Bazı markalar vardır ki, bütçede onlar için yer açılır. Olmazsa olmaz değillerdir belki ancak satın alma kararı verirken sormanız gereken sorulara verilen cevaplar sayesinde alınması uygun bulunabilir. Literatüre girecek olsa buna ‘ lovemark ‘ denir. Müşterilerinin ona kayıtsız şartsız bağlandıkları üst düzey markalardır, müşterisiyle arasında aşka benzer bir bağ kuran markalardır.

Herkesin de bir lovemark’ı vardır. Apple, Starbucks, Armani, Dolce&Gabbana, Harley Davidson gibi markaları bu sevdaya örnek gösterebiliriz. Faydası çok üst düzey olmayabilir, diğerlerinden artısı çok fazla olmayabilir ancak bazı kişiler için bağımlılık derecesinde sevilen markalar olabilir. Bu markanın ürünlerini almak için insanlar kendilerine hedef koyabilirler.

Eğer ki bütçe dengesini sarsmadan, ne olursa olsun alacağım diye alışveriş hastası olmadığınız takdirde, lovemark’ınızın olması taraftarıyım. Çünkü lovemark sayesinde insan kendisine finansal hedef koyabilir. Ben sevdalısı olduğu bu markanın, şu ürününü illa ki alacağım diye bir hedef koyduğu takdirde harcamalarını ona göre düzenleyip, birikimini yaptığı zaman o ürünü almak için adım atabilir. Bu da bütçe yönetimi için faydalı olabilir.

Satın alma kararı akıllı olmak zorunda!

Satın alma kararınız mantıklı olmalı demiyorum ben hiçbir zaman. Bu karar akıllı olmalı. Size birçok şey katabilmeli. Dediğim gibi finansal özelliklerinizi belirleyecekse, göreceli olarak yüksek fiyatlı bir ürünü almanız akıllı bir karar olabilir. Çünkü daha kısa sürede daha ucuz diye gereksiz ürün alacağınıza, birikiminizi yapıp hedeflediğiniz tarihte yapacağınız birikimle, yüksek meblağlı ürünü aldığınız takdirde bu akıllı bir satın alma olabilir.

Satın alma kararını verirken finansal analiz yapın!

Hazır lovemark konusunu açmışken, ilk defa kendi satın alma kararımdan bahsedeceğim. Benim de hayran olduğum bir marka var ve onsuz yapamıyorum. Son dönemin en büyük teknoloji şirketi Apple bağımlılığım artmaya devam ediyor. Cep telefonum ve bilgisayarım Apple olmasına rağmen, bir de yeni nesil tablet bilgisayara da sahip olacağım. Ancak bunu Amerika’dan satın alacağım. Ancak yeni iPad mi yoksa iPad 2 mi alacağıma kararı yeni verebildim. Bu kararı nasıl verdim?

İlk olarak yeni iPad ve iPad 2 arasındaki farkları inceledim. Fiyat olarak arasında olan 100 dolarlık farkı ödemeye değer mi diye düşündüm. Bu fark, Türk parası cinsinden 180 TL’ye geliyor ve önemli bir rakam. İncelediğim zaman o 180 TL’lik farkı vermeye değecek kadar yenilik olmadığını gördüm. Bunun üzerine iPad2 almam ağır bastı.

Ancak sonrasında işin asıl kısmı finansal analize geldi. iPad 2’nin TR satış fiyatı 1.020 TL iken, Amerika’da satış fiyatı ise 720 TL. Arada 300 TL’lik bir fark var ve Türkiye’de ben bu ürünü satmak istesem hemen hemen alış fiyatıma satabilirim. Üstünden bir sene geçip, Apple iPad 3 çıkarırsa bu sefer, aldığım ürünü alış fiyatımın altına satacağımı hesapladım. Yani zarar edeceğim.

Yeni iPad ise Türkiye’de 1.450 TL’ye satın alırken, Amerika’dan alındığı takdirde 900 TL ödeyeceğim. Aradaki 550 TL’lik fark, yeni iPad çıktığı takdirde alış fiyatım üzerinden zarar etmeden bu ürünü elimden çıkarabilirim. Bu nedenle yeni iPad almaya karar verdim.

Siz de satın alma kararınızı verirken anlık düşünmeyin ve analiz yapmayı ihmal etmeyin.