Seyahat etmeyi sevdiğim kadar, gezdiğim yerin lokal mimari anlayışıyla şekillenmiş yapılarını görmeyi de severim. Hatta biraz daha detaylandırırsam; gittiğim şehrin yerel yemeklerini yemeden, dillerinden birkaç kelime öğrenmeden ve yaşadıkları binalarda en azından biraz nefeslenmeden o şehri gezdiğime ikna olamıyorum. Bu üç şey, sanki oralı olmanın demo sürümü benim için. Bir çeşit deneme sürüşü…

 

Binalar onları tanıyan bir avuç insanın yaydığı hikayeleriyle, düzgün dizilmiş bir taş yığını olmaktan çıkar ve daha detaylı tanımak istediğiniz bir karaktere dönüşür. Ben de size birkaç yapının az bilinen hikayelerinden bahsedeceğim. Hepsinden etkilenmeyeceksiniz belki ama, mimariye birazcık ilginiz varsa, en azından birkaçı için yola düşmek isteyeceğinizden şüphem yok. 

Ucuz Uçak Bileti Bulun

 
Ünlü binaların az bilinen hikayeleri
 

Yalnız kralın ana kucağı: Neuschwanstein Kalesi

Çocukluğunu ve ilk gençliğini kardeşiyle birlikte Bavyera’nın bir köyü olan Swangau’da annesi ve babasından uzakta geçiren II. Ludwig, 19 yaşında içine kapanık ve utangaç bir genç olarak çıktığı tahtından deli damgasıyla uzaklaştırıldığında 41 yaşındaydı. Bilin bakalım sebebi neydi? Evet, Neuschwanstein.

Kral II. Ludwig tahta çıktıktan sonra, yalnız geçirdiği ve sadece gelişmiş hayal gücüyle renklendirebildiği çocukluğunun telafisi olarak, kurduğu hayallerindeki şövalyelere layık ve hayranı olduğu operalardaki gibi gösterişli bir kale yaptırmak istedi ve derhal büyüdüğü köy olan Swangau’da Neuschwanstein Kalesi’nin inşaatını başlattı. Krallığın tüm kaynaklarını senelerce bu kale için harcayan Kral, pek çok kez Bakanlar Kurulu ile karşı karşıya gelse de yılmadı, inşaatı devam ettirdi. Kalelerin stratejik öneminin kalmadığı bir dönemde yaptırılan Neuschwanstein Kalesi, halktan da tepki çekti.

İnşaatın bitmesiyle beraber, henüz 4 oda dekore edilmişken kaleye yerleşen II. Ludwig, sadece 172 gün sonra savurganlığı ve takıntılı ruh hali yüzünden kendi bakanları tarafından suçlandı. 1886 yılında, oluşturulan bir psikiyatri komitesi Ludwig’in zihinsel hastalığı olduğunu ilan etti ve kral, gözetim altığında tutulmak üzere, bir ay sonra ölüm yeri olarak anılacak Berg Şatosu’na gönderildi.

Neuschwanstein Kalesi’ne Münih’den tren ile gidebilirsin. Tabii, önce Münih uçak biletini alman lazım. :)

 
 
Yalnız kralın ana kucağı: Neuschwanstein Kalesi
 

Bir postacının rüyası: Palais Idéal

1836 yılında Fransa’nın küçük bir köyü olan Charmes’de doğan Ferdinand Cheval, 13 yaşındayken okulunu bıraktı ve postacı oldu. Bir gece rüyasında bir saray inşa ettiğini gördü ama insanların onunla alay edeceğinden emin olduğu için kimseye anlatmadı. Rüyayı gördükten tam 15 yıl sonra posta dağıtırken ayağına çarpan taşın şekline hayran olunca saklamak için cebine koydu. Ertesi gün, aynı yerde daha fazla taş aramaya başladı. Topladığı taşları birleştirerek kendince heykel denemeleri yaparken 15 yıl önce gördüğü rüyası aklına geldi ve o an hayalindeki sarayı evinin bahçesinde inşa etmeye karar verdi. 1879 yılının Nisan ayında sarayını inşa etmeye başlayan Cheval, sonraki otuz üç yıl boyunca yaklaşık 29 kilometre uzunluğundaki günlük posta turu sırasında taş toplamaya ve Palais Idéal’i inşa etmeye devam etti. Hem de çoğunlukla bir yağ lambasının ışığında geceleri çalışarak... 

1912 yılında tamamlanan Palais Idéal’i, mimarı Ferdinand Cheval’in kitaplardan okuduğu, kartpostal ve dergilerde resimlerini gördüğü dünyanın onun gözündeki yansıması. Cheval, eserinin ana fikrini ise girişindeki “İnsanlar arasındaki kardeşlik” yazısıyla net bir şekilde ortaya koymuş. 1969’da tarihi eser olarak listelenen saray, bugün hala pek çok ziyaretçiyi ağırlıyor ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapıyor. Misafirlerinden biri olmak için Lyon uçak biletini şimdi al

 
Bir postacının rüyası: Palais Idéal
 

Denizin kıpkızıl altın kapısı: Golden Gate

Dünyanın en çok fotoğraflanan köprüsü unvanını taşıyan Golden Gate, rengiyle de benzerlerinden ayrışıyor.

Yapımında yaşanabilecek zorluklar nedeniyle uzun süre köprü inşasına yanaşmayan yetkililer, feribot seferlerindeki aksamaların artması sebebiyle tepkilere dayanamadı ve 5 Ocak 1933 yılında ilk kazma vuruldu. Köprünün genel tasarımını New York‘taki Manhattan Köprüsü’nün mimarı Leon Moisseiff,  teknik ve teorik çalışmalarını mühendis ve matematikçi profesör Charles Alton Ellis yaptı. Amerikalı bir konut mimarı olan Irving Morrow ise köprü kulesinin genel şekli, aydınlatma düzeni, kule dekorasyonları, sokak lambaları, korkuluk ve yürüyüş yolları gibi Art Deco unsurlarını tasarladı. Fakat bunlardan da önemlisi, köprünün en çarpıcı özelliği olan renginin altına imzasını attı.

Golden Gate, henüz tasarım aşamasındayken renginin gri olacağı kararlaştırılmıştı. Ancak inşaatı sırasında Amerikan Donanması gemilerin köprüyü sisli havalarda rahat görebilmesi için dahiyane(!) bir fikirle geldi: Siyah üzerine sarı kalın çizgiler. Bu kadar emek harcanan köprüyü bir ucubeye çevirmek istemeyen Irving Morrow, paslanma önleyici kırmızı bir astar boyasından esinlenerek köprünün sıcak turuncu renge boyanmasını önerdi. Kabul edilen bu renk, Golden Gate’in ikonik bir yapı olmasının en önemli sebeplerinden biri oldu. 

Bu kızıllığı bir gün batımında görmek için tıkla, uçak biletini al.

 
Denizin kıpkızıl altın kapısı: Golden Gate
 

Kör eden ihtişam: Aziz Vasil Katedrali 

Moskova’nın dünyaca bilinen ikonik yapılarından biri olan Aziz Vasil Katedrali, tarihin önemli sahnelerinden biri olan Kızıl Meydan’ın güney ucunda bulunuyor. Sık sık Kremlin Sarayı ile karıştırılan ve fotoğraflarda göründüğü kadar büyük olmayan bu yapı, insanı büyüleyen renkleri ve mimarisi sayesinde UNESCO Dünya Mirası listesinde de kabul edildi.

Korkunç İvan 1552 yılında Tatarlara karşı büyük bir zafer kazanınca, bu zaferi hafızalara kazımak için bir eser inşa ettirmek istedi. Karar ve tasarım çalışmalarının ardından 1555 yılında yapımına başlanan Aziz Vasil Katedrali, 1561 yılında tamamlandı. İşte efsane tam da burada başlıyor.

Kesin bir kayıt olmasa da, yüzyıllardır dilden dile dolaşan bir rivayete göre, acımasızlığıyla nam salan Korkunç İvan, inşaatın tamamlandığı gün katedralin İtalyan mimarı Barma’nın gözlerini dağlatmış. Neden dersiniz? Döneminde eşi benzeri olmayan bu göz alıcı yapıyı başka yerde yapamasın diye… (Bu hikâyeyi her duyduğumda, günümüzde tercih ettiğimiz bağlayıcı sözleşmelerin varlığına şükrediyorum)

Bu kör edici yapıyı yerinde görmek için Moskova uçak biletini şimdi al

 
Mimari illüzyonun en görkemlisi: Dolmabahçe Sarayı
 

Mimari illüzyonun en görkemlisi: Dolmabahçe Sarayı

Osmanlı’nın ilk modern sarayı olan Dolmabahçe Sarayı, Sultan Abdülmecid’in isteği üzerine mimar Balyan kardeşlere yaptırıldı. 1843’te başlayan inşaat 1853’te tamamlansa da o tarihte devam eden Kırım Savaşı sebebiyle ancak 3 yıl sonra açılabildi.

Osmanlı mimari kültürüne uygun ama Avrupa stilinde inşa edilen yapıda, pek çok teknoloji de ilk kez kullanıldı. Süslemelerinde hiçbir masraftan kaçınılmayan sarayın her odası, hatta her köşesi ayrı göz alıcı. Ama tabii ki en güzeli, sadece 2.000 m²’yi aşan alanı ve yüksekliği 36m’yi bulan kubbesiyle değil, her detayı ayrı bir işçilikle bezenmiş olan Muayede Salonu.

Bayramlaşma anlamında gelen ismiyle Muayede Salonu sadece törenler için kullanılıyordu. Törenler için Topkapı Sarayı’ndan getirilen altın taht, 4,5 tonluk kristal avize ve yaldız işçiliğinin en başarılı örnekleri ile her göreni büyülemesi çok da anormal değildi. Yalnız salonu çevreleyen 56 sütunun bir sırrı var. Kaideler üzerinde yükselen ve salonun görkeminin en büyük kaynağı olan bu sütunlar, dokunduğunuzda hissettiğiniz ya da inceleyince gördüğünüz gibi mermer değil. İnşası sırasında, plandaki mermer sütunların denizin doldurmasıyla oluşturulmuş zemine ağır geleceğini ve sarayın yıkılmasına sebep olacağını ön gören Baylan Kardeşler, planda biraz değişikliğe gitti. Meşe ağacından yapılan taşıyıcılar kireç külleri ve başka karışımlar ile sıvanıp incelikle boyanarak mermer görünümü, hatta dokusu elde edildi.  Ayrıca, salonun görüntüsünü kaloriferle bozmak istemeyen mimarlar, bodrumdaki ısıtma tesislerinde elde edilen sıcak havayı aynı sütunlarının kaidelerine yerleştirilen ızgaralardan içeriye vererek bu sorunu da çözdü. 

Dolmabahçe Sarayı’nı hala görmediysen İstanbul biletini şimdi al