Özbekistan’ın en köklü ve kadim şehirlerinden biri olan Buhara, zengin kültürel mirasıyla gezginlere pek çok seçenek sunuyor. Adeta bir açık hava müzesi olan şehir, etkileyici mimarisi ile öne çıkıyor. Buhara’da Ark Kalesi’nden Chor Minor’a, İsmail Samani Türbesi’nden Bolo Havuz Camii'ne kadar çok sayıda turistik yeri keşfedebilirsin. Orta Asya'nın bu eşsiz şehrinin büyüsüne kapılmaya hazır mısın?
Buhara vizeli mi?
Özbekistan için turistik ve ticari seyahatleri öncesi Özbekistan vizesi almak gerekiyor. Bu nedenle Buhara seyahatin için vize şartı aranıyor.
Buhara’ya ne zaman gidilir?
Bu güzel kent için ideal zamanlar nisan-mayıs ve eylül-ekim ayları. Yaz aylarında çok sıcak, kışları ise oldukça soğuk olabiliyor.
Buhara’ya direkt uçuş var mı?
Evet. Türkiye’den Buhara’ya direkt uçuş imkanı bulunuyor. Seyahatin için aktarmasız seçeneklerle yolculuk yapabilirsin.

Şehrin en ikonik yapısı olarak öne çıkan Kalon Minaresi, Buhara’nın merkezindeki pek çok noktadan görülebiliyor. 1127 yılında Karahanlı hükümdarı Arslan Han’ın emriyle inşa edilen bu ihtişamlı yapı, 50 metreye yaklaşan yüksekliği ve 105 basamaklı iç merdiveni ile dikkat çekiyor. Yüzyıllardır ayakta kalmayı başarmış olan etkileyici minare, 13 kuşaklı bir gövdeye sahip. Rivayete göre Cengiz Han, Buhara’yı işgal ettiği dönemde, yere düşen miğferini almak için eğildiği bu yapının önünde saygıyla durmuş ve korunmasını emretmiş.
Öğlen saatlerinde altın sarısı taşları güneş ışığında parıldayan Kalon Minaresi, akşam saatlerindeyse özel aydınlatmaların altında büyüleyici bir görünüme kavuşuyor. Sadece bir ibadet yapısı değil, aynı zamanda tarih boyunca gözetleme kulesi olarak da işlev gören Kalon Minaresi’ni ziyaret ettiğinde ince işçilikle bezenmiş tuğla süslemelerini yakından gözlemleyebilirsin. Bir kompleksin parçası olarak kendine yer bulan minarenin etrafında Kalyan Camii ve Mir-i-Arab Medresesi’ni de görebilirsin.

Buhara’nın geçmişten günümüze taşınan en önemli yapılarından biri olan Ark Kalesi’nin 5. yüzyılda inşa edildiği biliniyor. Uzun yıllar boyunca Buhara hanlarının ikametgâhı, devlet yönetim merkezi ve askeri üs olarak değerlendirilen kale, büyüklüğü ve etkileyici görünümüyle dikkat çekiyor. 4.2 hektarlık geniş bir alana yayılan Ark Kalesi, 20 metrelik bir yüksekliğe sahip. Aktif olduğu dönemlerde Rudaki, İbn Sina ve Ömer Hayyam gibi çok büyük düşünürlerin burada çalışmalar yürüttükleri aktarılıyor.
Tarihi boyunca pek çok kez yıkılan ve yeniden inşa edilmek zorunda bırakılan Ark Kalesi, son olarak 1920 senesinde Rus saldırısında çok ciddi bir hasar aldı. Burayı bir kaleden ziyade büyük bir kompleks olarak düşünebilirsin. Zira kalenin içinde emirin konaklama odaları, hazine dairesi, mutfaklar, ahırlar, zindan ve atölyeler mevcut. Ark Kalesi’nin en yüksek noktasına çıktığında Buhara’nın panoramik manzarasının tadını çıkarabilirsin. Özellikle de gün batımına yakın saatlerde tepe noktasında çıkarsan, altın sarısı kumlarla kaplı çöl manzarası ile karşılaşabilirsin.
15.000 Som
Açık olduğu saatler
Her gün 09.00 ile 18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Sadece Buhara’nın değil aynı zamanda tüm Özbekistan’ın en meşhur yerlerinden biri olan Chor Minor, dört minare anlamına geliyor. Şehrin aynı zamanda en fotojenik alanlarından olan Chor Minor, isminden de anlaşılacağı üzere dört ayrı minare yapısından meydana geliyor. Geleneksel Orta Asya medrese mimarisinden oldukça farklı bir görünüme sahip olan Chor Minor, 1807 yılında Halife Niyazkul Bey tarafından inşa edilmiş.
İlk inşa edildiği dönemlerde buranın aslında büyük bir medresenin giriş yapısı olduğu belirtiliyor. Ana yapı günümüze dek ulaşamadığı için ziyaretçiler sadece dört ayrı minare ile karşılaşıyor. Bu durum da ortaya oldukça ilginç bir görüntü çıkarıyor. Dört minare de kendine özgü renklere ve süsleme detaylarına sahip. Küçük kubbeli odaya girdiğinde dört minare dair bilgilendirici bir serginin yer aldığını göreceksin. Biraz dar da olsa taş basamaklarla yukarıya çıkmak ve manzaraya bakman mümkün.
Ücretsiz
Açık olduğu saatler
Pazar hariç 08.00 ile 20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Buhara’nın tarihi dokusu içinde kendine yer bulan Şuhov Minaresi, kendine özgü “hiperboloit” tasarımıyla estetik ve mühendisliği birleştiriyor. 1929 yılında Sovyet mühendis ve mucit Vladimir Şuhov’un girişimleri ile tasarlanan minare, uzun yıllar boyunca su kulesi olarak da kullanılmış. Örgü kafes olarak ifade edilen bir forma sahip olan bu ilginç yapı, fotoğraf meraklılarını da kendine çeliyor.
1975 yılında yaşanan bir yangın sonucunda ahşap kasası hasar görse de sonraki dönemde restore edilen Şuhov Minaresi, gün batımında şehri seyretmek için oldukça ideal bir seçenek diyebiliriz. Bu arada minare, yaklaşık 50 metrelik bir yüksekliğe sahip. Bu son derece yaratıcı olan mühendislik harikasına çıkmak için asansörden yararlanabilirsin. Minare, Ark Kalesi’ni doğrudan karşısına alıyor.

1712 yılında Buhara emiri tarafından inşa ettirilen Bolo Havuz Camii, ahşap sütunları ve göz alıcı mimarisiyle farkını ortaya koyuyor. Camiyi orijinal kılan temel unsur, ince oymalarla süslenmiş 20 ahşap sütununun caminin hemen önünde dizilmesi. Bu sütunlar, tarihi caminin önündeki havuzda müthiş bir yansıma yaratıyor. Eşine nadiren rastlanan Bolo Havuz Camii, “40 Sütunlu Cami” adıyla da biliniyor.
Bolo Havuz Camisi, iç mekanındaki detaylardan ziyade dış bölümüyle öne çıkıyor. Bu nedenle ziyaretçiler çoğunlukla caminin dışında yer alan sütunların ve havuzun bulunduğu avlu kısmında vakit geçiriyor. Bu arada camide yer alan suyun, şehrin kıtlık çektiği dönemlerde içme suyu olarak değerlendirildiği söyleniyor. Beyaz ve mavi tonlarının hâkim olduğu süslemelere sahip olan Bolo Havuz Camii, Osmanlı mimarisini andıran zarif detaylarla ilgi çekiyor.

Sadece eğitimiyle değil, aynı zamanda mimarlık tarihindeki önemli yerinden dolayı her daim ilgi gören Devlet Mimarlık Sanat Müzesi, Özbekistan’da sanat dünyasına yön veren bir kurum olarak kabul görüyor. Müze, hem büyük bahçeleri hem de çevresindeki tarihi binalarıyla büyük bir uyum içinde. Modern ve geleneksel yapıyı bir arada tutan Devlet Mimarlık Sanat Müzesi, yenilikçi projeler üretmeye devam ediyor.
Göz alıcı bir tasarıma sahip olmasından dolayı sene boyunca ziyaretlerin gerçekleştiği tarihi müze, kalıcı ve geçici sergilere ev sahipliği yapıyor. Özbekistan’da öğrencilerin ya da yerel sanatçıların eserlerini keşfetmek istersen buraya yönelebilirsin. Ark Kalesi’ndeki müzede 100 bine yakın eser ziyaretçilerle buluşuyor. 1922 senesinde kapılarını açan müzede mimari dekor örneklerinden grafik eserlere, heykellerden eski haritalara kadar pek çok materyal seni bekliyor.
60.000 Som
Açık olduğu saatler
Pazartesi hariç 09.00 ile 18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Buhara şehir merkezinde bulunan Hazreti Eyüp Çeşmesi, dini ve tarihi bir öneme sahip. Geniş bir avluya sahip olan Hazreti Eyüp Çeşmesi, taş işlemeleri ile yöreye özgü mimarinin zarif bir yansıması diyebiliriz. 12. yüzyılda inşa edilen Hazreti Eyüp Çeşmesi’nin ilk yapısı Arslan Kan, diğer kısmı ise Timur tarafında yapılmış. 1500’lü yıllara gelindiğinde ise Sheibanidler çeşmeye son şeklini vermiş. Pınardan gelen suyun şifalı olduğuna inanılıyor. Hazreti Eyüp Çeşmesi, bölgede “Chasma Ayup” adıyla biliniyor.

Buhara şehri de tıpkı Semerkant gibi tarihi medreselerin öne çıktığı bir yer. Buhara içinde ziyaret etmekten keyif alacağın medreselerin başında Mirzo Ulugbek Medresesi geliyor. 1417 yılında inşa edilmeye başlayan medrese, Orta Asya’nın iyi korunmuş yapılarından. Semerkant ve Buhara’da 15’inci yüzyılda inşa edilen medreselerin hepsi de tasarım açısından birbirine benziyor.
1586 yılında Abdullah Han döneminde restorasyon çalışmaları ile yenilenen Mirzo Ulugbek Medresesi, Abdülaziz Han Medresesi ile karşı karşıya. 90’lı yılların hemen başında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen Mirzo Ulugbek Medresesi, kendisinden sonraki pek çok medrese yapısı için referans olmayı başarmış. Timur dönemi özelinde Buhara'da korunabilen en büyük yapı olan Mirzo Ulugbek Medresesi, ücretsiz olarak gezilebiliyor.

Buhara’daki bir diğer tarihi medrese olan Abdülaziz Han Medresesi, 1600’lü yıllardan bugüne miras kalmış durumda. Medreseye adını veren Abdülaziz Han’ın çabaları ile inşa edilen yapı, aktif olduğu dönemde Buhara'nın dini eğitim ve kültür merkezi olarak işlev gördü. Pek çok bilim insanını ağırlayan medrese, hem bu yönüyle hem de mimari yapısıyla ziyaret etmeye fazlasıyla değer bir mekân.
Zengin süslemelerinin dışında aynı zamanda görkemli mihrabı ve minaresiyle de dikkat çeken Abdülaziz Han Medresesi’nde birçok özgün detay mevcut. Mavi tonlardaki çiniler ya da ince işçilikle yapılmış mozaikler, bu özgün detayların başında geliyor. Ayrıca duvar bölümlerinde kabartmalar, muazzam çiniler, tuğla mozaikler ve süslü sarkıtlar, mekâna apayrı bir estetik derinli kazandırıyor. Bu arada medresenin girişinde ufak bir hediyelik eşya satış alanı da yer alıyor.

10’uncu yüzyılda inşa edilen İsmail Samani Türbesi, sadece Özbekistan’ın değil aynı zamanda Orta Asya mimarisinin en önemli yapıları içinde bulunuyor. Her ne kadar şehir dışında olsa da türbeye yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisi büyük.
Orta Asya’daki ilk İslami türbe olduğu için özel bir ilgi gören İsmail Samani Türbesi’nin pişirilmiş tuğla kullanılarak inşa edildiği biliniyor. Bu durumun, binanın bunca yıl sağlam bir şekilde ayakta kalmasında etkili olduğu düşünülüyor. İsmail Samani Türbesi’nde hem İsmail Samani hem de ailesinin naaşları yer alıyor. Küp formundaki etkileyici türbe, evreni simgeleyen bir tasarıma sahip.

Lyabi-Khauz Ensemble ya da bir başka deyişle Lyabi-Khauz Topluluğu, ve Orta Asya mimarisinin en önemli örneklerinden biri olarak kabul görüyor. Bir kompleks formuna sahip olan Lyabi-Khauz Ensemble, Buhara’nın merkezinde konumlanıyor. Lyabi-Khauz Ensemble genel olarak üç anıtsal yapıyı bir araya getiriyor.
Kuzeydeki Kukeldash Medresesi, batıda yer alan Nadir Divan-Begi Hanakası ve doğuda bulunan Nadir Divan-Begi Medresesi, bu komplekste görebileceğin üç harika yapı. Bu arada Lyabi-Khauz, “havuz başı” anlamında kullanılıyor. Kompleksin merkezinde bulunan su öğesi, böyle bir isimle anılmasına yol açıyor. Buradaki suyun bir dönem Buhara'nın başlıca su kaynaklarından biri olduğunu ifade edelim.
Ücretsiz
Açık olduğu saatler
Her gün 08.00 ile 00.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Buhara'nın en huzurlu köşelerinden biri olan Samonidov Parkı, hem turistlerin hem de bölge halkının özellikle de hafta sonlarında uğrak mekanı. Biraz olsun dinlenmek ve doğayla iç içe olmak istersen Samonidov Parkı’nı keşfedebilirsin.
Park ismini Samani Hanedanı’nın kurucusu olan İsmail Samani'den alıyor. Çok sayıda yürüyüş yolu ve oyun alanı olan park, aileler tarafından da sıklıkla tercih ediliyor. Şehrin kuzeyindeki park, UNESCO Dünya Mirası Alanı listesinde yer alıyor. Park içinde ufak da olsa bir hayvanat bahçesi bulunuyor. Aynı zamanda göl ve tema parkı da Samonidov Parkı’na olan ilgiyi canlı tutuyor.

Nadir Divanbegi Medresesi, yukarıda söz ettiğimiz kompleksin en popüler yapısı. Nadir Divanbegi Hanakası olarak da bilinen bu yapı, bir dönem eğitim ve kültür merkezi olarak hizmet vermiş. 17. yüzyılın ortalarında inşa edilen medrese, çini işlemeleri ve mihrap gibi detaylarla ilgi görüyor. Çini işçiliği, medresenin cephesinde turkuaz ve mavi tonlarıyla kendini gösteriyor.
Buhara'da geleneksel konaklama kültürünü yaşatmaya devam eden yapı, sakin ve huzurlu bir atmosfer sunuyor. Yaz aylarında, etrafındaki gölgelikler ve fıskiyeler sayesinde burada serin bir ortamla karşılaşabilirsin. Başta kervansaray olarak inşa edilmesine rağmen daha sonradan han tarafından medreseye dönüştürülen tarihi mekanda ilginç bir şekilde Nasrettin Hoca Heykeli yer alıyor.

Buhara'da gizli kalmış tarihi hazinelerden biri sayılan Mugak Attari Camii’nin 9’uncu yüzyıldan kaldığı aktarılıyor. Büyük bir dini ve kültürel öneme sahip olan caminin adı, bulunduğu caddeden geliyor. Mugak Attari, Baharatçılar Caddesi anlamında kullanılıyor.
Geleneksel İslam yapılarındaki sadelik ve zarafetin yansıdığı tarihi cami, Lyab-i Hauz Kompleksi’nin hemen sol tarafında konumlanıyor. 12.yüzyılda Karahanlılar döneminde caminin önemli ölçüde yeniden inşa edildiği görülüyor. Bir zamanlar Yahudi ve Müslüman toplulukların burayı ortak bir şekilde kullandığı, aktarılan bilgiler arasında. Mugak Attari Camii’nde mimari bakımdan Sogdian ve Zerdüşt etkilerine rastlamak olası.

Şehir merkezinde konumlanan Eski Çarşı, Buhara’ya geldiğinde es geçmemen gereken yerlerden. Tarihi dokusunu koruyabildiği için heyecan veren bir atmosfere sahip olan çarşı, yıllar boyunca ticaret merkezi olarak işlev görmüş. Burada sadece alışveriş yapabileceğin bir ortamla karşılaşmazsın. Aynı zamanda çarşı sayesinde Buhara'nın sosyal dokusunu ve günlük yaşamını da keşfedebilirsin.
Eski Çarşı’da geleneksel el sanatlarından takılara, baharatlardan el yapımı halılara kadar pek çok seçenekle karşılaşabilirsin. Genel olarak dar sokaklara kurulan bu büyük çarşıyı dolaşırken acele etmemeli, her tezgâhın tadını çıkarmalısın. Sevdiklerine yöresel hediyeler götürmek istersen, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde de yer alan Eski Çarşı’yı değerlendirebilirsin.
Buhara’da keyifli bir zaman yolculuğuna çıkmak istersen, Hamam Bozori Kord’u notların arasına almalısın. Buhara'nın en eski ve en ünlü hamamlarından biri olan bu popüler yer, 16. yüzyıldan günümüze kadar sağlam bir şekilde ayakta kalmayı başarmış. Aktif olarak kullanıldığı yıllarda şehrin sosyal hayatının kalbinin attığı yer olmayı başaran Hamam Bozori Kord, sıcak, ılıman ve soğuk odalar olmak üzere üç farklı odada seanslar sunuyor.
Taş kurnaların etrafında vakit geçirerek fiziksel ve ruhsal bir arınma gerçekleştirebilirsin. Buhara hamamları, tarih kitaplarında kendine sıklıkla yer buluyor. Buhara’da bir dönemler hamamların sayısının 16 olduğu biliniyor. Bugün ise tarihi hamamların sadece iki tanesi ayakta duruyor. Bu iki hamamdan biri olan Hamam Bozori Kord, Poyi Kalyon Külliyesi’ne de oldukça yakın.
Şehrini el sanatları konusunda merkezi sayılan Gijduvan, Buhara’nın 45 km dışında yer alıyor. Bu keyifli yolculuğun sonunda seçkin ve geleneksel seramikleriyle meşhur bir el sanatları merkezi ile karşılaşacaksın. Buhara’nın popüler bir kasabası olan Gijduvan, geleneksel çanak çömlek üretimi hala devam ediyor. Bu kültürün nesilden nesile aktarılmaya devam ettiğini görebilirsin.
Kasabada üretilen seramikler, capcanlı renkleri, ince işçilikle süslenmiş geometrik desenleri ile dikkat çekiyor. Doğadan ilham alan kuş, çiçek ve bitki motiflerine sahip olan merkezde haftanın belli günlerinde özel atölyeler düzenleniyor. Ziyaretçiler burada kendi tasarımlarını oluşturabiliyor. Dilersen hediyelik eşya olarak kasabada üretilen ürünleri de satın alabilirsin.
Ülkeyi keşfetmeye devam etmek için Özbekistan’da gezilecek yerler yazımıza da göz atmalısın.