Şimdi bu yazıya aşkla ilgili çok abartılı bir cümleyle başlamak isterdim ama aşk karmaşık bir duygu ve hakkında beylik laflar etmek zor. O yüzden yazarların yarattığı aşkları okuyoruz ya da gerçekten yaşanmış aşk hikâyelerini dinleyip onlara özeniyoruz zaten.

Ben de diyorum ki, okumakla ya da dinlemekle kalmayıp bu aşk hikâyelerine tanık olmuş yerleri gezmek nasıl olur? Hem sevgililer günü de yaklaşıyor. Sevgilini alıp aşk kokan bu destinasyonlara seyahat etmek, ikinize de güzel bir hediye olabilir. Ben gidebileceğiniz en romantik yerleri yazdım, seçmesi ve bileti alması sana kaldı.

Romeo ve Juliet – Juliet’in Evi, Verona

“Ah Romeo, Romeo! Neden Romeo’sun sen?

Ucuz Uçak Bileti Bulun

İnkâr et babanı, adını yadsı,

Yapamazsan yemin et sevdiğine

Vazgeçeyim ben de Capulet olmaktan”

Montague ailesinin Romeo’su ve Capulet’lerin Juliet’i birbirlerine körkütük âşık olur. Ne var ki bu büyük aşk, imkânsız bir aşktır çünkü Montague ve Capulet aileleri birbirine düşmandır. Ancak Romeo ve Juliet’in aşkı öylesine büyüktür ki ikisi de birlikte olmak için her şeyi feda etmeyi göze alırlar. İşte, yukarıdaki cümleler de Juliet’in Romeo’ya aşkla yalvarışıdır. Verona’daki evinin balkonuna çıkıp Romeo’sunun aşk dolu serenadını dinler ve o andan sonra sevdiği uğruna kendi soyadını bile geride bırakmaya gönüllüdür. Ne yazık ki bu iki âşık ancak ölümün kollarında birbirlerine kavuşurlar.

Shakespeare böyle yazmış Romeo ve Juliet’in tragedyasını. Verona’da geçen hikâyeyi okuyan ya da izleyen herkes böyle bir aşkın kahramanı olma hayalleri kuruyor. Aşk hayatın hakkında bir yorum yapamam ama Verona’ya gidip “Juliet’in Evi”ni ziyaret ettiğinde gönlünü buranın romantik atmosferine kaptıracağına eminim. Geçmişi 13. yüzyıla kadar dayanan bina, Shakespeare’in bu ünlü eserinden sonra restore edilmiş ve binaya Juliet’in Romeo’yu dinlediği balkon eklenmiş.

Shakespeare sevenler ve Romeo ve Juliet’in aşkına özenenler, 4 katlı evin içinde turlayıp balkonda fotoğraf çekinmek için geliyorlar buraya. Tabii balkon büyük rağbet gördüğü için tek başına fotoğraf çektirmek fazlasıyla zor. Evin bahçesinde çiftlerin isimlerini yazıp astığı kilitleri göreceksin. Aşkları ölümsüz olsun diye asıyorlar o kilitleri. “O ne öyle batıl inanç adeta” diye düşünebilirsin ama bu kilidi Verona’ya gelmenizin bir simgesi gibi düşün ve bu geleneğe uy bence. “Benim sevgilim yok, ben ne yapayım” diye sorarsan da bahçede Juliet’in heykeli var ve insanlar, şans getirdiğine inanarak heykelin sağ göğsüne dokunuyorlar.

Romeo ve Juliet – Juliet’in Evi, Verona

Esmeralda ve Quasimodo – Notre Dame Katedrali, Paris

“Sevgi denen şey bir ağaca benzer. Kendiliğinden yetişiverir, köklerini bütün benliğimize salar. Anlaşılmaz tarafı şudur ki; bu sevgi ne kadar körse o kadar inatçıdır. Mantıksız olduğu zaman da inadına kuvvetlenip sağlamlaşır.”

Annesi tarafından terk edilmiş, çirkinliği yüzünden halk tarafından dışlanmış Quasimodo, Notre Dame Katedrali’nin önünde dans eden çingene kızı Esmeralda’nın büyüsüne kapılır. Papaz Frollo ve Phoebus da Esmeralda’nın güzelliğine karşı koyamaz. Phoebus’a âşık olan Esmeralda kimse Quasimodo’ya yardım etmezken ona su verir. O an Quasimodo hiçbir zaman karşılık bulamayacağı bir aşkla sevmeye başlar bu güzeller güzeli kızı. Esmeralda’nın başıysa Frollo, Phoebus’u kıskançlık yüzünden öldürünce derde girer. Esmeralda’yı asılmaktan kurtaransa ona körkütük âşık olan Quasimodo’dur ancak kızın ölümüne engel olamaz. Yıllar sonra bir mezarcı Esmeralda’nın mezarına denk gelir ve kızın yanında kambur bir adamın iskeletini bulur.

Victor Hugo böyle anlatmış Quasimodo’nun karşılıksız aşkını. Aynı zamanda bu aşk, Notre Dame de Paris müzikaline de konu olmuş. “Belle”, “Les Temps des Cathédrales” şarkılarını duymuşsundur. İşte bu şarkıların söylendiği müzikalden bahsediyorum. Kitabı okuyan, müzikali izleyen ya da bu şarkıları dinleyen herkes, Notre Dame’ın sağır zangoçu Quasimodo’nun hikâyesine üzülüyor ve belki de onun anısını yaşatmak adına Notre Dame Katedrali’ni görmeye gidiyor. Hatta katedral, Hugo’nun romanı sayesinde ayakta duruyor desem yanlış olmaz. Şöyle açıklayayım, 19. yüzyılın başlarında, Fransız Devrimi’nde tahrip edilen katedralin yıkılmasına karar verilmiş. Victor Hugo’nun da bu duruma gönlü razı gelmemiş ve katedralin eski görkemine tekrar kavuşmasına ilgi çekebilmek için Notre Dame’ın Kamburu’nu yazmış. İyi ki de yazmış ve Notre Dame kurtulmuş diyelim yoksa bu güzel katedrali gezemezdik.

Esmeralda ve Quasimodo – Notre Dame Katedrali, Paris

Ferhat ile Şirin – Ferhat ile Şirin Âşıklar Müzesi, Amasya

“Derler ki, her bahar iki mezar üzerinde iki gül bitermiş. Tam birbirlerine kavuşmak üzereyken, mezarların ortasında bir kara çalı peyda olur, iki gülün kavuşmalarını engellermiş.”

Nakkaş Ferhat’ın süslediği saraylar ve köşklerin güzelliğini gören herkesi kendine hayran bırakır. Rivayet edilir ki Ferhat’ın işçiliğinin bu dillere destan güzelliği, Amasya Sultanı Mehmene Banu’nun kız kardeşi Şirin’e olan aşkının bir meyvesidir. Aşkını sanatına işleyen Ferhat, Şirin’i istetir ama Sultan, Ferhat’a aşıktır. İmkânsız olduğunu bildiği için Ferhat’a, “Şehre su getirirsen kardeşimi sana veririm” diye buyurur. Aşkından yanıp tutuşan Ferhat başlar canla başla çalışmaya. Ferhat’ın çabasını gören Mehmene Banu, bir cadıya Ferhat’ı bu işten caydırmasını emreder. Cadı, Şirin’in öldüğünü söyler söylemez deliye dönen Ferhat, kazmasını göğe fırlatır. Ne yazıktır ki, kazma gelir Ferhat’ın başına düşer. Son nefesini verirken, kayalıklardan dökülen suyun yanına yığılır. Bunu gören Şirin de kendini kayalıklardan aşağı bırakıverir.

Şirin için dağları delen Ferhat’ın hikâyesi işte yukarıdaki sözlerle bitirilir. Romeo ve Juliet gibi Ferhat ile Şirin de ölümün kollarında birbirlerine kavuşur. Ferhat ile Şirin’i duymamış olduğuna ihtimal bile vermiyorum ama belki de Amasya’da geçtiğini bilmiyor olabilirsin. Amasya Belediyesi de şehirde geçen bu efsaneyi onurlandırmak ve tanıtmak adına Ferhat ile Şirin Âşıklar Müzesi’ni açtı. Şehrin kültürel varlığı olarak görünen bu efsane aşk, Ferhat Su Kanalı adı verilen bölgede bulunan müzede yaşamaya devam ediyor. Müze sadece Ferhat ile Şirin’in aşkını anlatmakla kalmayıp Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliet gibi diğer aşk hikâyelerine de değinmiş. Aşka adanmış bu müzenin bahçesine de Ferhat ile Şirin’in sembolik mezarları dikilmiş.

Ferhat ile Şirin – Ferhat ile Şirin Âşıklar Müzesi, Amasya

Şah Cihan ve Mümtaz Mahal – Tac Mahal, Agra

“Ey sultanım! Ah Mümtaz Mahal!

Yoldaşım, sırdaşım, cenktaşım, biriciğim, çocuklarımın anası, kadınım!

Mademki göklere kavuştun, mademki Babür yurdunu sensiz koydun, aşkımızın tanığı olarak, adın naif bir kubbeden sonsuz çığlık olup yükselecek.”

Babür Hükümdarı Şah Cihan politik amaçlarla yaptığı ilk iki evliliğinde bulamadığı aşkı Ercümend Banu Begüm’de bulur. Bu kadının güzelliğine ve zekasına öyle bir hayran olur ki gözü ondan başka kimseyi görmez ve ona “sarayın mücevheri” anlamına gelen Mümtaz Mahal ismini verir. 5 yıl boyunca büyük bir aşk yaşar, sonra da birbirlerine kavuşur bu âşıklar. Seferlerinde bile yalnız bırakmaz Mümtaz, Şah Cihan’ı. Ne yazıktır ki, 14. çocuğuna hamileyken Şah Cihan’la sefere çıkan Mümtaz, çok sevdiği kocasını yalnız bırakıp bu dünyadan göçüp gider. Şah Cihan karısının yokluğuna dayanamaz kapatır kendisini. 1 yıl boyunca yas tuttuktan sonra karısının güzelliğini ve anısını yansıtacak bir anıt mezar diktirir.

İşte böyle bir hikâye var Tac Mahal’in inşasının ardında. Tam 21 sene, aralarında Mimar Sinan’ın öğrencilerinin de bulunduğu yaklaşık 20.000 işçi bu anıtın yapımında çalışmış ve sonucunda güzelliğinden bugün bile en ufak bir şeyin eksilmediği Tac Mahal’i yapmış. Anıt mezarın inşaatında kullanılan mermerler yarı değerli taşlarla süslenmiş. Tac Mahal’e gittiğinde fark edeceksin ki, ana kubbenin etrafına dikilen dört minare dışa doğru eğik. Olası bir deprem durumunda, minarelerin ana kubbeye zarar vermemesi için böyle bir taktik uygulanmış. Şah Cihan, karısı için inşa ettirdiği bu yapının karşısına kendisi için bir de siyah Tac Mahal yaptırmak istemiş ama oğlu, onu akli dengesini yitirdiğini öne sürerek tahttan indirip Agra Kalesi’ne kapatınca bu planı gerçekleştirmemiş. Ömrünün son günlerini de kalenin camından Tac Mahal’i izleyerek geçirmiş.

Şah Cihan ve Mümtaz Mahal – Tac Mahal, Agra

Yazımı gerçekten yaşanmış bir aşk hikâyesiyle bitirmiş oluyorum böylece. Tabii içten içe “Ne aşklar var be” diye de düşünmeden edemedim Şah Cihan ve Mümtaz Mahal’i anlatırken. Tahmin ediyorum ki sen de benimle aynı fikirdesindir. Ne yapalım bize de gidip bu aşklara tanık olmuş yerleri görmek kalıyor işte. O zaman haydi en büyük aşkı seyahat etmek olanlar, doğru uçak bileti almaya.