Uzun yıllardır faizin İslam'daki yeri hakkındaki tartışmalar süregelip duruyor. Faiz kelimesini kullanmayan, kar payı sistemi ile çalışan katılım bankaları halk tarafından farklı olarak görülüyor. Bu yazımda katılım bankalarına değinmek ve faizsiz bankacılığın esasları hakkında bilgi vermek istiyorum.

Katılım Bankası, faizsizlik prensiplerine göre çalışan, kar ve zarara katılma esasına göre fon toplayıp, ticaret, ortaklık ve finansal kiralama yöntemleriyle fon kullandıran bankacılık modelidir.

Katılım bankalarının varlık nedeni ve altın kuralı ‘ Faizsizlik Prensibidir ’. Faizsizlik Prensibi fon toplarken kar ve zarara katılma esasına göre fon kabul etmek ve müşteriye sabit bir getiri taahhüt etmemektir.

İsimdeki “katılım” sözcüğü yapılan bankacılık türünü kar ve zarara katılma prensibine dayalı bir bankacılık olduğunu ifade etmek için kullanılmaktadır. Sisteme dahil bankalar tasarruf sahiplerinden topladıkları fonları, faizsiz finansman prensipleri dahilinde ticaret ve sanayide değerlendirerek, oluşan kar veya zararı tasarruf sahipleriyle paylaşırlar.

Bu bankacılık türünde fon toplama ve fon kullandırımında geleneksel bankacılık modellerinden farklı özellikler bulunuyor: Kar ve zararın paylaşılması üzerine kurulu fon toplama modeliyle belli vadelerle kaynak toplanıyor, toplanan kaynakların kullandırılmasından doğan kâr ve zarar da parasını yatıran fon sahibiyle paylaşılıyor.

Yani, bankaya para yatıran ile banka, belli bir süre için emek-sermaye ortaklığı oluşturuyor, bu ortaklıkta para cinsi ve tutarı, vadelere göre belli bir endeks sistemiyle her bir ortağın payı hesaplanıyor. Vade sonunda ise, Birim Hesap Değerine göre her bir hesap sahibinin bankadan talep edebileceği tutar tespit ediliyor, hesap sahipleri talep ettiğinde bu getiriler kendilerine ödeniyor.

 

Faiz ile kar payının farkı nedir?

Faiz, belirli bir miktardaki anaparanın belirli bir vadede, belirli bir oranda elde ettiği getiri olarak tanımlanabilir. Yani borç verenin (banka ya da özel kişi) vadeyi ve oranı belirlediği, alanın da kabul ettiği bir uzlaşma söz konusudur. Faizli uygulamalarda her iki taraf, üzerinde anlaşılan vade geldiğinde anaparanın dışında ne kadar vereceğini ya da alacağını bilmektedir.

Faizsiz çalışma esasına dayalı kar payı ise, taraflarca belirlenen vadeye kadar ticari veya sınai bir ekonomik faaliyette kullanılan anaparanın elde ettiği karın vadesi geldiğinde anlaşılan oranda taraflara dağıtılan kısmıdır. Vade sonunda elde edilen getiri, yani kar, % 80'i tasarruf sahibine, % 20'si kuruma olmak üzere dağıtılır. Kar payı esasına göre çalışan sistemde anaparanın vade geldiğinde ne kadar kazandıracağı belirli değildir. Kredilendirilen projelerden zarar edilmesi de ihtimal dahilindedir. Faizli sistemde ise bu mümkün değildir, vade geldiğinde önceden taahhüt edilen tutar mutlaka anapara sahibine ödenmelidir. Kısaca, kar payı ile faiz arasındaki temel fark, faizde anaparanın vade sonundaki kazancı taahhüt edilirken, kar payında kazancın destek verilen projelerin verimliliğine göre oluşmasıdır.

Dağıtılacak karda garanti var mı?

Dağıtılacak karları önceden açıklamak hiçbir şekilde mümkün değildir. Gazetelerde ya da şubelerde ilan edilen kar payları ileriye yönelik dağıtılacak karları gösteren bir tablo değildir. Açıklanan rakamlar bir önceki hafta sonu itibariyle vadelere göre oluşmuş ve dağıtılmış kar paylarını göstermektedir. Müşterileri bilgilendirmek amacıyla ilan edilmektedir. İleriye yönelik bir taahhüt değildir.

Katılım bankaları sürekli kar eder mi?

Katılım Bankaları 17 faaliyet yılı içinde zarar etmemişlerdir. Ticari hayatta kar kadar zarar da doğaldır ve kaçınılmazdır. Bu hiç etmeyecekler anlamına gelmemelidir. Katılım Bankaları her dönemde, değişik nitelikteki pek çok projeye destek olmaktadırlar. Dönem sonunda verilen kredilerin, yani destek verilen projelerin getirilerine bakıldığında, bazı projelerin beklenenden yüksek, bazılarının beklendiği gibi, bazılarının ise beklenenin altında kar getirdiği hatta bazı işlerden zarar edildiği görülebilir. Fon desteği sağlanan projelerin çoğunluğundan kar elde edilmesi durumunda, doğal olarak Kurumun katılım hesaplarına zarar dağıtması söz konusu olmayacaktır. Ancak bu kurumların kötü yönetilmesi veya piyasalarda global krizin olması gibi olağandışı şartlarda, müşterilerinin hesaplarına zarar dağıtılabileceği de göz ardı edilmemelidir. Neticede, bu kurumlar kar/ zarar esasına göre çalışan ve yatırım yapan kurumlardır.

Kar oranları ile faiz oranları aynı mı?

Katılım bankalarının dağıttığı karların banka faiz oranlarıyla aynı olması söz konusu değildir. Katılım bankalarının kendi içlerinde bile dağıtılan kar oranları farklıdır. Kar oranlarındaki küçük farklar bile toplamda büyük rakamlı sonuçlara götürür. Ülkemizde faaliyet gösteren katılım bankaları, topladıkları fonların büyük kısmını üretim desteği sağlama yani, işletmelerin üretim faaliyetinde ya da ticarette kullandıkları hammadde, mamul ya da yarı mamul ihtiyaçlarını karşılama yöntemiyle kullandırmaktadırlar.

Diğer taraftan bankalar paranın yatırılması aşamasında vereceği faiz oranını belirliyor. Oysa katılım bankaları geçerli kar marjları üzerinden parayı değerlendirip, kazandığını paylaşıyor. Önceden bir belirleme kesinlikle mümkün olmadığı için zaten bankaların takip edilmesi gibi bir durum söz konusu değil. Yani, müşteri Katılım Bankalarının verdiği oranı yüksek bularak faizli bankalardan veya satıcılardan daha düşük maliyetle kredi kullanabilmektedir.

Piyasada oluşan oranlardan daha yüksek kredi oranları oluşursa Katılım Bankalarındaki fonlar atıl kalabilecek tam ters bir durumda ise Katılım Bankaları zarar etmiş olacaklardır. Bu durum göz önüne alındığında, Katılım Bankalarının elde ettiği ve dolayısıyla tasarruf sahiplerine dağıttığı kar paylarının neden bankalarca verilen faiz oranlarına yakın seyrettiği daha net olarak görülebilmektedir.