in Tasarım Merkezi’ni de keşfetmek de mümkün. Bu merkez, modern mimarlığın önemli temsilcilerinden biri olan ünlü mimar Le Corbusier’in izlerini taşıyor.

Manş Denizi kıyısında yer alan bir liman şehri olan Le Havre, Fransa’yı ziyaret eden birçok kişinin rotasında yer alıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan şehir, mimarisiyle adeta bir açık hava müzesi özelliği taşıyor. Özellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra Auguste Perret tarafından yeniden inşa edilen kent merkezi, modern mimarinin en güzel örneklerinden biri olarak görülüyor.
Le Havre, tarihî zenginlikleriyle de öne çıkıyor. Le Havre Katedrali, şehrin en eski yapılarından biri olarak dikkat çekiyor. Gotik ve barok mimarinin harmanlandığı bu etkileyici yapı, şehrin savaş öncesi mimarisinin en önemli örneklerinden. Bunun yanı sıra, André Malraux Modern Sanat Müzesi (MuMa), Monet gibi ünlü ressamların eserlerine ev sahipliği yaparak sanatseverleri kendine çekiyor.

Fransa’nın güneyinde, Akdeniz kıyısında yer alan Toulon, bir liman şehri olarak bilinse de hem doğal hem de tarihî güzellikleri ile öne çıkıyor. Kentin en dikkat çekici yanı olan Toulon Limanı, bir ticaret bölgesi olmasının yanı sıra yüzyıllar boyunca denizciliğin önemli merkezlerinden birisi olmayı başardı.
Liman boyunca yürüyüş yaparken eski savaş gemilerini görmek mümkün. Şehirdeki bir diğer önemli yapı ise Toulon Katedrali. 11. yüzyılda yapımına başlayan bu katedralin çeşitli eklemeler ile birlikte 18. yüzyıla kadar inşa sürecinin devam ettiği biliniyor.
Toulon’un canlı atmosferini keşfetmek için ideal bir yer olan Place de la Liberté, kentin kalbi olarak kabul ediliyor. Toulon’un etrafında, özellikle deniz manzarasını izleyebileceğiniz Mont Faron tepesi de ziyaretçilerin ilgisini çeken doğal güzelliklerden biri. Teleferik ile çıkılabilen bu tepede, şehre ve denize yukarıdan bakmak unutulmaz bir deneyim.

Alpler'in eteğinde yer alan ve doğal güzellikleriyle büyüleyen bir Fransız şehri olan Grenoble, özellikle tarih ve doğa severler tarafından ziyaret ediliyor. Tarihî birçok alana da sahip olan bu kentin eski şehir bölgesi dar sokakları ile önceki çağların günümüze taşınmasına olanak sağlıyor.
Kentin en dikkat çeken yerlerinden biri haline gelen Bastille Kalesi (Fort de La Bastille à Grenoble), dağın zirve noktasında yer aldığı için ancak teleferikle çıkılıyor. Kentin ve çevrenin panoramik görüntüsünü sunan bu kale, bu sayede hem tarihî alanları ziyaret etmeyi isteyenleri hem de doğayı görmeyi arzulayanları kendisine çekiyor. Bununla birlikte Saint-Laurent Arkeoloji Müzesi (Musée archéologique Saint-Laurent) ve Roma Dönemi’ne ait eserler oldukça ilgi çekici olabiliyor.
Şehir, Avrupa’nın en büyük bilim merkezlerinden biri olan Polygone Scientifique isimli bir mahalleye de ev sahipliği yapıyor. Bu anlamda Grenoble, hem geçmişi hem de günümüzü en iyi yansıtan Fransız kentleri arasında yer alıyor.

Orta Çağ ve Rönesans Dönemi’nden kalma yapıları, sokakları ve kültürel mirası ile ziyaretçilerini etkileyen şehirlerden birisi olan Dijon, Fransa’nın orta bölümünde yer alıyor. Dijon’da ilk duraklardan biri Palais des Ducs olabilir. Bu görkemli yapı, şehrin tarihini yansıtıyor ve bugün Güzel Sanatlar Müzesi (Musee des Beaux-Arts) ile birlikte sanata ev sahipliği yapıyor. Sarayın geniş avlusu, şehrin ihtişamını ve geçmişin izlerini gözler önüne seriyor. Bir diğer önemli yapı ise Notre-Dame de Dijon Kilisesi. Gotik mimarinin zarif detaylarına sahip bu kilise, özellikle dış cephesindeki grotesk figürlerle dikkat çekiyor. Şehrin ortasında yer alan Place de la Liberation ise çevresindeki kafeler ve restoranlarla, hem yerel halk hem de turistler için bir buluşma noktası olabiliyor.

Angers, Fransa’nın batısında, Loire Vadisi’nin kalbinde yer alan şirin ve tarihî bir kent. Angers, bir zamanlar Fransa'nın güçlü Plantagenet hanedanına ev sahipliği yaptığı için bu dönemden kalan birçok tarihî yapıyla dolu. Şehre adım atar atmaz, görkemli Angers Şatosu dikkatleri üzerine çekiyor. 13. yüzyılda inşa edilen bu kale, etkileyici surları ve içindeki ünlü ‘Kıyamet Gobleni’ isimli duvar halısı ile ziyaretçilerini büyülemeye devam ediyor. Saint-Maurice Katedrali, şehirde bir diğer önemli tarihî alan olarak misafirlerin karşısına çıkıyor. Gotik tarzda inşa edilen bu katedral, vitrayları ve mimarisiyle hayranlık uyandırabiliyor. Ek olarak Angers’de dar sokaklarda dolaşıp, geçmişin izlerini taşıyan ahşap çerçeveli evler ve Orta Çağ’a ait yapılarıyla karşılaşarak, bizzat tarihî yaşamak da mümkün.

Nimes, Fransa'nın güneyinde, tarih kokan sokakları ve antik mirasıyla ziyaretçilerini etkileyebilen bir şehir. Özellikle Roma Dönemi’nden kalan yapıları ile ünlü bir kent olan Nimes, gezginlere açık hava müzesi gibi gelebiliyor. Nimes’in en önemli tarihî yapılarından birisi olan Nimes Arenası (Amphitheatre de Nimes), MS 100 yılında inşa edildi. Bu devasa amfitiyatro, Roma İmparatorluğu Dönemi’nde gladyatör dövüşlerine ev sahipliği yapmış olsa da günümüzde konserler ve festivaller için kullanılıyor.
Bir diğer dikkat çeken yapı ise milattan sonra 2 yılında yapılan Maison Carree isimli antik tapınak. Bu ibadet yeri, dünyanın en iyi korunmuş Roma tapınaklarından biri olarak biliniyor ve zarif mimarisiyle ziyaretçilerini büyülüyor. Şehirde Roma etkisinin en güçlü şekilde hissedildiği bir diğer yer olan Pont du Gard, antik çağların su kemeri olarak günümüze kadar geldi.

Fransa’nın orta kısmında yer alan Clermont-Ferrand, hem doğal güzellikleri hem de zengin tarihiyle öne çıkıyor. Puy de Dome yanardağ ile çevrili olması şehrin en dikkat çekici noktalarından biri. Bu etkileyici doğal yapı, yürüyüş severler için mükemmel bir rota sunuyor. Tarihi dokusuyla da göz dolduran Clermont-Ferrand, özellikle siyah lav taşından inşa edilen Notre-Dame de l'Assomption Katedrali (Clermont Katedrali) ile ünlü. Gotik tarzda yapılan bu katedral, şehrin siluetinde önemli bir yer tutuyor.
Kentteki bir diğer önemli tarihi alan Roma Dönemi’ne kadar uzanan geçmişiyle hem yerel halk hem de turistler için buluşma noktası olarak kullanılan Place de Jaude. Ayrıca şehirdeki Michelin Müzesi de sanayi tarihine merak duyanlar için ilgi çekici bir durak.

Le Mans, her ne kadar tarihî olarak öne çıkan bir kent olsa da son yıllarda özellikle araba yarışlarının önemli bir durağı haline gelmesi ile biliniyor. Formula 1 pistine ev sahipliği yapan Le Mans’ın geçmişi eskilere dayanıyor. Orta Çağ’dan kalma dar sokakları ve taş yapılarıyla bilinen kent, ziyaretçilerini o dönemlere götürebiliyor.
Kentte dini ve tarihî bir yapı olan Le Mans Katedrali, yapıldığı dönemin izlerini taşıyan yerler arasında bulunuyor. Gotik ve Romanesk tarzların buluştuğu bu yapı, şehirdeki en etkileyici mimari eserlerden biri. Ayrıca, Le Mans’ın en eski yerleşim bölgelerinden olan Cite Plantagenet, taş evleri ve Arnavut kaldırımlı sokaklarıyla öne çıkıyor. Le Mans aynı zamanda Roma dönemine ait kalıntılara da ev sahipliği yapıyor. Roma surları, Fransa’da bu döneme ait en iyi korunmuş yapılar arasında sayılabilir.

Güney Fransa’da konumlanan Aix-en-Provence, dar sokakları, cıvıl cıvıl meydanları ve görkemli yapılarıyla öne çıkıyor. Şehir, özellikle Roma dönemine kadar uzanan köklü geçmişiyle dikkat çektiği için tarihin her dönemine ait yapıları barındırıyor.
Aix-en-Provence'in kalbinde yer alan Cours Mirabeau, şehrin en ünlü caddesi ve yerel halkın buluşma noktası. Zarif kafeler, tarihî çeşmeler ve 17. yüzyıldan kalma mimari eserlerle dolu bu cadde, şehrin kültürel merkezi olarak öne çıkıyor. Bir diğer önemli durak ise Saint-Sauveur Katedrali olabilir. gotik, Roma ve barok tarzların bir araya geldiği bu yapıda, mimari bir zenginlik sergileniyor. Tarihî dokusunun yanı sıra sanatla iç içe olan Aix-en-Provence, ünlü ressam Paul Cézanne’ın memleketi olmasıyla da biliniyor. Cézanne’ın atölyesi ziyaret edilerek sanatçının ilham aldığı büyüleyici manzaralar keşfedilebilir.
Burası Lyon’a 3 saatlik bir mesafede olduğu için Lyon’dan tren ya da otobüse binerek kolayca geliniyor. Eğer deniz ve sahil insanıysan burayı çok net seveceğini söyleyebilirim. Sadece sokaklarda oturmak ve o atmosferi yaşamak bile iyi gelecek emin ol.

Fransa’nın en batısı olarak bilinen Brest, Atlantik Okyanusu’nun kıyısında konumlanıyor. Kent, yüzyıllardır birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı için pek çok eseri günümüze kadar getirmeyi başardı. Özellikle Brest Kalesi, şehrin en dikkat çeken yapıları arasında sayılabilir. 3. yüzyıldan kalma bu kale, tarihin izlerini taşıyan görkemli bir yapı olarak hem yerel halkın hem de turistlerin ilgisini çekebiliyor.
Brest’teki bir diğer önemli tarihî alan, İkinci Dünya Savaşı sırasında inşa edilen Alman denizaltı üssü olabilir. Günümüzde müzeye dönüştürülmüş olan bu üs, savaşın karanlık sayfalarını yansıtırken, aynı zamanda tarih meraklıları için önemli bir durak noktası haline geldi. Şehir ayrıca Océanopolis Deniz Bilimleri Müzesi ile de tanınıyor.

Limoges, Fransa'nın Nouvelle-Aquitaine bölgesinde yer alan ve zarif porselenleri ile ünlü bir şehir. Şehrin en önemli tarihî yapılarından biri olan Limoges Katedrali, gotik mimarinin göz alıcı bir örneği olarak dikkat çekiyor. 13. yüzyılda inşaatına başlanan bu ihtişamlı katedral, ancak 19. yüzyılda tamamlanabildi. Katedralin hemen yanı başında yer alan Jardin de l’Eveche ise kentin yeşil alanları arasında bulunuyor. Ayrıca, Cour du Temple olarak bilinen Orta Çağ döneminden kalma sokakları keşfetmek, Limoges’in eski zamanlardaki günlük yaşamını görmeye olanak sağlıyor. Şehrin porselen müzesi Musee National Adrien Dubouche, Limoges’in ünlü porselen endüstrisinin tarihini gözler önüne seriyor.

Loire Nehri kıyısında yer alan ve tarihî ile ilgi çeken Tours, ülkenin orta kısmında konumlanıyor. Kentin ilgi çekici noktalarından birisi olan St. Gatien Katedrali, zarif detayları ve göz alıcı vitraylarıyla gezginlerin favori durakları arasında yer alıyor. Kentin buluşma noktalarından ve eski meydanlarından birisi olan Place Plumereau da mutlaka görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor. Orta Çağ’dan kalma evlerin sıralandığı bu meydan, şirin kafeleri ve canlı atmosferiyle dikkat çekiyor. Şehirdeki tarihî mirası keşfetmeye devam ederken Chateau de Tours’a da uğramak gerekiyor. Bu eski kale, şehrin geçmişine ışık tutan çeşitli sergilere ev sahipliği yapıyor.

Amiens, Fransa'nın kuzeyinde, Picardie bölgesinde yer alan bir kent. Özellikle Orta Çağ'dan kalma yapılarıyla ünlü olan Amiens, gezginlerin rotaları arasında bulunuyor. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan ve Fransa’nın önemli dini noktalarından birisi olan Amiens Katedrali, gezi için ilk durak olabilir. 13. yüzyılda inşa edilen bu devasa yapı, görkemli süslemeleri ve ince detaylarıyla birçok kişiyi etkilemeyi başarıyor.
Amiens’in tarihine bir bakış atmak isteniyorsa Saint-Leu bölgesine mutlaka uğranılması gerekiyor. Bu bölge, rengarenk evleri ve su yollarıyla adeta bir tabloyu andırıyor.
Dünyaca ünlü yazar Jules Verne’in Evi de önemli turistik duraklar arasında bulunuyor. Bilim-kurgu edebiyatının öncülerinden olan Verne’in yaşadığı ev günümüzde müze haline getirildi. Ev içinde yazarın hayatına dair pek çok detayı görebilmek mümkün.

Fransa’nın doğusunda yer alan Metz, Almanya sınırına oldukça yakın noktada konumlanıyor. Moselle Nehri’nin kıyısına kurulmuş olan bu şehir, özellikle Roma İmparatorluğu döneminden kalma eserlerle kendisini gösteriyor. Bu anlamda Metz’in eski şehir bölgesinde dolaşırken Roma İmparatorluğu’ndan kalma kalıntılara rastlamak mümkün. Antik Roma hamamları ve amfi tiyatrosu, şehrin tarih boyunca stratejik ve kültürel bir merkez olduğunu gösteriyor. Ayrıca, Centre Pompidou-Metz gibi çağdaş sanat merkezleri, kentin modern kültüre de ne kadar açık olduğunu kanıtlıyor.

Fransa'nın doğusunda, Doubs Nehri’nin kıvrımları arasında yer alan Besançon, farklı atmosferi ile öne çıkıyor. Besançon Citadel Kalesi, kentin en dikkat çekici eserleri arasında yer alıyor. Bu nedenle ilk durak burası olabilir. 17. yüzyılda inşa edilen bu kale UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde de yer aldığı için oldukça önemli bir yere sahip. Manzarasının yanı sıra müzesi de bulunan kale, kent için önemli bir turistik noktalar arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra, kentin tarihî dokusunu yansıtan Granvelle Sarayı ve Saint-Jean Katedrali gibi yapılar da görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

İspanya sınırına yakın noktada bulunan Perpignan, Akdeniz’in sıcak iklimine sahip kentleri arasında yer alıyor. Katalan kültürüne oldukça yakın olan bu kentte bunun örneklerini görebilmek de mümkün. Perpignan’da bu kültürü gözlemlemek için gidilebilecek yerlerin başında Palais des Rois de Majorque (Mallorca Kralları Sarayı) geliyor. 13. yüzyıldan kalma bir saray olan bu yapının Katalan kralları için inşa edildiği biliniyor. Perpignan’da bulunan bir başka önemli yer ise Le Castillet olabilir. Bu kırmızı tuğlalı kule, bir zamanlar şehre giriş kapısı olarak kullanıldı ve günümüzde Perpignan’ın simgelerinden biri haline geldi.
Şehir merkezinde dolaşırken, Saint-Jean-Baptiste Bazilikası'nı da mutlaka görmek gerekiyor. Gotik tarzıyla dikkat çeken bu katedral, 14. yüzyıldan beri ibadet için kullanılan önemli bir yapı.

Fransa'nın merkezinde yer alan Orléans, Loire Nehri kıyısında, tarih ve kültür dolu bir kent. 100 yıl savaşları sırasında Joan of Arc’ın cesurca savunduğu bir şehir olan Orleans, Orta Çağ’dan kalma atmosferini günümüze taşıyor.
Orléans Katedrali, kentteki ilk ziyaret noktası olabilir. Yapıldığı dönemin etkisi ile gotik tarzda inşa edilen bu katedral, Fransa’nın geçmişine ait izleri ile öne çıkıyor. Kentin merkezinde yer alan Place du Martroi, Joan of Arc’ın at üstündeki heykeli ile dikkat çekiyor. Bu heykel, Orléans’ın özgürlük mücadelesini simgeliyor.

Normandiya'nın kalbi olan nitelendirilen Rouen, tarihî zenginlikleriyle ve doğası ile gezginleri kendisine çekiyor. Sen Nehri’nin kıyısında kurulu olan bu kent, Orta Çağın yansımalarını sunduğu için mistik bir havaya sahip. O günleri yansıtan Rouen Katedrali, gotik mimarisiyle hem şehrin hem de dünyanın en ünlü yapılarından birisi olmayı başardı. Rouen ayrıca Jeanne d'Arc'ın son günlerini geçirdiği ve mahkemesinin yapıldığı şehir olması ile de ünlü. Jeanne d'Arc Kilisesi ve Eski Pazar Meydanı, şehrin bu önemli tarihî olayını hatırlatan alanlar arasında yer alıyor.
Tüm bunlara ek olarak Gros Horloge, kentte görülebilecek alanlar arasında bulunuyor. Bu büyük astronomik saat, Rouen’in sembollerinden biri olup tarihî sokakların arasında ziyaretçilerini zamanda bir yolculuğa çıkarıyor.

Fransa'nın doğusunda, Alsace bölgesinde yer alan Mulhouse, İsviçre, Almanya ve Fransa’nın sınırlarının birleştiği noktaya oldukça yakın konumda bulunuyor. Sanayi devriminin izlerini taşıyan bu büyüleyici şehir, özellikle teknik müzeleri ve eski yapılarıyla ünlü.
Mulhouse'un kalbindeki en dikkat çekici yerler arasında, günümüzde Belediye Binası olarak kullanılan ve 16. yüzyıldan kalma Hotel de Ville bulunuyor. Bu renkli ve gösterişli yapı, hem dış cephesiyle hem de içindeki detaylarıyla ilgi çekiyor. Kentin merkezinde yer alan Saint-Étienne Protestan Kilisesi de gotik mimarinin zarif bir örneği olarak misafirlerin karşısına çıkıyor. Avrupa’nın en büyük otomobil müzelerinden biri olan Cite de l’Automobile, Mulhouse’un önemli durakları arasında yer alıyor. Özellikle eski arabalar meraklıları, kent ziyaretlerinde buraya mutlaka uğruyor.

Caen, Fransa'nın Normandiya bölgesinin önemli bir şehri ve birçok gezginin duraklarından biri. Caen Kalesi, şehrin merkezinde bulunan en önemli tarihî yapılardan biri. 11. yüzyılda William the Conqueror tarafından inşa edilen bu kale, hem bir savunma hattı hem de bir kraliyet ikametgâhı olarak kullanılmış. Kale içinde yer alan Normandiya Müzesi ve Güzel Sanatlar Müzesi, tarih ve sanat meraklılarına keyifli bir gezi sunuyor. Bir diğer önemli yapı ise Abbaye aux Hommes, yani Erkekler Manastırı olabilir. Bu manastır, William the Conqueror'un mezarına da ev sahipliği yapıyor ve gotik mimarisiyle büyülüyor. Kadınlar Manastırı (Abbaye aux Dames) da kentin diğer bir mimari şaheseri olarak dikkat çekiyor.

Fransa'nın Lorraine bölgesinde yer alan Nancy, keşfedilmeyi bekleyen şehirler arasında yer alıyor. Orta Çağ'dan kalma dar sokakları, Rönesans ve barok dönemlerinden izler taşıyan yapılarıyla adeta bir açık hava müzesini andıran Nancy’de ilk durak UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Stanislas Meydanı olabilir. Bu meydan, zarif çeşmeleri, altın kaplamalı demir parmaklıkları ve büyüleyici atmosferi ile ünlü.
Nancy aynı zamanda birçok tarihî yapıyı barındırıyor. Gotik tarzda inşa edilen Nancy Katedrali, etkileyici vitrayları ve mimarisiyle dikkat çekiyor. Ayrıca Eski Şehir (Ville Vieille) bölgesinde, Rönesans döneminden kalma Dükler Sarayı bulunuyor. Burada Lorraine Dükleri’nin zengin tarihini keşfedebilir ve dönemin ihtişamı hissedilebilir.

Avignon, Fransa'nın Provence bölgesinde yer alan kentlerden biri. Rhone Nehri'nin kıyısında konumlanan bu şehir, her dönem devletler tarafından ilgi görmeyi başardı. Avignon’un en bilinen yapılarından biri olan Papalık Sarayı, 14. yüzyılda papaların burada ikamet etmesi nedeniyle inşa edildi.
Kentte gezerken şehrin sembollerinden biri olan Pont Saint-Bénézet Köprüsü’nü de mutlaka görmek gerekiyor. Nehrin üzerinden yarım kalan bu ünlü köprü, aynı zamanda köprü üstünde yer alan şapeliyle de dikkat çekiyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan Avignon, surlarıyla çevrili tarihî şehir merkeziyle de etkileyici bir atmosfer sunuyor.

Rhone Nehri kıyısında yer alan ve doğal güzellikleriyle öne çıkan Valance, Fransa’nın güneydoğusunda yer alıyor. Ziyaretçiler Valence’nin dar sokaklarında yürürken genellikle Roma döneminden kalma yapılar sebebiyle kendilerini başka zaman diliminde hissedebiliyorlar.
Tarihî yapılar arasında öne çıkanlardan biri olan Valence Katedrali, 11. yüzyılda inşa edildi. Bununla birlikte Pendentif Anıtı, Valence’nin Rönesans Dönemi’ne dair izlerini taşıması bakımından şehir için önemli bir yere sahip. Şehrin simgelerinden biri haline gelen bu anıt, 1548 yılında inşa edildi ve Valence’nin kültürel geçmişine ışık tutuyor. Şehrin kalbinde yer alan Maison des Têtes, adını cephesindeki detaylı heykellerden alıyor. 16. yüzyılda inşa edilen bu yapı, hem yerel tarih hem de mimari açıdan önemli bir miras.

Quimper, Fransa'nın batısında, Bretonya bölgesinin önemli şehirleri arasında bulunuyor. Şehir, Breton kültürünün önemli bir merkezi olarak biliniyor. Breton Müzesi, bu kültürü yakından tanımak isteyenler için zengin bir koleksiyon sunuyor. Aynı zamanda, geleneksel Quimper çömlekçiliği de şehrin simgelerinden biri olarak öne çıkıyor. Faience olarak bilinen bu el yapımı seramikler, şehri gezerken sıkça gezginlerin karşısına çıkabilir.
Şehrin en dikkat çekici yapılarından biri olan ve 13. yüzyıldan kalma gotik mimari örneklerinden Saint-Corentin Katedrali, iki görkemli kulesi ve vitray pencereleri ile gezginleri kendisine hayran bırakabiliyor. Katedralin çevresindeki tarihî merkezde ise, yarı ahşap evler ve şirin kafeler ziyaretçilere hoş bir atmosfer sunuyor.
Gezi planı yaparken detaylı bir rehbere ihtiyacın olursa Fransa’da gezilecek yerler yazımıza göz atabilirsin.