Doğal güzellikleri ve zengin yer şekilleriyle bir açık hava müzesi olan Türkiye’de çok sayıda jeosit alanı yer alıyor. Türkiye, Alp-Himalaya orojenezi adı verilen dağ oluşumu kuşağının önemli bir parçası. Özellikle üç ayrı levhanın kesişim noktasında yer almasından dolayı pek çok jeolojik sürecin etkisinde kalan Türkiye’de sayısız çöküntü alanı, karstik yapı, mağara ya da volkanik oluşum mevcut.
Hadi gel, seni daha fazla meraklandırmadan ülkemizde mutlaka görülmesi gereken önemli jeosit alanlarına bakalım.

Manisa’daki Kula Volkanik Jeoparkı, UNESCO’nun Jeopark ağı içerisinde yer alıyor. Genç volkanların ağırlıkta olduğu Kula Volkanik Jeoparkı, aynı zamanda ülkemizin ilk UNESCO onaylı jeoparkı. Bölgede genel olarak lav akıntıları ve volkan konilerinin müthiş bir yoğunluğa sahip olduğu görülüyor.
Tarih, kültür ve doğanın mucizesini bir araya getiren Kula Volkanik Jeoparkı’nda hem kaplıca tatili hem de doğa ve karstik mağara gezisi yapmak mümkün. 2013 senesinde Jeopark olarak ilan edilen bu etkileyici yer, doğanın aşındırmaları neticesinde ortaya çıkan yapılarla dolu. 1950’li yıllarda Çakallar volkanik konisine yakın bir mesafede 200 civarında fosilleşen ayak izlerine rastlandığı aktarılıyor. Bu ayak izlerinin Mesolitik Dönemi’ne ait olduğu tahmin ediliyor. Kula ve Salihli sınırları içerisini kaplayan bu devasa alan, toplamda 2320 kilometrekareyi kaplıyor.

Kızılcahamam ve Çamlıdere bölgesi, ülkemizin doğal ve jeolojik zenginliklerini yansıtan yerler arasında bulunuyor. Bu popüler jeopark, volkanik faaliyetlerin ve çeşitli jeolojik süreçlerin yarattığı büyük değişimleri gözler önüne seriyor. Lav akıntıları, tüf katmanları ve farklı mineral yapıları, burayı turistik açıdan cazip kılıyor. Doğal bir hazine olarak değerlendirilen Kızılcahamam ve Çamlıdere bölgesinde özellikle de volkanik kayaçlar ve bazalt oluşumları dikkat çekiyor.
Üniversiteler ve araştırmacılar için de doğal bir çalışma alanı olarak görülen bölge, yürüyüş parkurları haricinde flora ve fauna zenginliğiyle de hayranlık uyandırıyor. 2010 yılında Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Ankara Üniversitesi ve Jeolojik Mirası Koruma Derneği’nin girişimleri ile açılan jeopark, 2000 kilometrekarelik bir alana yayılıyor.

Tarih ve doğanın muhteşem bir birleşimini sunan bu mucizevi yer, Bitlis'in Tatvan ilçesi sınırlarında konumlanıyor. Türkiye'nin en büyük, dünyanın ise ikinci en büyük krater gölü olan Nemrut Dağı Krater Gölü, deniz seviyesinin yaklaşık 2800 metre üzerinde yer alıyor. Devasa bir volkanik patlama sonucu oluşan göl, jeolojik açıdan keşfedilmeye değer.
Yaklaşık 40 kilometrekarelik alanıyla dikkat çeken krater gölü sıcak ve soğuk göller, buhar bacaları ya da buz mağarası gibi noktaları bünyesinde barındırıyor. Zirvede yer alan yarım ay şeklindeki Nemrut Gölü’nün ortalama derinliği 100 metre civarında. İsmini Babil hükümdarından alan Nemrut Dağı Krater Gölü; Bitlis’te Tatvan ve Güroymak gibi ilçelerin arasında bulunuyor. Krater göl içerisinde toplamda 40 jeosit alanı var.

Erciyes ile Hasan Dağı'nın volkanik etkileri sonucu milyonlarca yıllık erozyonla ortaya çıkan Göreme Milli Parkı ve Kapadokya, görenleri adeta büyülüyor. Göreme Milli Parkı ve Kapadokya, yeraltı şehirleri ve kayalara oyulmuş Bizans kiliseleriyle devasa bir hazine sunuyor. 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne dahil olan bu yer, adeta bir sanat eserini anımsatan peri bacalarıyla öne çıkıyor.
Yabancı turistlerin yoğunlukta olduğu Göreme Milli Parkı ve Kapadokya; hem tarihi hem de jeolojik yapısıyla fark yaratıyor. Göreme, Nevşehir ve çevresindeki bu popüler bölge, tümüyle erozyonla şekillenmiş etkileyici bir manzara sunuyor. Göreme Milli Parkı ve Kapadokya olarak adlandırılan alanda Derinkuyu Yeraltı Şehri, Soğanlı Arkeolojik Alanı, Karain Güvercinlikler gibi popüler destinasyonları görme şansı bulabilirsin.
MüzeKart ile ücretsiz
Açık olduğu saatler
Her gün 08.00 ile 17.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Kömür rezervlerinin zenginliğiyle bilinen Zonguldak, aynı zamanda 350 milyon yıllık jeolojik tarihten güç alan doğal oluşumlara sahip. Zonguldak Jeoparkı’nda volkanik yapılar, karstik mağaralar, yeraltı suları ve bazalt sütunları ile karşılaşabilirsin.
UNESCO Küresel Jeopark Ağı için güçlü bir aday olarak görülen bu yerde 50’den fazla karstik mağara bulunuyor. Özellikle de Cehennemağzı Mağaraları, Gökgöl Mağarası ve Kızılelma Mağarası gibi mağaralar yerli ve yabancı turistlerden daha fazla ilgi görüyor. Öte yandan Harmankaya Şelalesi ve Süzek Kanyonu dışında Filyos Bazalt Sütunları da ilgini çekebilir. Bu arada jeoparka geldiğinde doğa yürüyüşü yapmak istersen Gümeli Tabiat Anıtı ve Bölüklü Yaylası arasındaki alanı değerlendirebilirsin.

Türkiye’nin en önemli jeositlerinden biri olan Pamukkale Travertenleri, Denizli il sınırlarında bulunuyor. Beyaz kireçtaşı terasları ve termal sularıyla büyük bir değer yaratan Pamukkale Travertenleri, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde de yer alıyor. Burası için, binlerce yıllık zaman zarfı içerisinde yeraltı sularının kimyasal bileşim ya da jeolojik şartların etkisiyle biçimlendiği bir doğa harikası demek mümkün.
Özellikle sıcak su kaynaklarının yüksek düzeyde kalsiyum karbonat taşımasından kaynaklı olarak oluşan travertenler, gözenekli ve bembeyaz bir görüntü yaratıyor. Hem görsel hem de jeolojik açıdan son derece değerli bir yer olan Pamukkale Travertenleri’nde pek çok doğal havuz bulunuyor. Günümüzde sağlık turizmi için de popüler bir durak haline gelen bu yer, özel koruma altında.
MüzeKart ile ücretsiz
Açık olduğu saatler
Her gün 08.00 ile 18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Isparta’da yer alan Gölcük Krater Gölü, ekolojik zenginlikleri ile görenlerde hayranlık duygusu uyandırıyor. Aynı adı taşıyan dağda meydana gelen volkanik patlamaların doğal bir sonucu olan krater gölü, çevresindeki doğal yapılarla bütünlük oluşturuyor. Özellikle de jeoloji tutkunları için büyüleyici bir destinasyon olarak görülen Gölcük Krater Gölü, şehrin turizmi potansiyelini önemli ölçüde üstleniyor. Hem tektonik hareketlerin hem de bölgedeki yer altı sularının etkisiyle ortaya çıkan krater gölü, 1.5 kilometrekarelik bir yüzey alanına sahip.
En derin noktası 25 metre olan göl, büyük oranda yağmur ve yeraltı su kaynaklarıyla besleniyor. Oluşumu 1960’lı yıllardaki volkanik patlamalara dayanan bölge, aynı zamanda çok zengin bir ekosisteme sahip. Yürüyüş, doğa fotoğrafçılığı ve doğal yaşam gözlemleri gibi aktiviteler için elverişli bir ortam sunan Gölcük Krater Gölü, sürdürülebilir turizm uygulamaları ile canlılığını koruyor.

Türkiye'nin tek çöl ekosistemi olan Karapınar Kumulları, eşine az rastlanır bir doğal güzelliğe sahip. Konya’nın Karapınar ilçesindeki bu geniş kumullar, volkanik lav akıntıları ve tüflerle zenginleşmiş bir yapıya sahip. Zaman içerisinde özellikle rüzgârın etkisiyle şekillenen alan, gelinen noktada ilginç bir görüntü yaratıyor. Bu görüntüyü yakından incelemek isteyen yerli ve yabancı turistler bölgeye ilgi gösteriyor.
Tarihi 1960'lı yıllara dayanan Karapınar Kumulları, ilk dönemlerde ortaya çıkan yoğun kum fırtınaları nedeniyle ilçede yaşam kesintilerine neden olmuş. Sonraki dönemlerde ağaçlandırma ve rüzgâr bariyerleri sayesinde bu sorun çözüme ulaşmış. Halk arasında bu yer, “toprağın bittiği yer” olarak adlandırılıyor. Eğer sen de çöl atmosferini deneyimlemek ve kumullar arasında yürüyüşler yapmak istersen bu ilginç oluşumu ziyaret edebilirsin. Acıgöl ve Çıralı Obruğu ile Meke Gölü, kumulların çevresindeki diğer önemli destinasyonlar arasında bulunuyor.

İç Anadolu Bölgesi'nin en dikkat çekici volkanik dağları arasında olan Hasan Dağı, Niğde ve Aksaray arasında yer alıyor. 3.268 metreye kadar yükselen dağ, Büyük Hasan Dağı ve Küçük Hasan Dağı olmak üzere iki ayrı zirveye sahip. Volkanik kökenli gaz çıkışları ve fümerol aktiviteleriyle bilinen Hasan Dağı Volkanik Yapıları’nda blok ve kül akıntıları dışında geniş bir alana yayılan lav akıntılarına tanıklık edebilirsin.
Bazalt ve andezit gibi lav akıntılarıyla ilginç bir görüntü sunan volkanik yapı yıllara yayılan patlama ve çökmelerden sonra bugünkü şeklini almış durumda. Hasan Dağı volkanındaki püskürmelerin, bugünden yaklaşık 13 milyon yıl kadar önce başladığı tahmin ediliyor.

Turizmin kalesi Antalya'nın Kepez ilçesindeki Düden Şelalesi, hem görsel açıdan sunduğu güzelliklerle hem de jeolojik potansiyeli ile biliniyor. Ülkemizi jeoturizm konusundaki en popüler durakları arasında sayılan Düden Şelalesi’nin oluşumu, binlerce yıllık jeolojik süreçlere dayanıyor. Karstik yapılar üzerine kurulu olan bu yer; Kepez Hidroelektrik Santrali'nden gelen suyun 9 km’lik yolculuğu ile şekilleniyor.
Aşağı Düden ve Yukarı Düden Şelalesi isimli iki ana kola sahip olan bu tabiat güzelliği, eşsiz bir ekosistemin parçası olarak görülüyor. Şelalenin en karakteristik özelliği, suyun yeraltı yolculuğu diyebiliriz. Kırkgözler ve Pınarbaşı kaynaklarından beslenen sular, 14 km’lik bir yeraltı akışına sahip. Alandaki kalkerli kayaçlar sayesinde ortaya çıkan bu jeolojik sanat eseri, şehir merkezine yaklaşık olarak 10 km uzaklıkta bulunuyor.

Afyon, ülkemizin hem termal başkenti hem de jeoturizm cennetlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Bilhassa da Frig Vadisi ve çevresindeki peri bacaları, orijinal doğal yapılarıyla bu konuda fark yaratıyor. Milyonlarca yıl süren volkanik faaliyetlerin neticesinde şekillenen bölge, büyük ölçüde volkanik tüf kayaçlarıyla kaplı. Vadi içerisinde yer alan kaya yapıları dışında peribacalarını anımsatan sütunlar, şapkalı sütunlar ya da diğer jeolojik formlar, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.
Afyon’da İhsaniye, İscehisar, Bayat ve Bolvadin gibi ilçelerle sınırı olan bölge, vadinin volkanik geçmişini yansıtıyor. Bu jeolojik mucizeler, Frigler’in tarihsel mirası ile birleşince ortaya eşsiz bir manzara çıkıyor. Peribacalarına daha yakından tanıklık etmek adına özellikle Döğer Kasabası dışında Bayramaliler Köyü ve Ayazini Köyü’nü ziyaret etmeni öneriyoruz.

Aksaray sınırlarında bulunan Ihlara Vadisi, arkeolojik zenginliklerinin yanında jeolojik potansiyeliyle de bu listede yer almayı fazlasıyla hak ediyor. Melendiz Çayı'nın milyonlarca yıl süren aşındırması sonucu bugünkü formuna kavuşan Ihlara Vadisi, oldukça derin ve ihtişamlı bir yapıya sahip. Doğaya ve tarihe meraklı olanları kendine çeken bu vadinin toplam uzunluğu 18 km.
Ihlara Vadisi, 150 metrelik derinliğe ve 200 metrelik genişliğe sahip. Geçmişte burada yaşayan medeniyetlerden izler de suna vadide yüzlerce kaya, şapel ve kilise bulunuyor. Kiliselerin "Kapadokya Tipi" ve "Bizans Tipi" olarak adlandırılan iki farklı resim tekniğiyle süslendiği görülüyor. Kiliseleri ile beraber etkileyici bir görünüm sunan derin kanyonlar, kültürel ve jeolojik açıdan burayı cazip kılıyor.
MüzeKart ile ücretsiz
Açık olduğu saatler
Her gün 08.00 ile 17.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Tunceli içerisinde bulunan Munzur Vadisi Milli Parkı, jeolojik yapısıyla orijinal bir ekosistem sunuyor. Aynı zamanda biyolojik bir çeşitliliğe sahip olan Munzur Vadisi Milli Parkı, 1971’den bu yana milli park statüsünde. Buranın jeolojik formu, milyonlarca yıl süren tektonik hareketlerin sonucunda oluşmuş. Vadi içerisinde konumlanan nehrin oldukça derin kanyon ve karstik kaynaklar yarattığı görülüyor.
Öte yandan vadi ve çevresinde çok sayıda buzul gölü ya da buzul çökelleri yer alıyor. Buranın dünyada eşine çok nadir rastlanan doğal peyzaj örneklerinden biri olarak kabul gördüğünü söyleyebiliriz. Bu arada Munzur Vadisi Milli Parkı’nda 1500’den fazla bitki türü de seni bekliyor olacak. Vadiyi ziyaret ettiğinde doğa yürüyüşleri, dağcılık, rafting gibi aktivitelere de yönelebilirsin.
Kişi başı 25 TL
Otomobil girişi 75 TL
Minibüs ile giriş 225 TL

Erzurum’un en etkileyici destinasyonları arasında olan Narman Peribacaları, genel olarak Kapadokya’daki peribacalarına benziyor. Şekil ve renk açısından orijinal bir yapıya sahip olan Narman Peribacaları, kırmızı kumtaşlarının rüzgâr ve yağmurla aşındırılması ile ortaya çıkmış. Bölge halkının “Kırmızı Periler Diyarı” olarak bahsettiği bu etkileyici yer, özellikle de fotoğraf tutkunlarına harika fırsatlar sunuyor.
Narman ilçesinin güney tarafında, Narman-Pasinler yolunun 7'nci kilometresinde konumlanan peribacaları; Oltu, Sarıkamış, Tortum ve Horasan gibi ilçelerle çevrili. Bölge genel itibarıyla ABD’deki Colorado Kanyonu'na benzetiliyor. Peribacalarına özel koyu kırmızı renkler, kayaçlarda yer alan demirin zamanla oksitlenmesinden kaynaklı. Oluşumun yaklaşık 3 milyon yıl öncesine dayandığı tahmin ediliyor. Bu arada Narman Peribacaları’nın 2010 senesinde koruma altına alındığını belirtelim.

Ülkemizin en önemli doğal oluşumları arasında olan Saklıkent Kanyonu, jeolojik yönden çok ciddi bir potansiyele sahip. Muğla’nın Seydikemer ilçesinde konumlanan Saklıkent Kanyonu, binlerce yıla yayılan erozyon süreçleri ve tektonik hareketlerle bugünkü formuna kavuşmuş. Karaçay Nehri'nin kireçtaşı kayalarını aşındırması sonucunda bölgede oldukça derin bir vadinin oluştuğu görülüyor.
Saklıkent Kanyonu’nun derinliği 200 metre, toplam uzunluğu ise 18 km’yi buluyor. Kanyonun oluşumunda hem kireçtaşı kayaların hem de fay hatlarının etkisi bulunuyor. 1996 senesinden bu yana milli park statüsünde olan kanyonda keyifli bir yürüyüş yapmak mümkün. Ayrıca kanyonun çamurlarının da şifalı olduğu düşünülüyor. Bu nedenle ziyaretçiler çamur banyosu yapabiliyor ya da su sporlarıyla eğlenceli şekilde vakit geçirebiliyor.

Mersin’in Silifke ilçesinde bulunan bu etkileyici obruklar, karstik oluşumlarıyla görür görmez ilgi uyandırıyor. Mitolojik hikâyeleriyle de gündeme gelen Cennet ve Cehennem Obrukları, yeraltı sularının kireç tabakalarını eritmesiyle beraber uzun bir süreçte oluşmuş.
Cennet Obruğu halk arasında Cennet Çöküğü Mağarası adıyla da biliniyor. Bu mağaranın hemen girişinde ufak bir kilise seni karşılıyor. Cennet Obruğu oldukça zengin bir ekosisteme ev sahipliği yapıyor. Cehennem Obruğu ise Cennet Obruğu’nun hemen 100 metre kuzeyinde bulunuyor. Görece daha derin bir yer olan Cehennem Obruğu’nda 110 metreye dek iniliyor. Kireçtaşlarının çözülmesi ve yeraltı sularının boşaltılması sonucunda ortaya çıkan bu mucizevi obrukları mutlaka ziyaret etmelisin.
Keşfetmeye devam etmek ister misin? Yeni rotalar için Türkiye’nin doğal güzellikleri yazısına da göz atmalısın.