Bu soru sabahtan beri aklımda dolaşıyor.

Bağımlılıklar çeşit çeşit elbette ve alışveriş, marka ekseninde örnekler çoğaltılabilir. Tüm ürünler neredeyse karşımıza life-style olarak sunuluyor ve bizler de aslında o kahveyi ya da eteği değil, o yaşam tarzını alıyoruz.

Bunlar benim keşiflerim değil, bunlar bilerek ve isteyerek yapmayı sürdürdüklerimiz. Geçtiğimiz günlerde, sosyal statüye ayak uydurmak bütçenize bağlı yazısında da bahsedilen araştırma hem bağımlısı olduğumuz hem statüko meselesi haline gelen mobil hayat ve internet kullanımının aynı zamanda satınalmaya yönlendirmesi üzerineydi.

Siz de şöyle bir etrafınıza bakarsanız, özellikle mobil alanda, herkesin telefonuna nasıl duygusal olarak da bağlı olduğunu görebilirsiniz. Iphone, Samsung Galaxy ya da Blackberry sahipleri arasındaki tatlı sert çekişmeler, futbol taraftarıymışcasına benimsenen markalar. Sakıncası olmamakla birlikte, bizleri zarara sokmaktalar :)

Sürekli yenilenen teknolojileri ile aklımızı çelip birinde olup diğerinde olmayan özellikleri ile hep markette kalabiliyor ve bizleri kendilerini satın almak üzere güdüleyebiliyorlar.

Size yurtdışından da bir örnek vermek istiyorum, yukarıda da bahsettiğim gibi life style satarak ya da ürünü bizim adımıza özelleştirip kendimizi bunu aldığımızda / kullandığımızda özel hissettirecek ürünler, kendilerinin de ötesine geçip kitleleri arkalarından sürükleyebiliyorlar.

Ülkemizde de şube yanına şube açan ve yıllar içinde çok sevilen ve benimsenen bir kahve dükkanının, bir avrupalıya yıllık maliyetini araştırmışlar.
Avrupa'da sıkı bir kahve içicisinin yıllık maliyet £2,000;ortalama bir kahve içicisi için bile bu rakam, £452.28 imiş.

Şimdi bizler de düşünelim, sevdiğimiz telefonlarımıza, günde çeşitli kereler içtiğimiz kahvelerimize ya da gitmekten hoşlandığımız cafelere (eminim herkesin kendisi için aklına çoktan gelmiş bir bağımlılığı vardır) gitmiyor olsak, cebimizde ne kadar tasarrufa atılacak rakam kalırdı?

Keyiflerimiz bağımlılık olmasa, daha çok keyif vermez miydi?