Genelde yeni yerler görmek ya da dinlenmek için seyahat ederiz. Peki yeni lezzetler keşfetmek uğruna binlerce kilometre uzağa gitmeyi hiç düşündünüz mü? Vietnam'da kızarmış serçe ya da Estonya'da ayı sosisi gibi lezzetleri tatmak için hiç üşenmeden yollara düşen makine mühendisi Semih Diken'i bu kez Namibya'da yakaladık. Löplöpçüler adıyla bir blog açan ve burada yeme içme deneyimlerini paylaşan Diken, eşi ve iki çocuğuyla birlikte devrialem yapmaya devam ediyor. Diken ile yeme içme tutkusu, dünya lezzetleri ve çocuklarla seyahat üzerine keyifli bir sohbet yaptık.

-Seyahat tutkusu nasıl başladı?

İlk kez 1989 yılında ailecek arabayla İzmir'den Avusturya'nın Graz kentine gitmiştik. Henüz 12 yaşında; Yunanistan, bugünkü Makedonya, Sırbistan, Hırvatistan ve Slovenya'yı görme fırsatım olmuştu. Hatta dönüşte Arnavutluk sınırına kadar inip Adriyatik kıyılarını gezmiştik. İşte bu seyahatte gezmek, yolda olmak, yöresel yemekleri tatmak gibi terimler kanıma işledi. Ailemin bana seyahatle ilgili verdiği en büyük armağan budur.

- Tabii siz sadece seyahat etmiyorsunuz aynı zamanda seyahati lezzete göre de kategorize ediyorsunuz. Yeme içme ve değişik lezzetleri tatma konusunda hep böyle meraklı mıydınız?

Söylediğim gibi çocukluğumda yaptığım bu gezide Makedonya'da köftenin 20 cm çapınca koca koca hazırlandığını, Hırvatistan kıyılarında kömür ateşinde ahtapot yahni yapıldığını gördüm. Adriyatik Denizi'nin ortasında yediğim tencerede kabuklu midye yemeği ise hayata bakış açımı değiştirdi. Ondan sonra seyahatlerim hep yöresel lezzetleri keşfetme odaklı oldu.

- Kaç yıldır yeme içme odaklı seyahat ediyorsunuz?

Sanırım 12 yaşında ilk yurt dışı turuyla başladı yani 27 yıldır yeme içme odaklı geziyorum.

-Dünyada ve Türkiye'de gurme programlarıyla ünlü isimler var; Mehmet Yaşin, Vedat Milor ya da İtalyan David Rocco gibi. Bu konuda örnek aldığınız isimler var mı?

Mehmet Yaşin daha çok köylere ve bilinmeyen yerlere gittiği için onun seyahatlerini not alırım. Daha sonra yolum o şehre düştüğünde mümkünse onun da beğendiği lokantalara uğrarım. Vedat Milor ise büyük şehirlerdeki bilinen, meşhur yerlere gittiği için onunkileri pek tercih etmiyorum. Benim esas hedefim adı sanı duyulmamış gizli lezzet duraklarını keşfetmek. O yüzden en güzel yöntem, gideceğim ülkede bizim gibi yemek üzerine blog yazan kişileri ve onların tercih ettiği yerleri bulmak.

-Yemekleriyle sizi en çok etkileyen ülke hangisi oldu?

Herhalde Yunanistan! Ben de aslen İzmirli olduğum için orada pişirilen ahtapot ızgaranın, kalamar dolmanın, sahanda karidesin hastasıyım.

-Türk mutfağını dünya mutfağı içinde nasıl bir yere koyarsınız?

Türk mutfağı aslında çok geniş bir yelpazeye sahip. Karadeniz'in kuymağı, Antep'in beyran çorbası, Edirne'nin ciğer sarması çok özel lezzetlerdir. Ama maalesef bizde bu yemekleri sadece o şehirlerde veya İstanbul'da bulabilirsiniz. Kebap kültürü deyince herkesin aklına ya döner ya da lahmacun gelir. Ama bu yemekler geleneksel olarak Türkiye'de, evlerde pişen yemekler değildir. Ayrıca bizde standart da yoktur. İstanbul'da yüzlerce dönerci vardır ama sadece 10-15 tanesi, 20 senedir iş yapan adamakıllı dönercidir.

-Kendinize gurme diyebilir misiniz?

Yok ben “löplöpçüler” kelimesini daha uygun buluyorum.

-“Löplöpçüler” ismini nasıl seçtiniz?

Löp et,löp löp et yemek Löp löp yiyen kişilerden öplöpçüler kelimesini türettim ve bloguma da bu ismi verdim.

-Kaç ülke gezdiniz;hedefinizde daha kaç ülke var?

Henüz 52 ülke oldu; daha gidilecek çok ülke var. Herhangi bir hedefim yok, gidebildiğim kadar çok ülkeye gitmek istiyorum.

-Vaktiniz ve paranızın ne kadarını seyahate harcıyorsunuz?

Türkiye'de çalışırken 3 hafta yıllık iznim vardı. 19 Mayıs, 23 Nisan gibi günlük tatilleri hafta sonu ile birleştirip 2-3 günlüğüne bir yerlere kaçıyorduk. Bayramlarda da uzak ülkelere gidiyorduk. 2 senedir yurt dışındayım ve sadece 4 hafta yıllık iznim var. Mümkün olduğu kadar fazla seyahate çıkmaya çalışıyoruz. Harcamalarımızın da sanırım %80'i seyahatlere gidiyor. Pazar günü bile olsa, kahvaltı etmeden evden çıkıp 100-200 km civardaki yerlere seyahat eder, oralarda yemek yeriz.

- Şu anda Namibya'da yaşıyorsunuz; bir Afrika ülkesinde yaşamak zor gelmiyor mu? Neden gittiniz?

Eşim de, ben de Türkiye'de kurumsal firmalarda çalışıyorduk. Daha sonra Malezya'dan bir iş teklifi geldi. Hem daha çok para kazanmak hem de Uzakdoğu Asya ülkelerini daha kolay gezmek için kabul ettik. 18 ayda Malezya'nın adaları dışında Tayland, Singapur, Endonezya ve Filipinler'e gittik. Proje bitiminde müdürüm aynı firmanın Namibya'daki başka projesinde bana ihtiyaçları olduğunu söyleyince Afrika kapıları açıldı. Şimdi de Güney Afrika, Botsvana, Zimbabve, Zambia lezzet turlarının peşindeyiz.

- Son olarak, çocuklarınızla birlikte gezmek zor olmuyor mu?

Hem Ege hem de Tuna, Amerika'da doğdukları için daha 3 haftalıkken uçak yolculuğu ile tanıştılar. O yüzden her ikisine de 3-4 saatlik uçak yolculukları artık çerez gibi geliyor. Ege doğana kadar couchsurfing yapıyorduk, gittiğimiz ülkelerdeki insanların evlerinde kalıyorduk. Ege doğduktan sonra maması ve sütü için, odada buzdolabı olan basit otellerde konaklamaya başladık. Uçak ve araba yolculuklarında ise dikkat edilmesi gereken ince hususlar var. Çocuğun uyku ve yemek saatlerine göre seyahat ederseniz hiçbir sorun yaşamazsınız. Neticede çocuğu nasıl alıştırırsanız o şekilde büyür. Ege henüz 4 yaşına bile basmadı ama 17 ülke gördü. Tuna ise ilk bir ayını Amerika'da geçirdi. Ardından sadece4-5 ay Türkiye'de kaldı,sonrasında Malezya ve Namibya'da büyüdü. İlk çocuktan sonra tecrübeli olduğumuz için Filipinler ve Endonezya seyahatlerinde iki çocukla hiç sorun yaşamadık.  

Löplöpçüleri takip etmek için; Blog adresleri: Loplopculer.com  Twitter: @loplopculer