Gitme; yeni yerler, farklı insanlar ve kültürler keşfetme isteği hepimizde var aslında. Kimimiz yaşam koşullarımızdan dolayı bunu ancak belirli dönemlerde, seyahate tatil gözüyle bakmayanlar ise neredeyse her fırsat bulduğunda yapıyor. Yılmaz Erdoğan'ın dizeleriyle “Yol bir yere gitmez, o bir durma biçimidir” diyen, hayatını gezerek sürdüren insanların sayısı ise gün geçtikçe artıyor. Bunun nedeni yalnızca gezip görmek, keşfetmek değil elbette. “Gezgin olma” hali, insana çok farklı içsel deneyimler; çocukluğumuzdan kalma naif duygular yaşatıyor. İnsanlar yollarda gerek karşılaştıkları farklı durumlar gerekse ihtiyaçları nedeniyle hiç hesaplamadıkları şeyleri yaşayıp hayatı deneyimliyorlar. Bu da kendilerini geliştirmelerini, daha güçlü ve iyi insanlar olmalarını sağlıyor. İşte seyahat ederek geliştirebileceğiniz 8 gülümseten davranış.

Gülümsemek

Gülümseten davranışların ilki “gülümsemek”. Tanımadığımız insanlara; yol sorduğumuz güvenlik görevlisine, uçakta yanımızda oturan insana, sandviç aldığımız o kasiyer kıza, kahve ikram eden yan çadırdaki gezgine... Seyahat etmenin insana öğrettiği belki de ilk şey gülümsemenin nasıl da altın bir anahtar olduğu. Her kapıyı açan, olmayacakları olduran bir anahtar, gülümseme. Dili, dini, ırkı olmayan bir “merhaba, ben dostum” işareti. Sık seyahat edenlerin, yüzünden tebessümün eksilmemesi bundan.

Paylaşmak

Büyük şehirlerde herkesin yalnızca kendiyle ilgilendiği, kimseye karşı duyarlı olmadığı bir hayat yaşıyor olabiliriz. Yolda olma halinin bize biraz er ya da geç mutlaka öğreteceği bir diğer şey, paylaşmanın ne kadar güzel olduğu. Sık seyahat eden insanlardan, en çok da gezginlerden öğrenebileceğiniz bir şey bu. Hiç tanımadığınız biri şarj aletini veya bisküvisini paylaştığında, uzak bir ülkede hiç tanımadığınız bir ailenin sofrasına konuk olduğunuzda hatırlarsınız bunun ne güzel bir his olduğunu. Küçükken hemen hepimizin yaptığı, büyüdükçe katılaşıp unuttuğumuz bu güzel davranışı seyahat ederken yeniden anımsayacaksınız.

Hızlı iletişim kurmak

Hiç tanımadğınız insanlara hep sanki bize bir şey yapacaklarmış gibi şüpheyle bakıyoruz. Metropollerde edindiğimiz, kronikleşmiş kötü bir his bu. Oysa dili, rengi, dini farklı da olsa tüm insanlar bizim gibi. Yapmanız gereken tek şey gülümseyip bir “merhaba” demek. Aralarına karışıp içten ve keyifli bir sohbetin kapısını aralamak. Üstelik bu sıcak yaklaşım, seyahatiniz sırasında başınıza gelebilecek sorunları da kolaylıkla çözmenizi sağlayacak. Hepimiz insanız ve kurallar, gelenekler ve öğretiler ne derse desin, bir kalbimiz var. Hızlı iletişim kurmak, tatilinizin veya seyahatinizin de çok daha eğlenceli geçmesini sağlayacak emin olun.

Hoşgörülü ve saygılı olmak

İletişim kurmak ve samimiyet güzel ama bunun da şartları var; ölçülü, hoşgörülü ve saygılı olmak. Aslında temel kural şu: Kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak başkasına da öyle davranmalıyız. Bunu başarabildiğinizde sağlıklı iletişim de arkasından geliyor. Unutmayın ki “bilmediğimiz” için yabancıladığımız her şey aslında kötü değil, yalnızca “farklı”. Ve bu farklılıklar bir diğerine zarar vermediği sürece dünyanın zenginlikleri aslında.

Önyargısız yaklaşmak

Yeni tanıştığınız biri, ilk kez geldiğiniz bir yer, ilk kez tadacağınız bir yemek... Önyargılarınızı bir tarafa bırakın ve deneyimleyin. Tıpkı küçükken yaptığımız gibi; açık bir akıl ve kalple keşfedin. Bunu yaparsanız korku ve evhamlarınızın ne kadar da yersiz olduğunu görecek, geçmişteki kendinize çok güleceksiniz. Hayata önyargısız yaklaşmak pek çok zenginliği keşfetmenizi, dünyanın ne kadar da renkli bir yer olduğunun farkına varmanızı sağlayacak.

Pozitif olmak

Bavulunuz hasar görmüş, çantanız çalınmış, tatil için gittiğiniz tropik adada geçirdiğiniz bir hafta boyunca yağmur yağmış olabilir. Hadi yapmayın. Pesimizm, daha iyi hissetmenizi sağlamayacak. İyi şeyler düşünün ve mutlu olmaya bakın. Sonuçta dünyanın sonu değil; ne kadar kötü olursa olsun her şey geçecek. Gezginler ve sık seyahat edenler artık bu durumlara alışık olduklarından çok sorun etmezler. Hatta bu tür aksiliklere, ileride heyecanla anlatılacak maceralar olarak bakarlar.

Azla yetinmeyi bilmek

Seyahat etmeye başladığınız anda zaten konfor alanınızdan çıkmışsınız demektir. Yol boyunca başınıza gelecek olan şeyler size zamanla azla yetinmeyi, bu şekilde de mutlu olabilmeyi ve hatta küçük şeylerin insanı nasıl da sevindirdiğini öğretecek. Bir süre sonra zenginliği yeniden tanımlayacaksınız. Ve bu tanım sizi gerçek zenginliğin; tanıştığınız yeni insanlar, keşfettiğiniz farklı kültürler, deneyimlediğiniz yeni tatlar ve aktiviteler olduğuna getirecek. Çok harcamadan da güzel ve kaliteli zamanlar geçirilebileceğini gördüğünüzde paraya ve hatta dünyaya bakışınız değişecek.

Parayı kullanmayı öğrenmek

Para önemli bir kavram ancak güzelliklere ulaşmak için ille de paranız olması gerekmiyor. Sık seyahat edenler, her şeyin en kaliteli ve ucuzunu nereden bulacaklarını, neye nereden ulaşacaklarını çok iyi bilirler. Az ödeyip çok gezmenin sırrı onlardadır. Parayı kullanmayı bilmek ise çekinmeden pazarlık yapabilmekten, insanlarla sıcak ilişki kurabilmekten ve deneyimden geçer. Seyahat ede ede gelişen bu yetiyi edinirseniz çok düşük rakamlarla neler yapabileceğinize siz dahi inanamayacaksınız.