2010 yılının ilk yarısını geride bıraktık. Piyasalarda belirsizliğin belki de her zamankinden çok daha fazla kafa karıştırdığı ancak genelde iyimserliğin hakim olduğu bir dönem geçirdik. Neler oldu göz atmanın tam zamanı!

1. Genel Durum: Madalyonun öbür yüzü

Türkiye ekonomisi büyüyor ama neye göre? Global kriz nedeniyle Türkiye ekonomisi, 2009 yılının ilk çeyreğinde % 14.5 küçülme oranı ile rekor seviyede daralmıştı.  2010 yılının ilk çeyreğindeki büyüme ise bir önceki yılın aynı dönemine göre %11.7 olarak açıklandı. Bu büyüme oranı ile Türkiye, G-20 ülkeleri arasında Çin’den sonra en çok büyüyen ülke olarak ilan edilse de, rekor seviyede daralan bir ülkenin yeniden canlanmaya başlaması şeklinde yorumlamakta fayda var. Yıl sonu büyüme beklentisi ise %5 civarında. Büyüme daha çok iç talep kaynaklı! Dış talebin zayıf kalması, sanayi üretiminde arzu edilen seviyelere ulaşılamamasına neden olurken, ekonomideki toparlanmayı yavaşlatmakta ve işsizlik sorununun çözümünü ise sınırlamakta. İşsizlik bir miktar gerilese de hala çok yüksek seviyelerde. Öte yandan tarım kesimi küçülürken tarımdaki istihdam artışı ise son günlerin dalga konusu!

Krizle birlikte durgunluk nedeniyle azalan ‘cari açık’ ise artmaya başladı. Bunun en önemli nedeni ise iç talebe bağlı ithalatın artması ve Euro bölgesinde olumsuzlukla Avrupa’ya ihracatın beklenen ivmeyi yakalayamamış olması! TUIK verilerine göre, 2010’un ilk beş ayında ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre %15.6 artarken, ithalat %36.6 artmış. Sonuç olarak ihracatın ithalatı karşılama oranı ise %79’dan %67’ye gerilemiş. Euro’nun değer kaybetmeye başlamış olması, ihracatı olumsuz etkilemesi beklenen bir başka risk! Herşey bu kadar kötü mü? Değil elbette; cari açığın finansmanı konusunda bir problem beklenmiyor ve Türkiye ekonomisinde iyileşme süreci herşeye rağmen devam ediyor.

2. İlk yarıda Borsa’da neler oldu?

Türk borsası, özellikle Mart ayından bu yana dünya genelinde yaşanan yoğun olumsuzluklara rağmen bu yıl da en çok yükselen borsalardan biri oldu. Ekonominin en önemli göstergelerinden biri olan borsanın bu yükselişi Türkiye ekonomisi ile ilgili beklentilerin hiç de kötü olmadığını mı gösteriyor? Aslında Avrupa ülkelerinin birçoğunun karşı karşıya olduğu yüksek kamu borcu sorunları ile kıyaslanınca, evet; Türkiye ekonomisi oldukça parlak ve imrenilen bir ekonomi gibi görünüyor. İhracatının yarıya yakınını Avrupa Birliği ülkelerine yapan Türkiye’nin, Avrupa’daki ekonomik çöküşe yıllarca dayanma şansı elbette yok. Ama dışarıdaki problemlerin uzun süre çözümsüz kalacağına dair bir kötümserlik piyasalarımızda görünmüyor. Hiç mi etkilenmedik, hayır. Şubat ayından bu yana İMKB işlem hacimlerindeki düşüş yatırım iştahının yüksek olmadığına, yatırımcının tedirginliğine işaret! 2008 öncesindeki yabancı yatırımcı ilgisi bir süredir piyasalarımızda yok. Yabancı yatırımcı oranı uzun süredir %65’lerde. Bu sene yapılan halka arzların performansı da buna işaret… Yabancı ilgisinin azlığı halka arzların da sönük geçmesine neden oldu.

Türkiye’nin notunun yatırım yapılabilir düzeye ulaşmasına bir adım kaldı, ulaşması da zor görünmüyor. Bu yabancı yatırımları tetikler mi bilinmez, çok ciddiye almıyor olabilirler, zira Yunanistan’ın yatırım yapılabilir notu ile derecelendirme kuruluşları da uluslararası finans çevrelerinde dalga konusu bugünlerde. Sözün kısası, ikinci yarı için de İMKB’nin görünüşü ilk yarıya benzer, hatta biraz daha iyi.

3. Bankacılık Sektörü gururumuz!

Özellikle Euro bölgesinde yaşanan krizin finans sektörüne yayılma konusundaki endişeler, Türk bankacılık sektörünü güçlü özkaynak yapısı ile ön plana çıkardı. Yüksek sermaye yeterlilik rasyosu ve düşük kaldıraç oranı ile Türk Bankacılık sektörü diğer ülkelere fark atıyor. Zira krizde olumsuz etkilenen yurtdışı bankaların sahip olduğu yüksek sermaye yeterlilik rasyosu yanında yüksek kaldıraç oranları dikkat çekmişti. Sermaye yeterlilik rasyosu Avrupa bankalarında %11, ABD’de %12 seviyelerindeyken Türkiye’de %20 civarında. Buna karşılık özkaynak başına düşen aktif (kaldıraç oranı) ise Avrupa’da %35, ABD’de ise %11’e yakın iken Türkiye’de %8‘lerde. Bu tablo Türk bankacılık sektörünü avantajlı kılıyor.

4. Yatırım araçları ne kazandırdı?

2010’un ilk altı ayında yatırımcısını en çok sevindiren %20.70 getiri ile ‘altın’ oldu.

IMKB Ulusal-100 Endeksi ise 2009 yılının son işlem gününde 52.825 puandan 2010 Haziran ayının son işlem gününde 54.839’a çıkarak %3.81 değer kazandı.

2009 yıl sonunda 1,497 lira olan dolar, 2010 yılı ilk altı ayında %5,81 oranında değer kazanarak, Haziran ayının son gününde 1,585 lira oldu. Euro ise aynı dönemde %9.98 değer kaybetti.

A tipi fonlar ilk altı ayda yatırımcıya %4.33 getiri sağlarken aynı dönemde B tipi fonların getirisi % 1.39 olarak gerçekleşti.

Repoda ilk altı aylık getiri ise %2.8, bonodaki getiri ise % 4.03 olarak gerçekleşti.

5. Tüketici Ne kadar Güveniyor?

Tüketici temkini elden bırakmıyor. ‘Tüketici Güven Endeksi’ iyimserlik göstergesi kabul edilen 100’ün altında. Ancak iyileşme devam ediyor. Endeks, Mart ayında itibaren hızını azaltmış olsa da artmaya devam ediyor. 2010 yılının başında 79.24 olan endeks Mayıs sonu itibariyle %9 artarak 86.58’e çıktı.

Endeks’in alt kalemlerini incelersek, 2010’un ilk 5 ayında, %37 artışla tüketicilerin en çok konut tamiratına para harcama ihtimali artmış. Ardından %18 artış ile tasarruf etme ihtimali geliyor. Bunu %15 ile bir sene içinde konut satın alma ya da inşa ettirme ihtimali takip ediyor. Genel ekonomik durum, iş bulma olanakları konusundaki beklentilerdeki artış ise %13 civarında. Tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali ise yıl başından bu yana %12 azalmış!

6. Faizler artacak ama ne zaman?

Sene başından beri faizlerde artış bekleniyor. Görünen o ki bir süre daha beklemeye devam edeceğiz. Zira Euro bölgesindeki sıkıntılar, büyüme dinamikleri, yılsonu enflasyon beklentisinde iyileşmeler gibi sebeplerle Merkez Bankası, faizlerin bir süre daha mevcut ve düşük seviyelerde tutulması gerektiğinin altını çiziyor. Muhtemel faiz artışı için piyasada konuşulan, yılın son çeyreği ya da 2011’in başları…

2008 yıl sonu itibariyle %15 olan TCMB borçlanma faizi, 2009 yılının sonuna kadar kademeli olarak %6.5’a düşürülmüştü. 2010’un  ilk altı ayında ise değişiklik olmadı.

Konut kredisi faizleri ise 2010 yılının Şubat ayında daha da düşerken, Nisan ayı itibariyle bazı bankaların yaptığı faiz artırımları ile az da olsa yükseldi. Piyasada oluşan gerçek kredi faizlerini, Merkez Bankasının açıkladığı ‘Bankalarca TL üzerinden fiilen açılan kredilere uygulanan faiz oranları’ verileri ile netleştirebiliriz. Buna göre piyasada konut kredisinde ortalama yıllık faiz oranı, 2010 Ocak ayında %12.21 iken, Haziran itibariyle %11.26’ya gerilemiş durumda. Taşıt kredilerinde ise Ocak ayında tüketiciler ortalamada %13.56 oranı ile kredi kullanmışken, yılın ilk yarısında bu oran da %11.77’ye düşmüş durumda.

Kredilerde faizler kadar masraflar da önemli bir maliyet unsuru. Masraflar dahil edilerek konut kredilerinde bankaların sunduğu tekliflerin daha gerçekçi kıyaslanmasına olanak sağlayan ‘Enuygun.com Kredi Endeksi’ ise Haziran sonu itibariyle %13.48 olarak gerçekleşti. Bu verilere göre konut kredilerinin gerçek maliyeti Ocak ayından bu yana bir miktar azalsa da genel olarak aynı seviyelerde. Masraflar kredi yıllık maliyetini %1.1 ile %1.5 arası artırıyor.  

7. Krediler beklentilerin üzerinde arttı!

2009 Aralık sonu itibariyle tüketici kredileri hacmi 90.6 milyar iken yılın ilk yarısında %16 büyüme ile beklentilerin üzerinde artış gösterdi ve 104.8 milyar TL’ye ulaştı.

 

Konut kredileri ise yılın ilk yarısında % 15 artarak 49 milyar TL’ye yaklaştı. İhtiyaç kredilerini de içeren diğer tüketici kredileri de 43.8 milyar TL’den 51.8 milyar TL’ye çıktı.  Taşıt kredisi hacmi ise yılın ilk çeyreğinde azalsa da Mart ayından itibaren yükselişe geçti. Ertelenen ihtiyaçlar ve düşük faiz ortamı kredi talebindeki artışın devam edeceğine işaret ediyor.

 

Öte yandan bireysel kredi kart kullanım hacmi ise yılın ilk iki ayında sabit kalırken Mart ayından bu yana yükselmeye başladı. KOBİ’lerin çokça faydalandığı taksitli ticari kredileri de istikrarlı biçimde artmaya devam ediyor.

Takipteki kredilerin oranı ise kredilerdeki artışın da etkisiyle azalıyor. Tüketici kredilerinde takipteki kredilerin oranı 2009 yılı %4.1 iken mayıs ayında %3.5 ‘a geriledi. Kredi kartlarında takip oranı ise bir miktar azalsa da hala %10 civarında.

8. Konutta fiyatlar 3 sene öncesine henüz ulaşmadı!

Konut fiyatları ise ‘Garanti Mortgage Reidin Emlak Endeks’ verilerine göre 2010 Mayıs ayı itibariyle Türkiye genelinde 2007 Haziran ayından bu yana % 8.2, İstanbul’da %9, Ankara’da %11, İzmir’de %3.4, Antalya’da %15.2, Bursa’da %9 oranında değer kaybetti. Aynı dönemde Adana’da konut satış fiyatları %3.7 oranında artarken, Kocaeli’nde %6.3 arttı.

Rapora göre Türkiye genelinde satılık konut fiyatları, 2010 ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre % 7.5 arttı. Ancak 2008 ilk çeyrek fiyatlarının %13 altında gerçekleşti.

Mayıs ayında yayınlanan son verilere göre ise satılık konut fiyatları bir önceki aya göre İstanbul, Adana, Antalya ve Kocaeli’nde %0.5 artarken; Ankara, Bursa ve İzmir’de ise çok değişmedi.