Seyahat edeceğin rotaları, sevdiğin ressamların tablolarının bulunduğu müzelere göre belirliyorsan, sen sanatsever bir gezginsin. Sevdiğin tablolar uğruna yollara düşmek zor iştir, bilirim. Hele beraber seyahat ettiğin arkadaşların arasında müze müze gezmek, ressamların yaşadığı yerlere kadar görmek isteyen bir tek sen varsan, onları ikna etmek için çok dil dökmen, hatta belki bir kahve ya da yemekle kandırman gerekebilir. Tabii genelde bu iş, sen sırada müzeye girebilmeyi beklerken onların gezmeye devam etmesiyle sonuçlanır.

Ben de bu duruma son vermek ve senin sanat aşkını doyurmak için bu yazıyı hazırladım. Ressamların ilham kaynağı olan yerleri görmeyi tüm arkadaşların isteyecek. İstemezlerse bile “Burayı görmeden dönmeyin diyorlar” diyerek ikna edip, gidince gerçekleri söyleyebilirsin ya da hiç söylemeyip bu zevki sadece sen de yaşayabilirsin orası sana kalmış.

Kafe Teras’ta Gece- Vincent Van Gogh

Vincent Van Gogh deyince hepimizin aklına ilk olarak mavi ve sarı renkleri gelir diye düşünüyorum. Hatta şimdi bunu okuyunca gözünün önüne masmavi Yıldızlı Gece’yi ve sarının hakimiyet kurduğu Ayçiçekleri tablosu geldi değil mi? Kafe Teras’ta Gece tablosundaysa sarı ve mavinin uyumunun güzelliğinde kaybolup gidiyoruz.

Van Gogh her bir detayı öyle ince resmetmiş ki tablonun içine girip o kafede bir kahve içmek istiyor insan. İşin güzel tarafı, gerçekten içebilirsin çünkü Van Gogh’un Fransa’nın Arles şehrinde ilham alarak bu tabloyu resmettiği kafe, Van Gogh sever misafirleri ağırlıyor. Van Gogh’un hatırasını onurlandırmak adına Le Café La Nuit adı verilen kafe 1991 yılında bu tabloya daha çok benzesin diye de yenilenmiş. Kendini Kafe Teras’ta Gece tablosunun atmosferi içinde hissetmeye bir uçak bileti uzaklıktasın.

Kafe Teras’ta Gece- Vincent Van Gogh

Nilüferler Serisi – Claude Monet

Claude Monet’nin kendine has empresyonist bir tarzla resmettiği nilüferleri birçok yerde görmüşsündür. Tabii her seferinde farklı bir nilüfer tablosu görmüş olabilirsin çünkü Monet’nin Nilüferler serisi yaklaşık 250 tablodan oluşuyor. Aynı manzarayı resmettiği bu kadar çok tablonun olmasının sebebiyse, bu manzaranın yılın farklı günlerinde ve farklı saatlerde nasıl göründüğüne dair duyduğu merak.

Fransa’nın Giverny şehrinin büyüsüne kapılıp, orada aldığı evin etrafına kendi elleriyle bir bahçe oluşturmuş. Tüm nilüferler tablolarının ilham kaynağı da kendi yarattığı bu bahçe aslında. Düşünsene, kendi ilham kaynağını tasarlayıp hayal dünyasını gerçeğe dökmüş ve sonra bunu defalarca resmetmiş. Tablolarındaki nilüferleri bu kadar canlı yapan da bu işte. Monet’nin ilham kaynağı olan bahçesini keşfetmek istersen şanslısın, evi ve bahçesi sanat severlerin ziyaretine açık. Tek eksik uçak biletiyse buraya tıklayıp onu da kolayca halledebilirsin.

Nilüferler Serisi – Claude Monet

Amerikan Gotiği – Grant Wood

Elinde tırmık tutan somurtkan bir adam ve yanındaki kadını konu alan Amerikan Gotiği tablosuna uzun uzun bakıp acaba neden somurtuyor bu insanlar diye düşündün mü hiç? Ben bir gördüm mü durup bir daha bakıyorum bu tabloya. Arkadaki evi ayrı, insanların surat ifadelerini ayrı inceliyorum.

Ev çok basit bir mimariyle yapılmış gibi gözüküyor aslında ama yine de insanı içine çekip düşündürüyor. Grant Wood da Amerika’nın Iowa eyaletinin Eldon şehrindeki Catherine ve Charles Dibble’ın evini görünce evin etkisine kapılmış ve bu evi resmetmeye karar vermiş. Şimdi evin önünde duran kadın ve erkeğin Dibble ailesi olduğunu düşünebilirsin ama Wood bu evde bir baba ve kızın yaşadığını hayal etmiş. Dibble evi şu an ziyaretçilere açık. Birlikte seyahat ettiğin arkadaşlarını bu evi gezmeye götürünce somurturlarsa üzülme, hemen kendi Amerikan Gotiği yorumunun fotoğrafını çek.

Amerikan Gotiği – Grant Wood

Sainte-Victorie Dağı Serisi – Paul Cézanne

Monet nasıl nilüferleri farklı günler ve saatlerde üst üste resmettiyse, Paul Cézanne de Sainte-Victorie Dağı’nın göz alıcı görüntüsünü birçok kez tablolarına taşıdı. Zaten Fransa’nın Provence bölgesinde Sainte-Victorie Dağı manzaralı bir atölyesi olup da bu manzaradan ilham almaması şaşırtıcı olurdu.

Sainte-Victorie Dağı, aynı manzarayı birçok farklı açıdan resmedecek kadar büyük bir ilham kaynağı olmuş Cézanne’e. Tabloların her birini ayrı ayrı incelediğinde Cézanne’in dağa olan tutkusunu yerinde görüp, bu ilham verici macerayı yaşamak istiyorsun değil mi? Dağın bulunduğu Provence bölgesinde manzarayı Cézanne’ın baktığı yerlerden görebilmek için bir tur düzenleniyor. Senin bu tura katılmak içinse tek eksiğin uçak bileti. O da burada.

Sainte-Victorie Dağı Serisi – Paul Cézanne

Çığlık – Edward Munch

Munch’ın bu tablosunun hikâyesi bence çok ilginç. Eğer sen de mistik olaylara ilgi duyan, hatta belki de inanan, biriysen bu hikâyeyi seveceksin. Norveç’in Oslo kentindeki Ekeberg Tepesi’nde yer alan Valhallvegen Yolu’nda bir akşam yürürken bir yanda şehir ve bir yanda fiyort görüntüsüne kapılıyor bir an için Munch.

Gün batımından dolayı kan kırmızı bir renge bürünmüş bulutlar oluşturduğu manzara bir kasvete sebep oluyor belki de. Munch, bu görüntüyü izlerken doğadan gelen bir çığlık sesi hissediyor ve bu çığlığı tablosuna işliyor. Gökyüzündeki bulutları, belki de onun o an gördüğünden daha kırmızı bir renge boyuyor. O çığlığı aslında tablodaki adamla değil de bulutların rengiyle veriyor. Gerçekten de tabloya bakınca insanın gözü önce bulutların rengine gidiyor. Tüyler ürpertici bir hikâye değil mi? Ee bir de bu yolu gidip gördüğünü düşün. Hatta düşünme uçak biletini al ve git bence.

Çığlık – Edward Munch

Tablolarına dönüp tekrar tekrar baktığın ressamların ilham aldığı yerlerde yürümek, onların baktığı şekilde bu manzaralara bakmak ilginç bir deneyim olsa gerek ve bence seyahat planlarını bu rotalara göre değiştirmeye değecek kadar güzel. Eğer sen de böyle düşünüyorsan uçak biletlerine buradan bakabilirsin.