Yurt içinde dış ticaret açığının yükselmesi, enflasyonun tahmin edilen değerlerin üzerinde artması, global bazda ise ekonomilerde canlanmanın beklenenin altında kalması ile parasal genişleme politikalarında revizeler yaşanmaya başlayacak. Yurt içinde bunun sinyalleri kredi genişlemesinin önüne geçilmeye başlanması ile verildi. Merkez Bankası TL ve yabancı paralar için zorunlu karşılık oranlarında yaptığı artışlarla piyasaya ilk mesajı vermiş oldu. Bankalar da maliyetlerin artmasını neden olarak göstererek, kredi faizlerinde yükselişler yaşanabileceğinin altını çizdiler.

Nitekim kredi faizlerinde hafif bir oynama meydana gelmeye başladı. Bankalar; nisan ayı sonundaki MB hamlesinden sonra faizleri yaklaşık ‘ 0.5 ‘ puan artırdılar.120 ay vadeye kadar olan kredi faiz oranları yaklaşık yüzde ‘ 0.9 ‘a kadar yükseldi.

Yalnızca zorunlu karşılık hamlesinden sonra artan faiz oranları tüketicileri biraz tedirgin etmeye başladı. Çünkü önümüzde bir faiz artırım beklentisi var. Uluslararası yatırım bankalarına göre Merkez Bankası temmuz-ağustos döneminde faizleri artırma yoluna gidecek. Yazımın başında bahsettiğim dış ticaret açığı ve enflasyon etkisi de bu ihtimali biraz daha artırıyor. Faiz oranlarının artırılması demek, bankaların kredi faizlerinde yeni bir değerlemeye gideceğinin işareti olacak. Türkiye tarihinin en düşük oranlı konut kredisi faizlerinin sonuna gelmeye başladığımız bu günlerde, faiz artırımlarının krediler üstinde tüketiciye nasıl bir etkisi olacağını incelemek istiyorum.

Konut alırken, kredi faizlerinin uygun olup olmadığını hesaplamak için konut fiyatlarını da mutlaka incelememiz gerekli. Konut kredisinin çok cazip olabilmesi için konut fiyatlarında da göreceli bir korelasyon olmalı. O nedenle inceleme yaparken, konut fiyatlarını da dikkate alacağım.

Özellikle kriz döneminin ertesinde 2009 yılının sonlarından itibaren yüzde 1’in altına düşen konut kredisi faiz oranları ile karşı karşıyayız. Ancak bu dönemde konut fiyatları da göreceli olarak dip seviyelerdeydi. Ancak kredi faizleri 120 ay vadeye kadar yaklaşık yüzde ‘0.80’ seviyesine inmeye başlarken, konut fiyatlarında ise ciddi yükselişler meydana geldi. Konut talebindeki, kredi faizi azalışına bağlı olarak, görülen artış konut fiyatlarının hızlı yükselmesine neden oldu. Burada bir ikilem olmasına rağmen, kredi faizlerindeki cazibe bu ikilemin görülmesini engelledi. Konut fiyatlarının, kredi faiz oranlarındaki düşüş oranından daha fazla artması, zaten konut kredilerinin cazibesini bir nebze düşürüyordu.

Eğer ki faiz artırımları sonrası kredi faizlerinde meydana gelecek artışlar, psikolojik olarak tüketicileri etkilerse, konut talebindeki artışın önüne geçilmiş olunur. Böylece konut fiyatlarında en azından bir durulma sürecine gireriz. Bu da korelasyon bakımından konut kredisi kullanmanın cazibesini ortadan kaldırmamış olur.

Şimdi pratikten, uygulamaya geçelim ve ne demek istediğime bir bakalım. Diyelim ki; almak istediğiniz konutun fiyatı 2010 yılı başında 200 bin TL dolaylarındaydı. Siz 100 bin TL kredi kullanıp, bunu 108 ay vadede ödemek istiyordunuz. Kredi faiz oranının ‘0.80’ olduğunu varsayarsak, aylık bazda ödeyeceğiniz tutar 1.386 TL olacaktı. 

Bugüne geldiğimiz zaman o konutun fiyatının 220 bin TL olduğunu varsayalım. Siz yine 100 bin TL kredi alacaksınız ve 108 ay vadede ödeyeceksiniz. Kredi faiz oranının ise yüzde ‘ 1 ‘ e yükseldiğini varsayalım. Bu şekilde aylık ödeyeceğiniz miktar 1.518 TL ‘ye yükselmiş oldu.

Kredi faizlerinin yüzde ‘0.80’ den yüzde ‘1‘ e yükselmesi sonucunda sizin katlanmanız gereken ekstra maliyet 14.250 TL civarında oluyor. Konut fiyatında ise 20 bin TL’lik bir ekstra artış söz konusu. Bu da demek oluyor ki, konut fiyatındaki artışa kıyasla kredi faiz oranındaki artış bertaraf edilebilir düzeyde.

Elbetteki maliyet olarak yük ağırlaşıyor fakat kredi faizlerinin yükselmesi, konut almanın cazibesini düşürüyor söylemi yapmak doğru değil. Bu nedenle kredi faizleri yükseldiğinde dahi, konut fiyatlarındaki yükselişle kıyaslamasını mutlaka yapın.

Kredi faizlerinde yükseliş, cazibeyi ortadan kaldırır mı ?