‘Eğer fırtına çıktığında yolcular gemiyi terk etmiş olsalardı, okyanusu geçen olmazdı.’ Charles Kettering’in bu sözünü giriş cümlesi yapmamın nedeni riskin, hayatımızın parçası olan ancak yönetilebilir bir kavram olduğunu hatırlatmak. Seneler önce Ortadoğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü hocalarından biri öğrencilerinin final imtihanında tek soru sorar. Soru çok kısadır ve tam puanlık cevap alan sadece bir kişi olmuştur. Soru şudur: Risk Nedir?

Tam puan alan öğrencinin cevabı ise sorudan çok daha enteresandır. Kağıdı boş veren kurnaz öğrencinin cevabı kağıda bir şeyler doldurmadan “işte risk budur.” cümlesini yazmasıdır.

Ancak risk hayatın hiçbir alanında bu kadar kolay şekilde alınamaz. Kumar oynamak ile risk almak kavramını birbirine karıştırmamak gerekiyor. Ya tutarsa, ya olursa mantığı ile hareket etmek risk almak demek değildir. Bu nedenle hayatımızın her alanında olduğu gibi, özellikle finansal açıdan risk alma kavramını iyi analiz etmek ve finansal anlamdaki riskleri yönetmek gerekir.

Yatırımlarınızda risk yönetimi yapmayı ihmal etmeyin!

Türk yatırımcıları ne yazık ki riski yönetmeyi ve dağıtmayı pek sevmiyorlar. Ya da çok iyi bilmiyorlar. Özellikle hisse senedi piyasalarında işlem yapan kesimin, çok kısa sürede çok yüksek kazanç yalanına inanması ve/veya spekülatörlerin sığ piyasalarda bu hipotezi destekleyecek işlemler yapması ile Türk yatırımcısının kafasında risk yönetimi kavramı pek oturamadı. Portföy yönetim mantığında, paranın tamamı asla aynı enstrümana yatırılmaz. Riski dağıtmak, yatırımınızın getirisinin bir parçasıdır.

Günümüz bakacak olursak, global ekonomik konjonktürdeki belirsizliğin tavan yaptığı durumda, paranın gitmek isteyeceği tek bir yer yok. Kriz dönemlerinin en popular limanı altında dahi yaşanan düşüşler bu hipotezin en güzel örneği oluyor. Bu nedenle risk yönetimi, finansal alanda hayatınızın bir parçası olmak zorunda. Son dönemlerin popular kurumları ‘ Hedge Fonlar ‘ın mantığı da budur aslında. Riskli enstrümanlara yatırım yapan fonlar olarak algılayabilirsiniz. Bu fonlar yatırımlarını yaparken, risklerini dağıtırlar. Bir yatırımdan zarar etme riskini başka bir enstrümana yatırım yaparak kapatmak isterler. Yani yüksek getiri sağlayabilecek ancak aynı zamanda yüksek riskli olan bir enstrümana yatırım yaptılarsa, bu riski ‘hedge’ edecek diğer bir enstrümana mutlaka yatırım yaparlar ki, çok yüksek zarar etmesinler.

Bunu özele indirgeyecek olursak; bu dönemde hisse senetleri piyasalarına yatırım yaptıysanız ve elinizde hisse senedi varsa, bu global konjonktürde düşüşe karşı savunmanız yoktur. Bu nedenle bu yatırımınızdan doğan riski ‘hedge’ etmek için, vadeli piyasalarda endeks kontratına düşüş yönünde pozisyon alabilirsiniz. Bu riski dağıtmak olacaktır.

Bütçeniz için de risk yönetimi uygulayabilirsiniz

Belli bir süredir global ekonomik belirsizlikleri nedeniyle israf ekonomisinden uzak durma çağrısı yapıyoruz. Bu nedenle bütçenizdeki giderleri en optimum şekilde ayarlamanız ve ihtiyacınız olmayanı alma fikrinizi ertelemenizi söylüyorum.  Bu da aslında risk yönetimine bir örnek oluşturabilecek nitelikte.

Çünkü bu dönemde ekonomilerde yaşanabilecek sıkıntılar, özel sektörde çalışan kesim için iş kaybetme riskini beraberinde getirebilir. Bu durumda size harcamalarınızda kısıtlamaya gitme zorunluluğu getirecektir. Özellikle taksitli alışverişlerinize sınırlama getirme ve gelirinizden yüksek değerde bir ürünü taksite güvenerek almamanız sorumluluğunu size yükleyecektir.

Fiyatlar genel düzeyindeki hareketler, petrol fiyatlarının seyri, satın alma gücünün değişimi gibi bir çok ekonomik indikatöre bakılarak bütçede risk yönetimi yapılabilir. Şirketlerin uzun vadedeki stratejilerinde yer alan bu tarz özellikleri, kişisel bütçelere de indirgeme zamanı geldi. Kredi notlarından bahsederken, artık yalnızca ülke ve şirketlerin değil, bireylerin de kredi notu olacağından bahsediyorum. İşte artık her birey kendisini bir şirket olarak görmeli, hem riskini yönetmeli hem de yatırımlarına buna göre yön vermeli.