Türkiye’de bankacılık sektörünün güçlendiğinin en önemli göstergesi olarak, 2008 yılında başlayan finansal krizin, Türk bankalarını etkilememesini sunabiliriz. 2004 yılından sonra yabancıların Türk bankalarına olan ilgileri artmış ve bazı küçük-orta ölçekli bankalar, yabancı ortaklara satılmıştı. Finansbank, Yunan National Bank of Greece’e satılırken, Denizbank Fransız-Belçika bankası Dexia’ya, Oyakbank ise Hollandalı ING Bank’a satıldı. Bunun yanı sıra Garanti Bankası General Electric ile Akbank ise Citibank ile ortaklık yaptı.

2005 yılının sonlarında General Electric, Garanti Bankası’nın yüzde 25 hissesini satın aldı. GE, Garanti Bankası hisselerinin yüzde 25’ini 1.8 milyar dolara satın almıştı. Yani şirketin piyasa değeri 6 milyar dolar civarındaydı. 2011 yılına geldiğimizde, krizden etkilenen GE Garanti Bankası’ndaki hisselerini satmak için görüşmelere başladığı geçtiğimiz dönemde duyurmuştu. Bugün ise Garanti Bankası’nın piyasa değeri 21 milyar dolara ulaşmış durumda. Yani Garanti Bankası, GE’nin yaptığı yatırıma basit mantıkla 3 milyar dolardan fazla kazandırdı.

Yine 2005 yılında İtalyan UniCredit Bankası, Yapı Kredi Bankası’nın yüzde 57 hissesini 1.2 milyar dolar bedelle satın aldı. Yine bu dönemde Fransız BNP Paribas, Türk Ekonomi Bankası’nın yüzde 84.25 hissesini 216.8 milyon dolara satın alırken, Hollanda-Belçika kökenli Fortis Bank, Doğan Grubu’na ait Dışbank’ın yüzde 89.3 hissesini 985 milyon dolar bedelle satın aldı. 2006 yılında ise dünyanın bir numaralı bankası Citigroup, Akbank’ın yüzde 20 hissesini satın alarak ortak oldu. Citigroup, Akbank hisselerinin yüzde 20’sine 3.1 milyar dolar ödedi. Böylece Akbank’ın piyasa değeri 15 milyar dolar olarak belirlendi. Bu ortaklık anlaşması, Türk bankacılık sektörü için tarihi bir anlaşma oldu. Akbank’ın piyasa değeri 2011 yılı itibariyle 22 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Büyük bankalara ciddi yabancı ortakların gelmesi piyasaları hareketlendirdi. 2006 yılı Türk bankalarına yatırım yılı olarak tarihe geçti. Bu dönemde satın almalar Denizbank ve Finansbank ile devam etti. Zorlu Grubu’na ait Denizbank’ın yüzde 75 hissesi 2.43 milyar dolar karşılığında Belçika-Fransız kökenli Dexia Bank’a satıldı.

Yine 2006 yılında ise Hüsnü Özyeğin’e ait Finansbank, Yunanistan’ın en büyük bankası National Bank of Greece’e satıldı. Önce yüzde 46 oranında hisse ile başlayan satış, 2007 yılında yüzde 80.4 hisseye yükseldi ve 5 milyar dolar civarında bir maliyete ulaştı.

Kriz döneminde ortaklar sarsıldı, Türk bankaları ayakta tuttu

2006 yılında Türk bankalarının piyasa değerleri 2-6 milyar dolar arasında değişirken, Türk bankalarını satın alan bankaların piyasa değerleri 20 milyar dolardan fazlaydı. Ancak 2011 yılına geldiğimiz zaman, krizden etkilenen Avrupalı bankaların piyasa değerleri bankalarımızın altına geldi. Bugün Denizbank’ın ortağı Dexia sıkıntı ile boğuşurken, piyasa değeri 2 milyar dolara geriledi. İflasın eşiğindeki Yunanistan bankası National of Greece’in piyasa değeri 3 milyar doların altına indi. Yapı Kredi’nin ortağı Unicredit’in piyasa değeri 15 milyar doların altına inerek sahibi olduğu Yapı Kredi’den düşük piyasa değerine ulaştı. Avrupa’da kriz büyürken ve bankalar sorunları aşamazken, bilançolarında Türkiye operasyonlarındaki karlılıkla ayakta duruyorlar. Yunan bankası NBG, Finansbank sayesinde zararını azaltmıştı. Keza Denizbank’ın Dexia içinde toplam karın yüzde 20’sine yakın temsil ettiği biliniyor. Yine Unicredit içinde Yapı Kredi’nin temsil ettiği kar oranı yüksek değerlerde. Şimdilerde ise bu bankaların Türkiye’deki bankalarının hisselerini satıp satmayacağı konuşuluyor. Not indirimi ile karşı karşıya kalan ve hisseleri iki günde yüzde 35 oranında düşen Dexia Bank, satmayacağız açıklamasına rağmen Denizbank’taki hisselerini satmak zorunda olacağı konuşuluyor. Bunu istemeyerek de olsa, ayakta kalabilmek için yapmak durumunda kalabilirler. Çünkü Türk bankaları ellerinde bulunan yatırımlar için en cazip olanı. Keza Yunanistan’da NBG’nin zor durumda bulunması elinde olan Finansbank gibi bir kozdan vazgeçmek zorunda olabileceğini gösteriyor. Unicredit ise geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama ile net şekilde Türkiye’den ayrılmayacağını açıkladı.

Bankalarımız ayakta, yatırımlar kollarken, tüketiciler memnun mu?

Türk bankaları dönemi bu şekilde atlatırken, krediler ayağında da oldukça uygun imkanlar sundular. Avrupa bankaları göstermelik stres testleri yaparken, Türk bankalarına tüketici güveni de sahip çıktı. Kredi genişlemesi ve Merkez Bankası’nın düşük faiz politikası ile kar rakamlarını yükselttiler. Artık yatırım almak yerine, yatırım yapma aşamasına geçen bankalarımızın bu durumu tüketicileri memnun ediyor mu? Burada cevap hakkı sizin!